Medium bir yayın aracı değil

Ahmet Özkale
Jun 2, 2015 · 4 min read

On iki yıl önce Google’da, Blogger’dan sorumluydum ve Six Apart’ın Movable Type’ı gibi rakiplerimize sürekli olarak kullanıcı kaybetmemiz nedeniyle amacıma ulaşamamış hissediyordum. O günlerde — ücretsiz, popüler ve kurulumu kolay olduğu için — insanların Blogger’da blog yazmaya başlayıp sonra da daha güçlü araçlara “mezun olması” yaygın bir olaydı.

Movable Type, Greymatter, ve sonraları Wordpress’in girebilmeleri için aşmaları gereken çok daha yüksek bir bariyer vardı (WP anahtar teslim hosting hizmeti sunmadan önce). Ancak, bir insan İnternet’te düşüncelerini paylaşmanın zevkine bir kere vardığında; kendi-sunucuna-yükle yazılımlarının sunduğu ek özellikleri ve esnekliği elde etmek için gereken yatırımı yapmaya razı oluyordu.

Blogger’ı o günlerde anladığımız gibi — web sitesi oluşturup yayınlamaya yarayan bir yazılım aracı olarak — gördüğümüzden kendimizi birçok yazılım geliştiricisinin iyi bildiği bir yarışın içinde bulduk: Özellik ekle, yeni kullanıcı kazan. Rakip daha fazla özellik eklesin, kullanıcı kaybet. (Markete bağlı olarak pazarlama ve diğer faktörlerin biraz etkisi olabilir. Blog sektöründe bu etki en alt düzeydeydi.)

Blogger, rekabet ettiğimiz diğer çoğu araçtan farklı olarak host edilen (yani bulutta tutulan) bir yazılım olduğundan bu oyunu oynamak bizim için özellikle zordu. Operasyonel ve mühendislik açısından sorun şuydu: Tüm kullanıcılara ölçeklendirilebilen özellikler geliştirmek zorundaydık. Bir şey değiştirmek istediğimizde de bütün kullanıcıların bu değişikliği kabul etmesi gerekiyordu.

O zamanlar, merkezileştirilmiş sistemleri ölçeklendirebilmek (çok daha küçük sayılarla bile) henüz az çözülmüş bir sorundu. Daha da önemlisi yapımız gereği bu daha kolay olsa da ağ etkisi oluşturmuyorduk. Blogger’la bir şeyler yayınlayan kişi sayısı başkalarıyla yayınlayan kişi sayısından (bence) daha fazla olmasına rağmen bu Blogger’ı daha iyi yapmadı. İşin aslı, daha da kötüleştirdi çünkü yeni özellikler eklemek giderek yavaşladı ve zorlaştı.

Bugün hepimiz İnternet işinin yazılım işi olmadığını anlıyoruz. Ağ ve platform inşa etmek için şevkle çabalıyoruz. Kullanıcı deneyimi (ve bir noktaya kadar pazarlama) alanında rekabet ediyoruz. Özellikler ve esneklik rekabet taktikleri listesinde en alt sıralarda en azından tüketici yazılımlarıyla (hadi hizmetleri olsun) uğraşırken durum böyle.

Bir sonraki blog aracımın çok daha az özelliği — ve çok daha fazla kullanıcısı vardı. Hiç kimse tweet attığı siteyi başka bir site, daha iyi bir format ve profil optimizasyonu sunduğu için değiştirmez. Bunun nedeni Twitter’ın sunduğu değerin çok küçük bir bölümünün yazılımın kendisinden gelmesi. Her şey ağ ile — diğer kullanıcılarla ve yarattıkları içerikler arasındaki bağlantı ile — ilgili.

Bir süre önce Chris Dixon, Twitter’ın aksine bazı platformların nasıl araç değeri ile yola başlayıp, (nihayetinde, Instagram’da olduğu gibi, denklemin çok daha büyük bir bölümü haline gelen) ağ değerine geçiş yaptıklarını anlatan harika bir yazı — Araç için gel, ağ için kal — yazdı. Bundan bir parça dokumuza işlenmişti ve 10+ yıl önce işi bıraktığımda Blogger’ın ağ kısmı üzerinde çalışmaya henüz yeni başlamıştık. Blogger’ı hemen etkileyecek bir sorun olduğundan değil. (Compete’e göre daha geçtiğimiz martta blogspot.com’un 63M kullanıcısı var.) Ancak, Blogger; Google için kaçırılmış oldukça büyük bir fırsattı. (Endişelenmeyin, yine de iyi iş çıkardılar.)

