İrrasyonel inanç

Yazılarımı takip edenler biliyor; çoğunlukla ateist düşünce içerikli yazılar yazıyorum. Bu yazıda farklı bir açıdan bakacağım. İnanan insanlar üzerinden empati kurarak 4 bölümde dini inancın ne kadar irrasyonel (mantıksız, akıldışı) olduğunu inceleyeceğim.


1- Araştıran inançlılar

Öncelikle, bilime biraz meraklı ama yine de tanrıya ve elçisine inanan, “neden hiçbir şey yerine bir şey var?” konusunda yapılmış açıklamaları tatmin edici bulmamış arkadaşlar gibi düşünerek bazı yanıtlar bulmayı deneyeceğim.

Tanrı var. Sonsuz sayıda yıldız, her yıldızın etrafında dönen gezegenler ve milyarlarca yıldız içeren trilyonlarca galaksi yarattı. Ayrıca, tüm bunların üzerinde bir cennet ve cehennem de yarattı. Cennet ve cehennem, şu sonsuz sayıda yıldız sistemindeki bazı gezegenlerde yaşayan, bazı canlıların ödüllendirilmesi ve cezalandırılması için yaratıldı. Peki bizim dünyada işimiz ne? Çünkü, Adem ve Havva isminde iki çılgın arkadaş tanrının emrine uymadı, meyve yedi ve cezalandırılarak, dünya ismindeki bu küçük gök cismine gönderildi. Üreyerek çoğaldı, (hatta belki de evrim bile geçirdi) ve tüm dünyaya yayılan bir soy oluştu. Ha bir de bu dünyada, bizden önce, tüm bu olup bitenden habersiz var edilmiş milyonlarca canlı da vardı. Birgün insanlığın meyve yemekten ötürü meydana gelen büyük cezası son bulacak ve insanlar içinden “tanrının mükemmel kavramına uyan” bir azınlık, cennette mutlu hayatlar sürecek, bu mükemmel kavramına uymayanlar ise, sonsuz bir süre boyunca cehennemde yanarak acı çekmeye tabi tutulacak. Çünkü tanrımız, meyve yemek gibi kabul edilemez bir davranış karşısında bize bir şans daha verilmiş olması sonrasında, bize kendi verdiği özgür irade ve mantık ile onun mükemmellik anlayışını kavrayamamış olmamızı en adil şekilde cezalandırır. Üstelik bu mükemmelliği aramızdan bazılarını elçi olarak seçip bize anlatmayı denemesine rağmen!
Ve üzgünüm, tanrıya inanması en zor dönemde biz dünyaya geldik, çünkü tanrı mucizeler göndererek kendine inandırma çalışmalarından yaklaşık 1400 yıl önce sıkıldı. Artık, biz o eski dönemlerden kalma bir kaç hikaye ve gerçekten tanrı tarafından hangisinin gönderilip değişmediğine karar vermek zorunda olduğumuz 4–5 kitap arasından seçim yapmalı, o doğru kitabı okuyup bambaşka şeyler anlayan yüzlerce farklı gruptan da tek doğru olanı bulmalıyız. Elbette herkes kendi grubunun doğru “tanrı mükemmelliğini” yaşayan grup olduğuna emin olacak, öyle ya, ucunda sonsuz mutluluk ya da sonsuz acı var. Umarım ben bir inanan olarak o yüzlerce seçenek arasından, o tek doğru şıkkı işaretleyen azınlık arasındayımdır. Çünkü sonsuz acı çekmek için cehennemde yanmak istemem.

Hangi elçi doğru elçiydi? Hangi önemli din büyükleri, diğer insanları doğru inanca yönlendirenler idi? Kitapta yazanlardan ve üzerine yapılan sayısız bilgi kirliliğinden hangi doğru kombinasyonu tercih etmeliydim? Tanrıyı ve ona doğru tapınma şeklimizi hangi dini lider en doğru şekilde bize anlatmıştı. Hangisinin gösterdiği tanrı gerçekten gerçek tanrıydı? Peki doğru yolda olduğuma emin olmama rağmen, ceza alacak yanlış yoldaysam, bunca emeğime ne olacak? Belki de tanrının bizi sevdiği hakkındaki yorumlar da koca bir yalan… Belki de tanrı bizi kandırdı, hep yalanlar söyledi. Ama tanrı mükemmeldi, yalan söyleyemezdi. Yalan söyleme lüksü de yoktu yani. 
Pek rasyonel değil.


