Karmakarışık


Merhaba. Dünyada 7 milyarın üstünde insanın yaşadığını düşünürsek ben çok az insanın tanıdığı biriyim, yani sizin gibi. Basit şeyler keyif verir bana, mesela yazmak. Çok karmaşık işlerle de uğraşmayı severim. Severim sevmesine de bazen ben bunu niye yapıyorum diye de sorarım kendime. Verdiğim cevap hoşuma giderse devam ederim, eğer gitmezse ve yapmam gereken bir şey değilse bırakırım.
Aynaya bakıp mutlu olurum. Geleceği düşünüp hayaller kurarım. Geceleyin de gözümü yükseklere diker yıldızları izlerim. İşte o zaman başlıyor cevabını veremediğim sorular beynimde dans etmeye.
Hep şu örnek verilir; Dünya uzayda bir kum tanesi gibidir. Peki uzayda başka bir şeyin içinde kum tanesi gibiyse biz ne oluyoruz? Çünkü uzayda genişleyen bir şey. Peki biz uzayı sonsuz olarak kabul ediyorsak ve hacmi olan her şey uzayın içindeyse, uzay nereye doğru genişliyor? Bizim bilmediğimiz başka bir uzayın içinde mi genişliyor?


Bu sorular baya uzun bir süre beni meşgul etmeye devam ederken bu sefer de dünya dışı varlıklar geliyor aklıma. Varlar ama neredeler? Zaten bu koca evrende yalnız olma düşüncesi çok korkunç bir düşünce. Belki de içimizde geziyorlar. Belki biz onların sömürgesiyiz ama farkında değiliz.
Bunların yanında bir de atom altı parçacıklar var ki o konulara hiç girmek istemiyorum. Kendi düşüncelerimde giriyorum, ama bu yazı da bahsetmeyeceğim.
Artık gerçek dünyaya dönüş vakti. Düşünceler aleminden gerçek dünyaya dönünce de bir afallıyorum tabii. Sonra aklıma Mars veya başka bir gezegende yaşasaydım nasıl olurdu diye bir soru geliyor? Acaba o gezegeninde bizim ki kadar güzellikleri olur mu? Orada yetişen ürünlerle yemeklerin tadı neye benzer ki?
Yurtdışına gitme fikri de aynı soruları içeriyor. O yüzden yurtdışına gitmekle gezegen değiştirmek arasında pek bir fark olmasa deyip kendimi kandırıyorum.
En sonunda da cüzdanımı açıp bakıyorum. Kredi kartı, banka kartı, ehliyet, kimlik, mağaza kartları… bu kadar kart olmadan yaşasak ne güzel olurdu değil mi? İlla kartsız yaşayalım demiyorum ama her şey için tek kart olsun. O kart da bizden başka kimsenin elinde çalışmasın veya sadece izin verdiğimiz kişilerin elinde çalışsın, kopyalanamasın ve içinde takip etmek için kullanılan çiplerden olmasın. Biz insanlar onu da kopyalamanın, yenisini üretmenin yolunu buluruz ya hadi neyse. İyice kendimi bir bilim kurgu filminin içinde hissetmeye başlamışken bir an geliyor ve kendimi eskide buluyorum.


Çok geriye gitmeyelim, tarih 1800 ler olsun. Pek bildiğim bir tarih de değil ama idare edeceğiz artık. O zamanlar da insanlar bu günleri tahmin edebilmiş mi acaba? Mesela yapılan bir camiinin şu anda İstanbul’un en güzel yapılarından biri olabileceği akıllarına gelmiş midir? Bu soruların da cevabını çok merak ediyorum aynı yukarıda ki soruların cevabını merak ettiğim gibi.
Bu günlük bu kadar soru yeter diyorum ama bu sefer de niye yeter sorusu kendini ön sıralara fırlatıyor. Bir de bununla mücadele etmek gerekiyor. E o zaman ben biraz yazı yazayım diyorum ama şimdi de bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyorum. Sonra yazdığım projelerden birini düzelteyim diyorum yine yeni bir dünya. Sokakta yürürken kafamı kaldırıyorum, bana güzel görünen bir binanın dünyasına dalıyorum.
Aşk ve sevgi de böyle bir şey degil mi; bir başkasının dünyasına ortak oluyorsun. Dünyalarınız bir bütün oluyor.


Belki de uzay bu yüzden sürekli genişliyor. Biz düşündükçe yeni dünyalar yaratıyoruz ve evrenin de onları sığdırmak için yere ihtiyacı var, böylece sürekli genişlemek zorunda. Kim bilebilir ki; belki bizim düşüncelerimiz de 8. boyutu temsil ediyor ama biz daha dört de tıkandığımız için farkında bile değiliz.
Bugünlük bu kadar yeter. Yazdıklarımı düzeltmem de yardımcı olan, yorum yapan, okuyan herkese teşekkür ederim. Seviyorum sizi. Bu dünyada kaldığımız sürece birbirimizi sevmek lazım, yoksa çekilecek yer değil bu mavi küçük top. Bu arada bu yazı Medium’da yazdığım 60. yazı.
İçindeki her şeyi ortaya dökmek, bağırmak istersin ama yapamazsın. Yazıp paylaşmak istersin, ona da çekinirsin. Kendi i…medium.com