Daha da önemlisi, insanlar ve fikirler için kaçırılmış bir fırsattı. İyi tasarlanmış ağlar, sürtünmeyi azaltır ve iyi içeriğin keşfedilmesine yardımcı olur. Bağlantılar; bütünün, parçalarının toplamından daha büyük olmasını sağlar; anlam bulma ve oluşturmaya giden yeni yolları mümkün kılar.


Bu gözlemlerin, Medium’la ne yapmaya çalıştığımızla ilgili çok şeyi açığa çıkartması sizi şaşırtmasa gerek. Harika bir yazma aracı yaratarak işe başladık. Ana değeri yaratan asıl şey, metin düzenleyicinin kendisi bile değil. Kurulum, ek yük ve bir blog başlatma seviyesinde sorumluluk üstlenmeden kolayca yazınızı yazıp paylaşabilmenizdi. Arada sırada paylaşmak istedikleri değerli görüşleri olan insanların, “blogger” olmak isteyen kişilerden çok daha fazla olduğu bariz. Bu kişiler Medium’da yazmaya bayılıyor, Medium’u güzel bir sayfa oluşturup insanları Twitter’dan yönlendirecekleri bir yer olarak görseler bile.

Ancak, mesele bu değil. Ya da, en azından, sonuç bu değil. Son birkaç ayda, dikkatimizi araç değeri yaratma tarafından ağ değeri yaratma tarafına doğru kaydırdık. Peki, bu ne anlama geliyor? Belli ki bu değerin bir şekli dağıtım. Medium’da yayınlanan bir şeyin okuyucu bulma olasılığının, webde tafik almayan bir adada yayınlanan aynı şeyin okuyucu bulma olasılığından daha yüksek olduğu şüphe götürmez.

Ağ değerinin yenilerde daha çok görmeye başladığımız daha ilginç bir parçası nitelikli geri bildirim. Vurgulamalar, bunun en beğendiğim örneklerinden biri:

Üstelik, bu sadece yazarların faydalandığı bir şey değil. Bir şey okurken takip ettiğim birinin yaptığı bir vurgulamaya rast gelirsem, vurgulama; o pasajı, hatta tüm yazıyı, anında daha anlamlı ve akılda kalır hale getiriyor:

Yanıtlar, açık Medium platformu ve büyüyen ağı birleştirip her ikisinin de güçlerini arttıran diğer büyük olay.

Önce mikro ödemeler üzerine derinlemesine yazılmış, bir şirketin konuya yaklaşımını sorgulayan bir yazıyı; sonra da o şirketi kurucu ortaklarından birinin buna yazdığı iyi düşünülmüş karşılığı okuyorsanız, bu oldukça harika olay. Bu tür şeyler geleneksel blog yorumlarında da mümkün — ve gerçekleşiyor — fakat Medium yanıtlarının kendi kendilerine yaşayabilme yeteneği onlara (bir içerik yaratıcısı olarak) yatırım yapmak için hem daha fazla motive ediyor hem de içlerinden önemli olanların bulunabilme olasılığını arttırıyor. (Gelenekselciler için: Evet, geri izlemeler gibi.)

Yanıtlarla ilgili, “başlangıçta süpheci” olan bir yanıtçıdan gelen, daha önce benim aklıma gelmeyen, ilginç bir yorum: “Bir yazıda yayınla (publish) butonuna tıklamak için gereken çıtaya ulaşmak zorunda olmak, asıl makaleyi yazan kişiye karşı kelimelerimi medeni bir şekilde seçmeme yardımcı oldu.”

Bu işleri henüz tamamen halletmedik. (Örneğin, çok parçalı konuşmaları takip etmek biraz zor.) Fakat, her gün bu etkinliğin ve Medium’un ağ gücünün gerçekleştirilmesinin muhteşem örneklerinin artışını görüyoruz.

Medium’un bir yayın aracı olmadığını bu nedenle söylüyorum. O bir ağ. Birbiri üzerine inşa edilen fikirlerden oluşan bir ağ. Ve insanlardan. Ve GIF’lerden (evet, bizde ondan da var — açıkcası, uzmanlık alanımız olmasa da.)

Yanıt yazma konusunda ne düşündüğünüzü aşağıda (uzun veya kısa) bir yanıt yazarak ve/veya yukarıda beğendiğiniz bölümleri vurgulayarak bize iletin.


Bizi Takip Edin: Twitter | Facebook | Ana Sayfa

Translated from original by Ahmet Özkale.

Ahmet Özkale

Written by

Medium Türkçe

Resmi Türkçe Yayın

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade