Indie Tech ışığında bir özgürlük savaşçısı: Aral Balkan
Bir süredir yazmaya ara vermiştim. Zira bu profil serisinin nereye evrilmesi gerektiğini bilmiyorum. Fakat; girişimci dünyasının yeni kahramanlara, yeni saygı duyulası, örnek alınası insanlara ihtiyacı olduğu kesin. Bu insanların Türk ya da başka bir milliyetten, ırktan olması bütün dünyanın birbirine bu kadar dirsek temasında yaşadığı bilgi evreninde hiç bir önem arzetmiyor gözümde. Ammavelakin her nasılsa, gözünüzde kahramanca bir imaja büründürdüğünüz insanların, sizinle aynı dili konuşabiliyor olduğunu bilmek insanın içini ısıtıyor, “abi bana da anlatsana ya” diyebileceğiniz bir yakınlık doğuruyor. Okuyacağınız bu yazıda sizden ricam her ne kadar Türk anne babanın çocuğu olsa da Aral Balkan’ı “ya adam burdan çıkmış neler yapmış ya, vay arkadaş” perspektifinde değerlendirmemeniz. Benim kendisi hakkında yazılanlar ve kendi yazdıklarından anladığım kadarıyla o da bu milliyet meselesini çok kafaya takan bir adam değil. Neyse efendim, hoşgeldiniz.
Öncelikle biraz Aral Balkan kimdir ondan bahsetmek gerekiyor bilmeyen için. İşin komik tarafı, Aral’ı anlatan bu yazının en zor kısmı onunla ilgili detayları verebilmek. Kendisinin herkesin görebileceği bir CV’si yok, bu sebepten ötürü kendisine mail atıp biraz detay istemiş olsam da bu maile cevap alamadım. Ne kadar yoğun bir şekilde çalışmakta olduğunu tahmin ettiğimden, uzun bir cevap talep eden herhangi bir maile kısa vadede dönüş yapmasının pek mümkün olmadığını biliyorum. Konumuza dönelim. Aral Balkan yakın zaman içerisinde muhtemelen adını Indie Phone ile çok daha fazla duyacağımız, Brighton’da yaşamakta olan bir designer, developer, blog yazarı ve oldukça popüler bir konuşmacı. Ama hepsinden önemlisi bir sosyal girişimci. Indie Phone’a kısa süre sonra döneceğiz. Aral Balkan’ı bu kadar anlatmaya değer kılan ve özel yapan şeylerin izlerini geçmişinde aramak istiyorum biraz. Muhteşem bir anne-babaya(babası Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde endüstri mühendisliğinde halen hocalık yapmakta) sahip olduğunu, daha 7 yaşındayken bilgisayarla tanıştığını, özgür bir şekilde büyütüldüğünü kendisi de birden fazla kere anlatmış röportajlarında, bunun haricinde kişiliğinin tam oturma yıllarında Malezya’da olduğunu ve expat olarak yaşadığını biliyoruz. Bambaşka bir kültürün içinde büyümek insanlara her zaman dünyaya dair büyük resmi görme fırsatı yaratıyor. Hem ciddi bir özgüvene hem de vizyona sahip oluyor kendisini dünya vatandaşı haline dönüştürebilmiş insanlar. Aral’da da bunun izlerini görmek mümkün.

Büyüyüp kocaman bir adam olduğunda ise bir Flash gurusu ve aynı zamanda Naklab ile bir girişimcilik serüveni sahibi kendisi. Açık kaynak dostu ve savunucusu. Bu konudaki tavrı yıllardan beri değişmiyor ve teknolojinin, yazılımın herkese açık, herkes için kullanılabilir olması için yıllardır aktif olarak çalışıyor. Bunun, bugün geldiği nokta ise indie tech hareketi.
Nerden çıktı bu indie tech muhabbeti?
Aslında bu sorunun cevabı şu an hali hazırdaki problemin kendisi. Bakın Aral Balkan indie manifestoda ne söylüyor bize:
Our fundamental freedoms and democracy are under threat from the monopoly of a business model called corporate surveillance.
