“N’oluyo yaa!?” Ekonomisi

2001 yılında dot-com balonu patlamıştı ve bazıları için web, aşırı derecede şişirilmiş bir hevesten başka bir şey değildi artık. Ancak yükselmekte olan bir teknoloji vardı ve bir şekilde tekrar sahnede yerini alacaktı.

2004 yılında bir beyin fırtınası seansı sırasında o zamanın O’Reilly Medya Başkan Yardımcısı Dale Dougherty (Maker Medya kurucusu) söz aldı ve heyecan vereci yeni uygulamaların birbiri ardına ortaya çıktığından bahsetmeye başladı. Web çökmenin çok ötesinde, her zamankinden çok daha önemli hale gelmiş, “dot-com boom” web için bir dönüm noktası olmuştu. Bunun adı olsa olsa Web 2.0 olabilirdi. Seansa katılanların da onayıyla o sene O’Reilly Media Web 2.0 Konferansı düzenlendi ve sonrasında bu ifade her yerde sıkça kullanılmaya başlandı.

Hakikaten AJAX ( Asynchronous JavaScript and XML) gibi teknolojilerin de yardımıyla kullanıcılar sayfayı yeniden yüklemeye gerek kalmaksızın, sayfada görünür değişiklikler yapabilmeye başlamışlardı. Bu da kullancının kendi içeriğini oluşturmasının önünü alabildiğine açtı. Hiçbir teknik bilgiye sahip olmayan sıradan web kullanıcıları kolay anlaşılır arayüzlerin de yardımıyla birbirleriyle etkileşime girip inanılmaz bir hızla içerik üretiyorlardı. Sosyal paylaşım siteleri, video ve fotoğraf paylaşım siteleri, bloglar, wikiler… Time Dergisi de bu değişimin aktörlerini, yani bizi 2006 yılının kişisi olarak seçmişti.

Aradan geçen 11 yıllık süreçte o zamanın yeni ve heyecan verici özellikleri artık tamamen sıradanlaştı. Sıradanlaşmayı olumsuz manada kullanmıyorum tabii ki, bunlar artık hayatımızın bir parçası oldular. Özellikle sosyal ağlar anlamında geldiğimiz nokta müthiş. Artık başlı başına bir iletişim kanalı sosyal ağlar. Üstelik diğer iletişim kanallarının etki alanına doğru, onları daraltacak şekilde hızla yayılmaya devam ediyorlar. Bütün bu gidişatta mobilin etki ve katkısını webden ayrı olarak düşünmüyorum ben.

Bir süredir Tom Goodwin’in “enteresan şeyler oluyor” şeklinde özetlediği bambaşka bir dönüşümü yaşıyoruz (Hayır Web 3.0 değil. Bu ifadeyi World Wide Web’in -yani Web 1.0'ın- mucidi Tim Berners-Lee sıranın tekrar kendisine geldiğini düşünmüş olsa gerek semantik web için kullanmıştı). Bu seferki sadece weble ilgili de değil zaten. Yine webin (ve tabii ki mobilin) lokomotifliğini üstlendiği daha çok ekonomik bir dönüşümden bahsediyoruz artık.

Birkaç hafta önce O’Reilly Medya Kurucusu Tim O’Reilly, bu yazının başlığında kibarca Türkçe’ye çevirmeye çalıştığım “The WTF Economy” başlıklı bir yazıyla 12–13 Kasım 2015’de düzenleyecekleri yeni bir konferansı duyurdu. O da Tom Goodwin gibi; Uber’in hiç bir araca sahip olmadan San Francisco’da bütün taksi ve limuzin endüstrisinin 3 katı gelir elde etmesini, Airbnb’nin 800 çalışanla hiç odası olmamasına rağmen 152.000 çalışanlı Hilton’dan daha fazla oda önerebilmesini, Kickstarter’da önde gelen yatırım şirketlerinin yapabileceği miktardaki yatırımların elde edilebilmesini örnek gösterip WTF!? (What The F***) demiş. “F” o anlama da geliyor ama ayrıca “What’s The Future of Work” diyebiliriz diye de eklemiş. Konferansın tam adı Next:Economy (What’s The Future of Work?). Konferansın amacını big data ile, algoritmalarla, yapay zekayla, robotik gelişmelerle, isteğe bağlı (on-demand) ekonomiyle değişime uğrayan iş yapış tarzlarına biraz daha ışık tutmak olarak belirlemişler. Web 2.0'daki rollerini düşündüğümüzde dikkatle takip etmek gerek diye düşünüyorum.

Yalnız bana enteresan gelen kimsenin bu olan bitene bu sefer bir isim vermeye çalışmaması (belki de verememesi)… Herkes bir şeylerin değiştiğinin ve değişmekte olduğunun farkında ama sanki buna bir isim vermekle uğraşmıyor özellikle. Çünkü artık her şey çok daha hızlı gelişiyor ve değişiyor. Kimsenin kaybedecek vakti yok.

Yani evet, bir “cisim” yaklaşıyor. Yapılması gereken de, bu uyarıları dikkate almak ve savunmaya çekilip direnç göstermek yerine bir an önce atağa geçmek…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.