İşte Bu Yüzden Fotoğraf Çekiyorum

Merdiven çıkmanın imkansız olduğu günlerde şehrin çok yükseklerden çekilmiş bu fotoğrafları adeta daha güzel günlerin var olduğunun değerli kanıtı.


Profesyonel bir fotoğrafçıydım. “-dım” ekini kullanmakta zorlanıyorum çünkü beni geçmişe hapsediyor, sanki bir şeyi meslek olarak yapmıyor olmak onu yapabilmek için aldığınız eğitimi, harcadığınız çabayı, edindiğiniz tecrübeyi etkisiz hale getiriyormuş gibi. Belki de artık profesyonel olarak fotoğrafçılık yapmıyorum desem daha doğru olur. Belki de kullandığım kelimelerin başkası için, benim için olduğu kadar önemi yok. Fakat şu var ki son birkaç senedir fotoğrafçılık benim mesleğimdi. Ondan birkaç sene önce de üniversitede okuduğum şeydi. Daha uzun bir süre önce de yapmaktan keyif duyduğum bir şeydi. Fotoğrafçılık hayatımın büyük bir parçasıydı ve hala da öyle, artık bir patrondan çok bir sevgili gibi olsa da.

Bir fotoğrafçı olarak çalışmak oldukça harika bir şeydi. Sıkı teslim tarihleri, geç saatlere kadar çalışmak, aksi müşteriler ve zorluklar, zorluklar, zorluklar vardı. Harikulade anılar, unutulmayacak insanlar ve inanılmaz tecrübeler de vardı. Ve yine zorluklar, zorluklar, zorluklar.

Artık yapamayacak hale gelene kadar bu işi yaptım. Kronik bir hastalıkla yaşamak da böyle bir şeydir. Denersiniz, çabalarsınız, çalışırsınız, bir süre idare edersiniz ama arkası gelmez. Bazen kalbiniz, ruhunuz ve aklınız bir şeyi çok ister ama vücudunuz artık dayanamaz ve içinizde bir şeylerin öldüğünü hissedersiniz çünkü dünya size yapılamayacak bir şey olmadığını, protez organları olan insanların dağlara tırmandığını ve her zaman daha kötüsünün olabileceğini bas bas bağırmaktadır. Daha kötüsünün olabileceğini bilirsiniz ve hiç unutmazsınız ve şu anda daha kötüsünü yaşamadığınız gerçeğine anlatılamayacak kadar minnettarsınızdır.

Bazen yönünüzü değiştirmeniz ve kendinize farklı olanaklar yaratmanız gerekir. Başka insanların seçimlerinizi yargılamasının ne kadar önemsiz olduğunun farkına varırsınız çünkü onların hiçbiri sizi sabahları kalkıp yürüyecek gücünüz olmadığı için yatağınızdan kaldırıp banyoya götürmemiş, çatal bıçak tutacak gücünüz olmadığında yemeğinizi küçük parçalara ayırmamış ya da zor günlerde yanınızda olmamıştır -ki bu zor günler önce çoğu günlere, daha sonra da her güne dönüşmüştür çünkü hasta olmamayı seçemeyeceğiniz fikrini içselleştirmişsinizdir. Sırf vazgeçmediğinizi kanıtlamak için neredeyse kendinizi telef ettiğinizi düşündükçe korkarsınız ve kendinizden bahsederken ikinci şahıs kullanır, uzun ve karışık cümleler kurarsınız çünkü bu durumun sizin gerçekliğiniz olduğunu kabul etmekte zorlanırsınız.

Durum bu ve ben şikayet etmiyorum. Bağlam sunuyorum. Fotoğrafçı olarak yaptığım işlerin benim için ne kadar çok şey ifade ettiğini ve bunu geride bırakmanın ne kadar canımı yaktığını ifade etmek istiyorum. Sevdiğim bir şeyi meslek olarak yapmış olmam ve şimdi o şeyin mesleğim olmaması canımı çok acıttı ve hala acıtıyor.

