Neden bir ofisimiz yok?

O kravat yok mu…

Çalıştığım firma (Countly) 17 (Şubat 2017) kişiden oluşan, tam anlamıyla dağıtık bir yapı. Bu karar 2013 yılı başında CEO tarafından alınmış ve bu şekilde devam etmiş. Başta temel olarak amaçlanan da dağıtık bir yapının aslında ortaya konan ürünün geliştirilmesi sürecinin daha da hızlandırılması.

İlk yıllarda bu fikir çok trend ve heyecanlı dursa da, aslında birden fazla avantajı olduğu ortaya çıkmış. Örneğin emlakçıya para verilmiyor, mobilyalara para verilmiyor, restoranlarda yenen yemeğe, araç otoparklarına, alınması gereken cihaz ve donanıma (*) da ücret ödenmiyor.

Zamanla, maliyet avantajının yanında destek sürelerinde de gözle görülür bir iyileşme sağlanmış. Halihazırda 5 farklı kıtada çalışan olunca tüm destek e-postaları her gün, çoğunlukla bir kaç saat içinde yanıt verilir hale gelmiş.

Türkiye’de özellikle sıcak satış yapan ve doğrudan kapıya gidilen durumlarda kullanılamayabilecek bir yöntem olsa da, şirketin sanal bir merkezi olması, insanların cafe, ev ya da co-working ortamlarında çalışması ve özellikle yazılım geliştirme süreçlerinde elektronik ortamdan faydalanılması bu işin yapılabileceğini bize gösterdiğinden, oturup bu konuda bir yazı yazmak ve özellikle Türkiye’de konuşlanmış yazılım firmalarının bunu nasıl başardığını göstermek de farz oldu.

Ben de oturup dağıtık bir modelde çalışmanın hem avantajlarını, hem de dezavantajlarını yazmak istedim.

Önce avantajlardan başlayalım.

1. Ekip daha verimli çalışıyor

Firmanın ofisinin olduğu yerden yeni ekip arkadaşı arayıp bulmak yerine, evden çalışmayı isteyen, seven, çeşitli nedenlerle (yeni çocuk, sosyal yaşam, sessiz ve sakinliğin tercih edildiği durumlar) kişilerle beraber aynı hedefe doğru gitmek çok daha keyif verici.

Slack gibi bir sohbet ortamı, Zoom ya da Hangouts ile yapılan hızlı ve küçük telcolar, hızlı internetin getirdiği avantajlar da buna eklendiği zaman geliştiriciler daha çok odaklanabiliyorlar.

Bunun yanında küçük bir firma olmanın getirdiği yatay ve yalın rol ve sorumluluk modelleri, buna alışkın bireyleri daha çok cezbediyor. Hangimiz tepesinde bir patronun himayesinde, ensesinden bakan bir kişiyle çalışmak ister ki?

2. Ekibin üyelerine verilen özgürlük onları daha üretken kılıyor

Bazı geliştiriciler vardır, sabah kuşluk vakti kalkar, bilgisayarının başına oturur ve kodlamaya başlar. Bazıları vardır, saat 10'dan önce, iki bardak kahve içmeden çalışmaya başlayamaz ama geç vakte kadar üretken kalabilir. İnsanları aynı ortamda, benzer saatlerde çalışmaya zorlamak bence sadece insanın doğasına aykırı. Siz sabahın köründe yollara koyulmayı hiç sevdiniz mi?

Bu işin yapısında küçük kaçamaklar her zaman vardır. Arada yürüyüşler yapmak, cafeye gidip zaman öldürmek, dışarı çıkıp biraz temiz hava almak — ve bunları iş saatlerinde yapabilmenin özgürlüğü insanı daha verimli kılar.

Asla bir kaç saatin hesabını yapmamak gerekir. Yapan varsa, geliştiricinin doğasını (bence) anlamıyor demektir.

3. İnternet, uzaktan çalışmayı kolaylaştırıyor

Aslında bu madde bir avantajdan ziyade, uzaktan çalışmanın günümüzde ne kadar pratik olduğunun bir göstergesi. Evde ya da cafede de olsanız, yan odadan sürekli olarak cep telefonunuza gelen Slack mesajları, e-postalardan gelen anlık bildirimler, ya da bir sonraki günün telcosuna özel gelen ön bilgiler sizi her zaman gündeme yakın tutuyor.

Kabul etmek gerekir, uzun süreli, hiç bitmeyen toplantılarla sürekli zaman kaybetmek, beyaz tahtanın önünde hiç bir zaman sonlanmayan fikir cimnastikleri yerine hızlı atılan adımlar, çok büyük planların ve onlarca kişinin süreçte olmadığı noktalarda daha fazla verim sağlıyor.