Bizim bu sorunu içselleştirememizin altında yatan sebep ise bu cümlenin içinde saklı. Sanal dünya içerisinde, saklı kalma sanrımızdan hareketle kimsenin özgürlük ve kişilik alanına tecavüz etmekte bir beis görmediğimiz gibi temel hak ve özgürlüklerimizi de farkedemiyoruz. Kimin bize tokat attığını görmeyince, tokat yedikten sonra “ulan ben tokat yemeyi hakedecek ne yaptım? hem bu tokat atan hıyar da kim?” sorusunu kendimize sormuyoruz. Belki de yediremiyoruz. “Sus sus, kimseler duymasın” yapıyoruz. Oysaki bütün bu özgürlük alanı ihlali, belki çok kısa vadede olmasa da başımıza büyük işler açacak. Türkiye’de son bir kaç senede yaşanan olayları düşününce buna çok da şaşırmamamız gerekiyor.
Aral Balkan tam da bu noktada, İngiltere’nin göbeğinden insanlığa bir çığlık atıyor. Az önceki metafordan devam edecek olursak “Kimsenin bize tokat atmasına izin vermeyelim!” diyor. Egemen güçlere karşı kağıt üzerindeki eşit olduğumuz tek yer olan hukuk kurumları sanal olmayan dünyaya ait, vefakat sanal dünyada da egemen güçlere karşı kişisel özgürlüklerimizi aynı bilinçle savunmamız gerekiyor. Bunun için resmi bir mecra yok, teorikte var ama pratikte yok. İşte bu yüzden, bu kaotik sanal evrende de egemen güçlerin kendi kurumları ve güçleriyle senin yaşamını taciz etmesine müsade etmemen gerekiyor. Ve bütün bu kaos içerisinde, yine kendi doğasında barınan kolektif bilinçle kendini koruyabilecek yetenektesin. Aral da bu potansiyeli kinetiğe dönüştürmeye çalışan bir adam işte.
Ne diyorsun abi sen? Şunu adam gibi anlatsana.
Bak arkadaşım, Whatsapp’ı, Facebook’u, Google’ı cebinden 5 kuruş ödemeden kullanıyorsun ya hani. Hani o çok tatlı kıza “slm, nbr?” diyorsun, hani Facebook’ta o çok aşık olduğun herifin izlediği filmlere bakıp “allaam nasıl bi cool adam bu yeaa” diye eriyorsun, gazete okumak için Google’a “hurriyet” yazıyorsun ya; tam da orada veriyorsun işte ücreti. Bütün bu şirketlerin gelir modeli çok basit. Sen onların ürünüsün, ve onlar senden ne öğreniyorlarsa gidip reklam veren firmalara satıyor. Sen o parayı, tıkladığın reklamla gittiğin sitede, kendine aldığın Toms’larına parayı öderken cüzdanından çıkarıyorsun.
Ee, ne var yani?
Di mi? Nedir yani Friends’i izlediğini Facebook’a söylemişsen, bilsinler senin her gün Milliyet foto galerilerine baktığını, yahut ne var sanki Selin’e “kanki böyle fresh kokulu bi parfüm arıyorum yaa” demişsen. Sanki Facebook’ta, Google’da, NSA’de ve hatta TİB’de birileri işi gücü yok, senin hayatını mı izliyor?

Evet, izliyor. Sorun tam da burada başlıyor.
Her ne kadar tüketim odaklı yaşasak da hayatlarımızı; tüketim alışkanlıklarımızın da dışında kendimize ait bir özel alanımız var. Sevmediğimiz insanları anlattığımız arkadaşlarımız var, kendimize saklamak istediğimiz siyasi görüşlerimiz var, irademiz karşısında yenik düşme ihtimali bile olsa birtakım birikim hayallerimiz var, resimlerine bakarak mastürbasyon yaptığımız kızlar, erkekler var, bazen arsızca konuştuğumuz insanlar var, hakkında duymayacağını düşünerek küfürler savurduğumuz siyasiler var, kimi zaman çok radikal fikirlerimiz var, kimi zaman başlatmak istediğimiz toplum hareketlerimiz var.
Ve bütün bu alanımızda bulunan değerler, aslında SATILIK! Sizin haberiniz bile olmadan hala, tam da şuan da bile satılmakta! Üstelik tıpkı reel ekonomide olduğu gibi satılan her şey(tamam her şey değil) DEVLET DENETİMİnden geçmekte!
Somut örnekle açıklayacak olursak; bir gün KPSS’de aldığın puana rağmen atanamadığında, sebep mahalle arkadaşı Salih’le konuşurken “ulan bu herifler de acayip hırsız yaa” cıvıklığın olabilir. Ve sen bunu bilemeyeceğin bir dünyada yaşıyor olabilirsin. Ve o zaman geldiğinde(ki bir miktar içindeyiz) Markafoni’den aldığınız Toms ayakkabılardaki reklam payından çok daha ağır bir bedeli taşımak zorunda kalacak cüzdanlarımız. Bu dünya inanın hiç de uzak değil. Hele ki bu topraklarda bunu yapabilecek yetenekleri olsa bugün yapmak isteyeceklerinden de zerre şüphem yok maalesef.
