EJDERHALAR

ve

İNSANLAR

Bu yazıda şimdiye dek önüme çıkan ve kafamda oluşan ejderha profillerine göz atarken yakaladığım detayları ve bende iz bırakanları yazdım.

Bunlardan bahsederken üç filmin üzerinden gitmek istedim:

Hobbit, Taht Oyunları, Ejderhanı Nasıl Eğitirsin.

benim arşivden

Kendimi bildim bileli tam bir ejderha sever olduğum için fantastik, epik, içinde olağanüstü ne varsa beni içine çeker. Ve ya fantastik sevdiğim için ejderhalara inanırım. Aslında aynı şeyler..

Tolkien ile büyümüş şanslı neslin üyesi olarak, kanında ateş akan bu hayali varlıklarla ilgili hikayeler, beni bu dünyanın yıkıcı gerçekliğinden kurtarır ve bana kendime açtığım bambaşka bir dünyada fikir üretme ve hayal kurma şansı verir. Böylece bu sıkıcı hayattan taa uzaklara gider limitimin sadece hayalgücüm olduğu başka dünyalarda evler kurar, kılıç kuşanır ve ejderhalar sürerim. Resmen kaçış edebiyatı!

Bu serüvenden sonra gerçek hayata döndüğümde ejderha sevgisi ile ütopik hayallerden bana kalan yaşanan piskolojik savaşların bu dünyaya uygunluğu ve insan yaşantısına yakınlığı olur. Beni bir düşünme alır, ejderhalara kendimi yakın hissetmemin ve gerçek hayatta da benle olmalarının nedenlerini sorgularım. Metalaştırırım ejderhaları. Ancak o şekilde dokunurun onlara ve konuya. Beslediğim sempatiyi hissederim.

Ama ejderhalar ürkütücüdür. Ulaşılmaz ve yırtıcı… Bu dünyadan olmaması, ateşe kontrolsüzce hakimliği ve dev cüssesinden dolayı mantıklıdır. Görüntü olarak diskalifiyelerdir, buna rağmen sempatik gelmesi sahip oldukları güce bağlanabilir. Çok zeki yaratıklar olmamalarının yanında hazineleri ve yavrularını korumakla ünlenmişlerdir. O uzak dünyada neye hizmet ettikleri tartışılır ama olmazsa olmazdır. Savaş, mücadele, intikam, kahramanlık hikayelerinde rol keserler. Hikayelere heyecan katarlar. Ama mutlaka onlara da atfedilen bir hikaye vardır. Ve başka diyarlarda anlatılan bu hikayelerden çıkarılması gereken bir sürü ders ... Fantastik diyarda hiç bir hikaye boşlukta kaybolmaz: zihinlerde ve kalplerde yerini bulur.

Tolkien’in Smaug’u mesela. Altın düşkünlüğü ile bilinir. Yuvasını Orta Dünya’nın en büyük hazinesinin üzerine kurmuştur. Bunu yaparken de kimselere sormamıştır. Sırf derttir, tehdittir. Ama hikayenin sonunu bilen bilir. Bu kadar zaaf ejderhaya iyi gelmez. Ve Orta Dünyadaki en basit halklardan biri olan cüceler ve insanlar tarafından bertaraf edilir.

Kısadan hisse: Zaaflar kötüdür ve aşağı ırk göndermesindeki insan ve cücelerde olduğu gibi kimse aslında o kadar güçsüz değildir ve kendini aşağı görmemelidir. Ummadığın taş baş yarar (Bknz: Yüzük taşıyıcısı Frodo). Koskoca Smaug’un da sonu gelir. Neticede onun beslendiği egosu ve zaaflarıyken cüce ve insan ırkı vatanı, şerefi ve kendine ait olan (ve ya olmayan) için savaşmıştır.


Başka bir ejderha tipi de Taht Oyunları’ndan. Filme göre gayet küçük olan ama gittikçe ürkütücü olacak olan bu ejderhalar şimdilerde büyüme çağında. Ehlileştirme çabalarına pek cevap alamayan anneleri darda. Mahzene kapattı sonunda bulduğu ikisini. Diğeri dışarda. Bize sunulan profil, yırtıcıların asla yola gelemeyeceği ama burdaki fark atalarının tıpkı hayallerimdeki gibi ejderhaları sürebilmeleri. Belli ki Khallesi de sürecek ama biraz zaman… Bu ejderha profili annelerine düşkün. Bazı referanslarda ejderhaların yavrularına düşkün olduğu bilinen bir gerçek. Bilinen bu olguya atıf yapmış yazar. Anneleri de düşkün ejderhalarına tabii ki. Ama diğer hikayelerden ayrıldığı yer bu ejderhaların başında bir insan var. Yani insanı insan yapan iletişim ve kültürse ejderhalarla iletişim kurmak mümkündür yargısına vardık varacağız.