Ama hala fotoğraf çekiyorum. Çevremdeki dünyayı hala fotoğraf kompozisyonu şeklinde görüyorum. Işıkla, gölgeyle, kontrastla, negatif alanla, enstantaneyle yaşıyorum. Hep böyle yaptım ve hep böyle yapacağım. Düz bir duvarda doku görmeyi, yarı açık bir perdeden içeri süzülen ışık demetinin kesin açısını farketmeyi seviyorum. Ayak parmaklarımdaki kumun, yüzümdeki yağmur damlalarının hissini seviyorum ama yine de bulutların su yüzeyindeki yansımasını yakalamaya mecbur hissediyorum ve o anda içinde yaşadığım dünyamın değerini anlamak için farklı bir perspektif yakalamış oluyorum.

İster bir ekran üzerindeki piksel düzenlemeleri şeklinde, ister bir kağıt üzerindeki mürekkeple; karşılaştığım bu beklenmedik güzellikleri bana hatırlatsın diye bu fotoğrafları saklamak istiyorum. O tepenin üzerinden çektiğim manzarayı saklamak istiyorum çünkü bana bir zamanlar tepelere tırmanabildiğimi hatırlatıyor ve en kötü zamanlarda o tepeye tekrar tırmanabileceğimi hatırlıyorum. Merdiven çıkmanın mümkün olmadığı günlerde şehrin çok yükseklerden çekilmiş bu fotoğrafları daha güzel günlerin var olduğunun değerli kanıtı.

Batan güneşin ışıklarının banka vurduğu o fotoğrafa baktığımda, birkaç hafta boyunca şehrin hemen dışındaki o patikada yürüyebildiğimi hatırlıyorum ve bank da batan güneş de bir yere gitmiyorlar. Beni bekliyor olacaklar ve belki bir ay sonra ya da önümüzdeki sene tekrar oradan yürüyeceğim ve yüzümde öyle büyük bir gülümseme olacak ki etrafımdaki insanların kafasını karıştıracağım; bir ayağımı diğerinin önüne koyup yalnızca kendi vücudumun gücüyle dolaşmaktan duyduğum yoğun hazzı anlayıp anlayamayacakları meçhul olan insanların…

Şanslıyım ki büyük küçük anıları yakalamayı seven birisi olarak cebimde tam da bu işi yapabilecek bir alet var. Bu aletle anılarımı ve manzalarımı paylaşabilirim ve diğer insanların anılarına da bakabilirim. Dünyaya başka birinin gözüyle bakabilir, onların günbatımlarını, kapı çerçevelerindeki örümcekleri, yaptıkları enfes gözlemeleri ya da kedilerinin insan gibi kafasını yastığa koyup uyuduğu anları takdir edebilirim.

Birkaç ay önce hastalık belirtilerimden bazılarında kısa süreli bir gerileme olduğunda hava kararırken sahile yürüdüm, sırf yapabildiğim için. Bulutların ve denizin fotoğrafını çektim. Belki o sırada yanımdan geçen insanlar neden sadece bulutlara ve denize bakarak o anın tadını çıkarmadığımı, neden telefonumu evde bırakmayı tercih etmediğimi merak etti. Bu hislerin defalarca ifade edildiğini duydum ve internette gördüm (ironiden eser yoktu) ve biliyorum ki sadece kendi adıma konuşabilirim, hayatlarının en küçük ayrıntılarının fotoğrafını çeken ve paylaşan milyonlar adına değil, ama açıklamak istiyorum.

Hakkıyla ifade edilemeyecek kadar çok ve engin sebeplerden dolayı her anın anıtsal olma potansiyeli vardır. Kısacık bir anda kendime küçük ve önemsiz şeylerden anıtlar inşa ediyorum. Tecrübelerimin, geçmişin, şimdiki zamanın ve gelecekteki sağlıklı günlerin sonsuz potansiyelinin sunağında ibadet ediyorum. En küçük şeylerden güç ve ilham alıyor, onlarda anlam buluyorum. İşte bu yüzden fotoğraf çekiyorum.


Yaratıcı yazı ve blog DecemberBliss.com

Twitter’da takip edin @DecemberBliss


Okuduğunuzu beğendiyseniz ‘Recommend’ — ‘Öner’ butonuna tıklayın ki başkaları da bu yazıya rastlayabilsin.