Ama Android’de her şey açık ve Google var her yerinde, hem Facebook da mı kullanmayalım yani?
Kullanma bebişim. Bak, Aral Balkan da tam da bunun için çırpınıyor. Tam da seni bu mahkumiyetten ve tekelden kurtarmak için indie projesini başlatmış durumda. Android’de senin açık gördüğün kadar da kapalı Google işi var, bütün modelini reklama dayamış şirketlerin seni (afedersin ama) bokunun rengine kadar biliyor olması, bunu başka şirketlere satıyor, devlete ise veriyor olması artık sana sıradan bir durum gibi gelmemeli. Biliyorum, “alternatif yok” diyorsun. “Olanı da kullanmaya çalışırken hayattan soğuyorum, iğrenç bir kullanıcı deneyimi var” diyorsun. Bak aynılarını Aral da söylüyor. İşte tam da bu yüzden Indie Phone ve Indie OS dizayn ve kullanıcı deneyimini ön planda tutularak oluşturuluyor. Başından aşağı alanında uzman insanlar, Indie Phone’u “kullanması harika hissettirecek” şekilde tasarlıyor.
Sosyal ağ kısmında ise durum şimdilik hala karışık bir miktar. Ello’yu bir çoğumuz duyduk artık. “You are not a product” diyerek aslında herkesi heyecanlandıran bir manifestoyla da onlar yola çıkmıştı. Manifestoyu yazmalarının öncesinden beri de Aral’dan da fikir ve danışmanlık alıyorlardı. Aral Balkan da bu projeyi destekleyen önemli insanlar arasındaydı. Ta ki, Ello’nun bir VC’den yatırım almış olduğu haberiyle yüzleşene dek. Aral Balkan’ın Ello hakkındaki yazısını bu linkten okuyabilirsiniz. Buna karşılık Ello’dan da cevap gelse de kimseyi tatmin etmedi şimdilik.
Şu dakikada Ello beyhude bir çaba gibi görünüyor. Ama yine de bu sosyal ağın da tractionının hiç fena gitmediğini söyleyebiliriz(davetiyeyle üye olunabiliyor ve her hafta 30K civarı yeni üye kabul ediyorlardı en son). Bu konuda da ilerde önemli bir girişim olacağını bugünden tahmin etmek hiç de zor değil. Kim bilir, belki onu da Aral Balkan üstlenir?
Tamam o zaman, ne zaman çıkacak Indie Phone?
Indie Phone’un çıkış tarihi olarak şimdilik 2016 planlanıyor. Fakat bu kasım ayının 8'iyle birlikte crowdfunding başlıyor. Mutlaka destek olmalısın. Bunun haricinde buradan manifestoyu okuyup, buradan da iş hakkında detaylı bilgileri alabilirsin. Aral’ın konuşmalarını bulmak pek mümkün, ama ben en etkileyicisini koyuyorum buraya:
Free is a lie.
Aral Balkan’ın bakış açısı ve kurduğu hayal beni çok ama çok heyecanlandırmakta. Hayatta gerçek, altı dolu bir ideale sahip olmak ve onun uğruna mücadele vermek sanırım başarıların en büyüğü. Umarım Indie Phone başarılı bir proje olur, ben desteklemek için elimden geleni yapacağım. Ama olmazsa bile, Aral Balkan teknoloji ile dünya nasıl değiştirilebilir, nasıl daha güzel bir yer haline getirilebilir sorularına verdiği potansiyel cevaplarıyla çok değerli bizim için!
PS: Yazıyı eğer beğendiyseniz Recommend butonuna basmanız ve hatta paylaşmanız beni çok mutlu eder. Bu serinin diğer yazılarına(Steve Wozniak, Aaron Swartz gibi isimler var) profilimden ulaşabilirsiniz. Bütün feedbackler için ise @aykutbal adresinden bana ulaşabilirsiniz. Şimdiden Teşekkürler!
Referanslar:
2- http://www.wired.com/2014/01/aral-balkan-2014-the-rise-of-indie-tech/
3- http://www.digitalartsonline.co.uk/features/illustration/what-made-me-aral-balkan/