Mutsuz İnsanlar Ülkesi Türkiye

Eğitim penceresinden istatistiksel bir bakış


Banka gişesinde bankacı, öfleyerek pöfleyerek iş yapar. Vergi dairesine gidersiniz, iş tanımı size hizmet olan memur size iğrenerek bakar. Restorana oturursunuz, garsonun suratsızlığı yaşam enerjinizi soğurur. Hastaneye gidersiniz, doktor suratınıza bakmaz. Taksiye binersiniz kısa mesafe olunca sevgilinizden görmediğiniz tavrı taksiciden görürsünüz. Markete gidersiniz kasiyer sanki zincirle bağlanmıştır oraya.

Nedir bizi bu kadar mutsuz yapan? Nerede hata yapıyor bu kadar insan? Neden karamsarlık bu kadar yaygın ülkemizde?


Bağımsız bir araştırma şirketi olan Win/Gallup, Birleşmiş Milletler Uluslararası Mutluluk Günü çalışmaları kapsamında, 2014 yılı için mutluluk endeksi anketinin sonuçlarını yayınlıyor. Soru şu: Genel olarak kendinizi mutlu hisseder misiniz? 65 ülkeden yaklaşık 64 bin kişi soruyu yanıtlıyor. En mutlu ülke Fiji, en mutsuz ülke Irak çıkıyor. Türkiye 56. sırada.

Mutluluk endeksinde sondan onuncuyuz. Yani ebolanın silip süpürdüğü Afrika ülkeleri, fiili anlamda savaşın içerisindeki ülkeler veya ekonomik iflasın eşiğindeki ülkelerle aynı kümedeyiz.

Sosyoekonomik, kültürel veya ahlaki; “mutluluk” dediğimiz şeyi şekillendirecek yüzlerce parametre olduğu için genel anlamda “Neden bu kadar mutsuzuz?” sorusunun yanıtını spesifik olarak vermek neredeyse imkansız. Buna rağmen soruyu biraz daha daraltıp büyük veriden faydalanarak yanıt bulmak mümkün:

İnsanlar neden çalıştığı işlerde bu kadar mutsuz?

Bunun yanıtı için gelin sorunun kaynağına, meslek seçimine inelim. Meslek seçiminin ilk adımı, yani üniversite sınavları ve yerleşim verilerine hızlıca bir bakış attığımızda çok ilginç bir tablo çıkıyor önümüze. Çarpıklıklar silsilesine buyrun:

1. “Yemem içmem okuturum” grafiği

Kişi başına GSMH ile Yükseköğretim penetrasyonu, genç nüfus oranına göre karşılaştırıldığında, Türkiye’nin pek çok ülkeye göre beklenenin üzerinde eğitime önem verdiğini görülmüş.

Yani gelirimiz düşük olsa da çocukları üniversiteye yolluyoruz!

2. “Eee Üniversite var, kontenjan da var?” grafiği

2005 yılında 77 olan toplam üniversite sayısı son 10 yılda 109 adet artmış ve 2015 yılında 186’ya yükselmiş. Yine son 10 yılda toplam lisans ve önlisans kontenjanları da iki kat artarak 394.274’ten 792.635’e yükselmiş.

Yani mezunlarımız için yeterli sayıda üniversitemiz de var kontenjanımız da var!

3. “Lan o kadar yer var niye gitmiyorsunuz?” grafiği

2008 yılına kadar neredeyse tam doluluk sergileyen devlet üniversitelerinin lisans programlarında dahi devamlı kontenjan boşlukları gözlemlenmiş. Hızla büyüyen Vakıf üniversitelerinde ise kontenjan boşluk oranları lisans programlarında ortalama %25 seviyesinde gerçekleşmiş.

Yani üniversite giriş oranlarımızın düşük olmasına rağmen sandalyeler boş kalıyor. Hem üniversiteye giremeyen çok var, hem de üniversitede yer çok var.

Demek ki tercih mekaniklerimizde bozukluklar var. Gelin bir adım öteye gidelim, üniversiteye giriş sürecini değerlendirelim.

Üniversite Bölüm Seçim Formülü

Kendinizden hatırlayın. Neye göre yazdınız gitmek istediğiniz bölümü? Ben bugüne kadar yaptığım gözlemlerden ve kendi deneyimlerimden bir sonuca ulaştım:

Eğri oturup doğru konuşalım. Hangimiz ilgi veya becerilerimize göre bölüm seçtik? Hangimiz seçim yaparken iş garantisi değil mesleği sevmeyi ön planda tuttuk? Hangimizin rehber hocası; “tıp olmuyorsa moleküler biyoloji ve genetik yaz” derken “insan genom projesinin son bulmasıyla ve DNA sekanslama teknolojisinin aşırı ucuzlamasıyla başta kanser genetiği olmak üzere pek çok alanda bildiğimiz anlamıyla tıp pratiğini değiştirecek gelişmeler yaşanacak.” demek istedi?