2- Sorgulayan deistler

Biraz daha farklı açıdan bakalım. Bir deist inananın mantığı üzerinden empati kurmayı deneyelim.

Tanrı var. Ama dinleri, tanrı tarafından seçildiğini iddia edecek cürete sahip bazı kişiler uydurdu ve tüm insanlığı kandırdı. Ölünce ceza ya da ödül alacağımız hayatlarımız olabilir. O nedenle bu evreni yaratan tanrı için iyi bir insan olmalıyım.

Bu noktada bir irrasyonellik çıkıyor. Sonuçta tanrının var olduğunu iddia edenler her zaman insanlar oldu. Deist düşünce şekillerine göre tanrı asla kendini göstermedi. Tanrı varsa, ama tanrının var olduğunu iddia eden insanlar yalancı ise, tanrının var olduğu fikrine onlarla birlikte katılıyor olmamız, tanrının kanıtı nasıl olur?


3- Garantici agnostikler

Bir de agnostik pencereden bakmayı deneyelim.

Tanrı var mı, yok mu bilemeyiz.

Artık bu noktada bilmemiz neyi değiştirecek, bilmememiz neyi değiştirecek, bilmiyorum. Eğer öldükten sonra, ola ki karşımıza bir tanrı çıkarsa “var mısın yok musun pek emin değildim” mi diyeceksin? Neden ki bu anlamsız garantici tavır.

“Varlığına dair hiç bir kanıt yok” de geç.

Ortada durmak hangi taraf için rasyonel ki?


4- Köktendinciler

Köktendinciler tüm insanların kendi inançları çerçevesinde yaşaması ve yönetilmesi gerektiğini düşünen gruptur.

Tanrı var. Onun beni öldükten sonra ödüllendirmesi için tüm hayatımı ibadet ederek geçirmeliyim. Ödülüm de öldüğümde dünyada tatmamak için irade gösterip mahrum kaldığım her şey olacak. Sürekli bakire kızlarla sevişeceğim. (Kadınlar da sanırım bakire kızlarla sevişecek) Şarabın her türlüsünü içeceğim. Daha iyi bir inanan olmak için, herkesin benimle aynı fikirde olmasını sağlamalıyım. İnanmayanları mümkünse öldürmeliyim ki, tanrının dinine zarar gelmesin. Tanrıyı her fırsatta korumalıyım. İnandığım şey dışındaki her şeye kulaklarımı tıkamalıyım. Şimdi gideyim de biraz daha ibadet edeyim. Başka şey düşünmemeliyim bile!

Onlar açısından inanca bakmamızın faydası bence yok. İnanmış ve inancından şüphe duymayan bir insanın aklında bir kıvılcım oluşturma şansı pek yoktur. Birey ancak kendisi sorgularsa gerçeklere ulaşabilir. Köktendinciliği yenmenin tek yolu eğitimdir. Onlara araştırmanın ve sorgulamanın yolunu göstermektir. Günümüzde köktendinciliğe bu kadar yatırım yapılmasının nedeni de bu sanırım. Her şeye kapalı, rahatça sömürülen bir toplum başka şekilde yaratılamaz.


Madem yazı boyunca tanrıları var saydık, bu yazı vesilesi ile kendilerine bazı sorular sorma ihtiyacı da hissettim.

Seni yaratanlara sen inanıyor musun? 
Yoksa sen de mi ateistsin tanrım? 
Öyle ya, seni yaratan şey neydi? 
Ona inanıyor musun?

Tanrılara, hatta diğer mitolojik karakterlere de inanamayacak bir beyinle dünyaya gelip öldükten sonra yaşamayacağımın bilincinde olduğum ve hayatın değerini, insan olmanın anlamını idrak edebildiğim için mutluyum.

Belki de şöyle demeli;

Teşekkürler tanrım, beni sana inanamayacak özelliklerde yaratıp sonsuz bir hayatta cehennemde yanıp acı çekmek zorunda bırakacağın için.

:)

Araf 179:
Andolsun ki cin ve insanların çoğunu cehennem yaşamı için yaratıp, çoğalttık!
Ki onların kalpleri var, hakikati kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar! İşte bunlar hayvanlar gibidirler; belki daha da şaşkın! Onlar gâfillerin ta kendileridir!

Okuduğunuz için teşekkürler.

Sevgiler.