

Korkun.
İnternet dünyası, New York Times yazarı Nick Bilton’un cep telefonu kullanımı ve giyilebilir cihazların taşıdığı potansiyel riske dair yazdığı bir makale yüzünden delirmiş durumda. Yazıyı Çarşamba günkü NextDraft’e ekledim ve hemen sonrasında, genellikle Orta Doğu, iç politika ya da Apple’ın dizüstü bilgisayarlardan portları kaldırması gibi konularda görmeye alıştığımız kızgın yorumlardan oluşan bir koroya maruz kaldım. Ki bunlar, diğer bir tabirle, en deneyimli Starbucks baristası için bile fazlasıyla hararetli ve dokunulamaz konular.
Bir noktada bu şikayetler anlamlı. Bilton’un verdiği radyasyon riski ve cep telefonunun diğer zararlarına dair örneklerin bilimsel yönü çok güçlü değil, ayrıca bilimsel dayanağı olmayan ifadelere gerekenden daha çok ağırlık vermiş gibi. Ya da Russell Brandon’un The Verge’de yazdığı gibi: “The New York Times’ın akıllı saat kanser makalesi kötü ve onlar da kötü hissetmeliler.”
O halde evet, Bilton’ın yazısındaki bilimselliğin yetersiz olduğu gerçeğini bir yana bırakalım. Ve tepkilerin de çoğunlukla bu noktaya yoğunlaştığını. Ben yine de, bu tepkilerin bu kadar büyümesinin nedeninin asıl meselenin daha büyük olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Bizler bu teknolojinin bize neler yaptığını bilmediğimiz gerçeği dolayısıyla derin bir kaygı duyuyoruz. Dönemin teknolojik gelişmelerini hepimiz o kadar hızla ve hararetle benimsiyoruz ki, (şu anda ya da geçmişe yönelik veriler anlamında) sorulması gereken soruları yanıtlamaya vaktimiz kalmıyor.
Geçen gün South Park civarlarında bir yerlerde burrito almak için durdum. Restoranda çevreme baktığımda, yemek yiyen hipsterlardan kod yazanlara, kitap okuyanlardan tezgahın arkasında mola veren kadına kadar herkes telefonuna bakıyordu. Herkes. Mekan sessizdi. Bu sahnede sizi şaşırtan bir şey yok tabii. Günlük hayatımız böyle. Ama bir an için durun ve mobil teknolojinin toplumumuzdaki her yaş grubunu nasıl dümdüz ettiğini bir düşünün. Mobil teknolojinin sıfırdan neredeyse her yere ulaşması sanki bir mirket videosunun yayılmasından daha kısa sürdü.
Bir açıdan bu durum bizi endişelendiriyor. Ve kendinizi kandırmayın. En çok endişelenenler de İnternet sektöründe çalışan, her yeni teknolojiye ilk uyum sağlama bağımlıları. Herkesten daha fazla teknoloji kullanıyor ve düşünüyoruz. Ve potansiyel negatif etkileri konusunda da herkesten daha fazla endişeleniyoruz. Birçok İnternet profesyoneli, kariyerlerini ve halka açık hayatlarını teknolojinin olumlu yönlerine dair çığırtkanlık yaparak harcıyor (çünkü pozitif yönleri var ve çünkü hiç geliri olmadan değeri 17 milyon dolar gibi rakamlara ulaşan, altın yumurtlayan bir tavuk). Ancak sektörümüzde, özel hayatında ekrana bakarak çok fazla zaman geçirdiği için ya da çocuklarıyla vakit geçirirken dikkati dağıldığı için üzülmeyen tek bir kişiyi bile tanımıyorum.
Şunu düşünün. İnsanlara, araba kullanırken cep telefonu kullanmamalarını anlatmak için yasalar çıkarmak zorunda kaldık. Ve yolda gördüğüm herkes hala telefon kullanıyor.
Teknolojiyi hem erken hem de aşırı benimsediğimizi biliyoruz. Ve tüm bunlardaki aşırılığın çok hızlı gidip gitmediğini de merak ediyoruz. Cep telefonları kansere neden oluyor mu? Bilmiyorum. Sosyal bilimler okudum. Tost makinesinin bile nasıl çalıştığını bilmiyorum. Ama cebimde bir iPhone ve kucağımda bir Macbook’la koltuğumda oturduğumu biliyorum. Her ikisi de tamamen anlamadığım teknolojilerden yararlanıyor. Her ikisi de sıcak. Her ikisi de kablosuz bağlantı üzerinden veri alıp gönderiyor. Ve her ikisi de selfie çubuğumdan birkaç santim uzakta.
Biraz olsun endişelenmeli miyim? Bence evet. Ama daha da endişe verici olan, bu cihazlara dair tüm en karanlık paranoyalarımı doğrulayacak bilimsel doğrulamalar olsa bile onlardan uzak kalamayacak oluşum. Fiziksel sağlığımız tehlikede olmasa bile, psikolojik ve sosyal hayatlarımızın karmaşa içinde olmasına biz neden oluyoruz ve kontrol tamamen bizde değil.
Ve bu bizi korkutuyor.
Dave Pell teknolojiyi ilk benimseyen bağımlılardan biri olarak NextDraft’te günün en heyecanlı haberlerine eğlenceli bir bakış açısı sunuyor.