Türkiye’nin geneline yaygın bu mutsuzluğun sebebi ya (bu yazının konusu olmayan) işsizliktir, ya da işi olanlar için yanlış meslek seçimidir. Peki doğru meslek nasıl seçilir? Nerede yanlış yaptık?

Nerede yanlış yaptık?

Lise sıralarında.

Burada ya meslek lisesine yönlenirsiniz, ya da hedeflediğiniz mesleğe sizi taşıyacak alanlara. Meslek, sınav puanları geldikten sonra seçilmez!

Şimdi dananın kuyruğunun koptuğu yere geliyoruz.

Kariyer yönlendirmesi için rehber öğretmeninize gittiniz. İlgi ve becerilerinizi tespit edip hangi alana (mesleğe) en yakın olduğunuzu anlamak için size bir envanter testi yapıyor. Lise yıllarınızdan hatırlarsınız belki. “Pastayı eşit parçalara bölebilir misin?”,”Bir delikten çubuğu rahatça geçirebilir misin” gibi palyaço olarak sirkte işe başlamak için iş görüşmesi sorularına benzeyen, 300'e yakın sorudan oluşan bir test. Bu testlerin temelini “Holland Kodları” oluşturuyor.

Holland Testi” olarak da bilinen bu mesleki envanter kodları, psikolog John. L. Holland tarafından 1950'li yıllarda geliştirilmiş. Her ne kadar tespit kümeleri ve temel prensipleri geçerliliğini korusa da, bu test mesleki önerileri 1950'li yılların dünyasına göre yapıyor.


Yani biz, hayatımızın geri kalanı boyunca yapacağımız, hayatımınızın çok büyük bir bölümünü kaplayacak, aile ve yaşam dinamiklerimizin temelini oluşturacak meslek seçimini yaparken; ya bodoslama hiç bir rehberlik almadan yapıyoruz, ya da 1950'lerden kalma bir test ile yapmış olmak için yapıyoruz.

Bu arada bu kararı verdiğimiz sırada 16–18 yaşında olduğumuzu unutmayalım. Hormonal dengemizin, uzun vadeli sağlıklı kararlar almak için pek stabil olmadığı bir aralıktan bahsediyoruz.


Mevcut rehberlik sisteminin mesleki danışmanlık niteliği inanılmaz yetersizdir. Örneğin, 1950'lerdeki elektrik mühendisliğiyle 2015 yılındaki elektrik mühendisliği aynı şeyler olmamakla beraber, yüzlerce yeni meslek doğmuştur. 5 yıl önce “Sosyal Medya Analisti”,“Kullanıcı Arayüzü Tasarımcısı”,”Arama Motoru Optimizasyon Uzmanı”,”Büyük Veri Analisti” gibi meslekler yoktu. Mevcut envanter testlerinin sonuçlarında çıkmayan bu meslekler geleceğin dünyasını şekillendirecek niteliktedir.


“Eşekler gibi çalış, yapabileceğinin en iyisini yap, puanlar gelsin, sonra bakarız” anlayışı, üniversite hazırlık sürecindeki öğrencileri kör kurşun misali nereye gittiğini bilmez bir ivmelenme içerisine sokuyor. Sürecin yoğunluğu, bizi sonuca odaklanmaktan uzaklaştırmış.

Belki de EŞŞEK gibi çalışmama gerek yok! Belki de mühendis değil okul öncesi öğretmeni olmak istiyorum! Belki de hedefimi önceden belirlesem bu süreci daha verimli geçirebilirim!?


Bir insanın hangi alanlara ilgi duyduğunu, hangi becerilere sahip olduğunu ve bunların birleşimine dayanarak hangi mesleklere uygun olduğunu tespit edebilecek, temeli bilimsel verilere dayanan, geçerlilik ve güvenilirliği yüksek psikometrik testlere ihtiyacımız var.

Aksi takdirde piyango oynar gibi, naif umutlarla “ya tutarsa” diye tercih yapmaya, istemediğimiz bölümlerde 4–6 yıl okumaya, sonra istemediğimiz işlerde çalışıp istemediğimiz hayatları yaşarken etrafımıza mutsuzluk saçmaya devam edeceğiz.

DİPÇE: Grafikler, parlakbirgelecek.com kurucu ortağı ve CEO’su Orkun Şahmalı’nın, “Türkiye’de Üniversite Danışmanlığı” sunumundan, izniyle alınmıştır.

Like what you read? Give Dr. Selçuk Can Güven a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.