: Kısa Kısa : Yolculuk
“İki kanat çırpışı arasında gerçekleşiyor yolculuk.”
İstem dışı mırıldandı. Kelimeleri kurumuş ağzının içinde döndürmek zor geliyordu artık. Sekiz kez on seneyi inatla devirmiş olan Mevhibe hanım, hastane odasındaki yatağında yatarken, içeri giren hemşireye iyi olduğunu inandırmak istiyordu. Gümüş- gri saçlarını uzun, ince parmaklarıyla kulak arkası yaptı, düşen göz kapaklarını zorlayarak biraz daha açtı. Bu, kafasına koyduğu son planıydı. İyi görünürse, beyaz önlüklü kadınlar ve suratsız hasta bakıcı adamlar etrafında vızıldayan sinekler misali uçuşmayacak, onu iyileştirmek için avuç avuç ilaç yutturmayacaklardı.
“Günaydın Mevhibe hanım.”
Hemşire, kadının koluna bir iğne batırdı.
“Sakin olun lütfen, her zamanki ağrı kesiciniz. Bir gün kurtulacaksınız buradan.”
Sonra da emektar hastasının saçlarını okşadı, yüzünü ıslak bir mendille sildi. Yastıklarını düzeltirken, battaniyesinin uçlarını yatağın kenarını hızla tıkıştırdı.
“Sakinim tabii, baksanıza halime. Kurbanlık koyun gibiyim hatta. Zıvanadan çıktım desem de salıverecek misiniz ki beni ahirete? Üstümdeki gecelik dışındaki herşeyim size ait. Boşuna benimle uğraşmayın diyorum, dinlemiyorsunuz. İyileşmek isteyen hastalarınızla karıştırıyorsunuz beni.”
Kibarlığından ödün vermiyordu ancak çok sinirliydi Mevhibe hanım. Dolunay altında yıldızlara baktığı geceler aklına geldikçe, bu floresan ışığının beyazlığında aylardır yatıyor olmak kederden başka bir duygu yaşatmıyordu ona.
Oysa doktora gelmesinin tek sebebi, ölememekten şikayetçi olmasıydı sadece.