Bu korkunç mahlukatla ilişki kurmak mümkün müdür? Olmayan ülkede, olmayan varlıklara, olmayan davranış biçimleri yaratırken bunu sorgulamak Tolkien’in ve Martin’in masa başında ne kadar zorlandıkları konusunda bize fikir verebilir. Zor iş vesselam.

Neyse bize düşen dünyanın en güçlü varlığına annelik yapsan da tevazunu koru. Kölelik sistemine o zamanki algının tersine müdahale eden Khallesi insanın değerli olduğunu vurguladı da vurguladı. Bide mistik doğunun büyülü dünyasında ejderhalarını dahil etmeden önce iyi bir eş olmanın yollarını keşfederken kadının yerini toplumda yeniden çizdi. Bol bol sosyolojik çıkarımlara kapı açan bu hikaye, annelerini ejderhalarından daha fazla ön plana çıkarıyor. Karizmatik lider modeline oturan bu karakter, taşıdığı kadın sembollerinin yanında çevrelendiği danışmanlarının ataerkil güçlerinin gölgesinde kalmadan ejderhalarıyla bu kraliçe duruşunu götürüyor.


Başka bir ejderha örneği bu sefer çocuklara yönelik bir animasyon olan “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?” filminden. Buradaki çocuk filmi etiğine değinmeden geçemeyeceğim. Filmde çocuk ruhunun naifliğine sadık kalınarak kansız ölümler, yumuşak çarpışmalar ve acısız ayrılıklar var. Filmde affetmek en büyük erdem; sorunlar hızlı bir şekilde çözülüyor ve böylece sevgiye yer açılıyor.

Vikingler dehşetli savaşlara tutuştuğu ejderhaları alt etmek için ölümüne dövüşürken kansız sahneler ve tatlı ejderha tiplemeleri özellikle dehşeti azaltıyor.

Bu filme bir süre dokunamamam bu gibi dengesizlikleri afişe baktığım gibi hissetmemdi. Bi kere afişteki yaratık çok az ejderhaya benziyor. Siyah olması korku uyandırsa da iri gözleri ona sevimlilik katıyor.

Filmde ejderhaların evcilleştirilebileceğini görsek de insan iletişimin eşsiz dokusuyla bu yaratıklarla geliştirdikleri ilişkiler insana güç katarken ejderhaya kendi sınırlarını keşfetme şansı veriyor. Yani karşılıklı yarar var bu işte, mutualizm misali.

Kurt sürülerinde olduğu gibi alfa durumu, bu filmdeki ejderhalar için de geçerli. Hepsi alfa çevresinde birleşirken alfanın bakışaçısı ve niyeti tüm ejderhalara yansıyor. Ama alfa kötüsüyle değişince ve niyetler kötüye meyledince başrolü çeken “Toothless” bunu sorgulamaya cüret ediyor.

Kötü alfa Toothless a karşı

Sahibinin ona güveni ve sevgisiyle kendinin farkına varıp kapasitesini aşan ejderhamız kendinden kat be kat iri olan alfaya meydan okuyor. Onun hükümranlığını bertaraf edince yeni alfa pozisyonuna yükselen ejderhamız “cüsse ve ya gücün değil sevgiyi tanıyan ve kapasitesinin farkında olanın herşeyi aşabileceği mesajıyla “ufaklık”lara hayati bir mesaj veriyor: Zorbalığa gelmeyin, iletişim ve sevginin olduğu ilişkilerde sizi kimse yıkamaz.

9gag

Bu gibi filmlerde ejderhaların hepsi aslında birer sembol. Gerçek dünyaya artık inme cesareti gösterirsek rahatça farkedebiliriz bunu. Smaug gibi gücü, mücadeleyi, düşmanı temsil ettiği gibi Toothless misali insansı roller yüklenerek en yakınımız yerine de geçebilirler. Khallesi’nin kendi çocukları gibi gördüğü kadar vardır bazen. İnsanın hayalgücünün gittiği yere kadar yol alır fantastik fikir. Ejderhaları o kadar yakın hissedemeyen ve tehdit olarak algılayan çoğu çocuk okur, yazar ve hayal edene seçenekler şu şekilde kısıtlanabilir:

Korkularıyla yüzleşmesi için çocuklara verilen güzel bi öğüt niteliğinde ejderha göndermeleri: Zaten korkuların var olduğunu biliyorsan onları yoketmenin bir yolu olduğunu da bilirsin.
Diğer öğütler: Mertlik korkuları öldürmek değil, onlarla yüzleşmektir. Ve ya öfkeni yoketmek değil de onu kontrol etmektir önemli olan..vb

Ejderhalar hem gerçek hayatta hem de fantastik dünyada yer bulur böylece. Pragmatik bakmak gerekirse zararından çok faydası vardır:

Zihni besler: hikaye olur, somutlaştıramadığımız kavramlara kılıf olur. Görsel olarak ilgi çekicidir: masaüstü resmi olur, yastığa baskı, komidine biblo, kola dövme olur…

Ejderha, ürettiği biçem, hissettirdiği duygu ve yarattığı sayısız fikir gibi sonsuz olur.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated E.Nihan’s story.