Yukarıda da bahsettim — bu yöntem her firma için ideal değil diye. Eğer ürünün bir parçasını geliştirmek için en az 4 kişi bir araya gelmeliyse zaten bu durumda uzaktan çalışmak ek verim getirmeyecektir.

Countly özelinde, ürünü geliştirmek için herkesin katılım sağladığı toplantılar sadece haftalık teknik Zoom / Skype telcosu olduğundan, ve her toplantıda sadece o haftanın yapılanları ve yapılacakları konuşulduğundan uzaktan çalışmak için ideal bir süreçten bahsedebiliyoruz.

4. Farklı ülkelerden geliştiriciler biraraya gelince önemli bir kültür zenginliği doğuyor

Bu da belki “bana ne?” diyebileceğiniz bir konu — ama Tayland kralı Bhumibol Adulyadej’in aslında ülkesi için ne kadar önemli olduğunu, Riga’daki evlerin en önemli özelliklerini, Çekya’daki dijital ajanslarda çalışanların mutsuz olduğunu, Rusların Antalya hakkında ne düşündüklerini birinci ağızdan öğreniyorsunuz.

Bunu hemen her gün Slack’te, yaklaşık 16:30 civarında bir iş arkadaşınızın gündemi belirlemesiyle anlıyorsunuz.

Neredeyse bir saate yakın bir süre #general kanalında o ana kadar hiç kimsenin bilmediği konular bir anda gündem oluyor, genel kültürünüz çalışanların yaşadığı ülkede yaşamasanız da sanki oraya gitmiş gibi artmaya başlıyor.

Kısacası, kurucusu Türk olan bir firmanın çalışanları Türk olmayınca, kültür farklılığının ne kadar renkli bir hayatı da beraberinde getirdiğinin farkına varıyorsunuz.


Her şey harika, doğasına uygun gibi görünüyor, öte yandan bu modelin avantajları olsa da, bir takım zorlukları da beraberinde getirdiği kesin.

Misal,

  1. Şirket kültürünün %90'ını konuşarak değil, yazarak oluşturmanız gerekiyor. Kültür, iyi idare edildiği ve aşılanabildiği sürece bir anlam kazanıyor. Organizasyon içi her bireyin diğeriyle uyum içinde çalıştığı, birbirine güvendiği, arkasını kolladığı bir ortam, ancak daha önce benzer bir yaşam tarzına alışkın bireylerin varlığıyla mümkün oluyor. İnsanları işe alırken bu konuda titiz bir çalışma yapmak ve kültüre uyum sağlayabilecek kişilere teklif götürmek zaman alıcı ve yorucu olabiliyor.
  2. Kuralların gevşek olması kimi zaman hataya sebebiyet verebiliyor. Biz her ne kadar yaşamamış olsak da, sınırları net konulmamış özgürlükler, takvimlerin ve işlerin bazılarının ucu açık olması gibi konular bazı insanların şevkini kırabiliyor. Bu tür bireylere önerim, kurumsal hayattan vazgeçmemeleri.
  3. Bazı firmalarda zengin kültürel farklılık, iş yapmayı zorlaştırabilir. Yine bu konudan muzdarip olmadık, ama çok dikkatlice ele alınması gereken bir durum olduğunu çok iyi biliyorum. Bu nedenle daha önce uzaktan çalışmaya yatkın, uluslararası işlerde görev yapan, diğerlerine de kültürü, açıklığı ve her türlü fikri kabullenişi ve farklılıklara yaklaşımı ile (bu ifadeyi sevmesem de) “fark yaratan” insanların varlığı, kurum kültürünü ileriye taşıyor. Sabırsız, ifadelerinde samimi olmayan bireyler de bir o kadar yıkıcı ve yıldırıcı olabiliyor.

Günün sonunda, bu “uzaktan herkesi yönetebilirim” diye başlayan ve başarılı olabilen firmalar sayıca hala çok değil. Buffer (85 çalışan), Automattic (400 çalışan, 40 şehir), Treehouse (150 çalışan), Zapier ve Groove çok bilinen firmalardan sadece bir kaçı. Yaptıkları zaman ne kadar verimli olduklarını (ya da nerede batırdıklarını) hepsi açık yüreklilikle anlatmış.

Uzaktan çalışmak büyük keyif — bunun için bir iş bulabilen ve iş bulduktan sonra da uzaktan çalışmaya kendisini adayabilenlerin sayıca azınlığın çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Olur da kendinize bir şans vermek isterseniz, Remotive ve We Work Remotely portalıyla başlayabilir, ya da Countly’nin açık pozisyonlarına göz atabilirsiniz.

Siz de uzaktan çalışıyorsanız, bunun avantaj ve dezavantajlarının ne olduğunu birinci ağızdan duymak isterim. :)

(*) Kimi firmalar belirli bir süre geçtikten sonra çalışanlarına dizüstü bilgisayar & cep telefonu katkısı sunabiliyor.