Neden doktora yapayım (ya da yapmayayım)?


Bugüne kadar bu soru ile ilgili birçok email aldım ve bu yazımın da doktora yapıp yapmamak arasında kalan genç arkadaşlara bir fikir vermesini umuyorum. Konuya birçok farklı açıdan yaklaşacağım, okumaya devam edin.

Öncelikle doktora nedir? Aslında doktoraya uzanan süreci İngilizce terminolojisinden açıklamak daha kolay. Önce lisans (Bachelor), sonra yüksek lisans (Masters) ve en son olarak da doktora (Ph.D. ya da Doctor of Philosophy) yapıyorsunuz. İngilizcesi daha açıklayıcı diye düşünüyorum, çünkü önce taze bir şekilde her konudan bilgi alırsınız, sonra biraz daha özel bir alanda yoğunlaşıp master yani usta olursunuz ve en sonra da filozof olursunuz. Türkçe’de lisans denmiş, nedense eğitimin devamını alınca usta olmak yerine lisansın yükseğini yapmak demek daha cazip gelmiş kelimeyi ilk çıkartanlara. Neticede kariyer yolundan da izleneceği üzere filozof olmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz, aslında soru bu. Olursanız da tabii ki ömür boyu taşıyacağınız bir ünvanla beraber dolaşıyorsunuz.

Akademisyen olmak istiyorsanız, doktora yapmak zorundasınız ama doktora yapmakla illaki akademisyen olmak zorunda değilsiniz. 21. yüzyılda çok şeyler değişti, hatta 10 yıl önce belki de yukarıda söylediğim cümlenin bir mantığı bile yoktu (düşünün 15 yıl önce Google yoktu, 10 yıl önce iPhone bile yoktu). Akademisyen olmayacaksam neden doktora yapmak için uğraşayım diyebilirdiniz. Bence artık bu cümle de anlamını yitirdi, çünkü günümüzde öyle yüksek seviyeli meslekler doğdu ki doktora deneyimi artık bir gereksinim haline geldi.

Peki şimdi, bu doktora ne menem birşeydir de 4 yılda bana ne kazandıracakmış diyebilirsiniz. Evet aslında kazandırıyor, dedim ya sizi filozof yapıyor, düşünme insanı yapıyor. Doktora sırasında sürekli okumak, yazmak, dinlemek ve konuşmak (yani hergün TOEFL sınavına girer gibi hissediyorsunuz) zorundasınız. Kendi ve yakın alanınızda şu anda güncel neler oluyor takip etmek zorundasınız ve kendinizi sürekli geliştirmek zorundasınız ki bir araştırmaya başlamadan önce o araştırmanın daha önce başkaları tarafından ele alınıp alınmadığından emin olmanız gerekiyor (tarihte böyle vakalar olmuştur, yepyeni birşey buldum diye ortaya çıkıp aslında aynı şey 30 yıl önce başka birisi tarafından bulunmuş olması gibi). Ve sizin de daha önceden hiç yapılmayan bir deneyi ya da teoriyi kanıtlamayı vs. yapmanız gerekir ki yaptığınız iş özgün olsun ve uluslararası bilim dünyası da sizin çalışmanızın farkına varabilsin.

ALMA Teleskop Dizgesi, Atacama Çölü, Şili

Doktora ya da aslında bilim cevabı bilinmeyen özgün bir soru ile başlıyor. Ve doktorada da sizin beyninizi kemiren bu sorunun cevabını bulmaya çalışırsınız. Bu araştırmayı ilk defa yapmak zorunda olduğunuz için özellikle bazı bilimlerde asla kendi maddi imkanlarınızla kullanamayacağınız, hatta dokunamayacağınız bile teknolojinin en son ürünü aletler kullanırsınız (örneğin; teleskoplar, CERN, elektron mikroskopları, vd.). Bence heyecan da burada başlıyor.

Doktorada olabilecek en iyi veriye ve sonuçlara ulaşmak zorundasınızdır. Şöyle düşünün, üniversitede lisans okuyorsunuz, sınava girdiniz, 1o soru soruldu, 8'ini yaptınız ve 100 üzerinden 80 not aldınız. Pek de fena değil, değil mi? Mutlusunuz. Ama geriye baktığımızda aslında 2 soruyu yanlış yaptınız. İşte fark burada! Doktorada içinde 2 tane yanlış olan bir makaleyi bastıramazsınız, bastırmamalısınız. Yaptığınız iş yüzde 100 doğru ve emin olmalı! İngilizce “to the best of my knowledge” yani en son ve güncel bilgime dayanarak der, makalenizi öyle gönderirsiniz. Çünkü bilimsel metodları kullandığınız için yaptığınız deneyin, gözlemin metodlarını da yazmış olmalısınız ve başka birisi sizin metodunuzu takip ettiğinde aynı sayılara ve sonuçlara ulaşabilmelidir. Yani 2 tane yanlış olsa da %80'i iyi deme şansınız yok. Olursa bu sizi dikkatsiz bir bilim insanı yapar ve insanlar gelecekte sizin makalelerinize bakarken hep bunu düşünür. Hiç 80 alan öğrenciye böyle muamele yapıldığını gördünüz mü☺? Yani bu demek oluyor ki doktora bize kendi bildiklerimiz doğrultusunda en iyisini ve en doğrusunu bulmayı öğretiyor. Bu bakış açısının 4 sene boyunca hergün aklınızda olduğunu düşünün. Doğal olarak doktora sonrasındaki hayatınızda da bu şekilde dikkatli olmayı ve en iyisini yapmayı öğrenmiş oluyorsunuz.

Doktoranın verdiği diğer bir kazanç da bir bilginin kaynağını bulmaya olan iştah. Artık belli bir süre sonra her gördüğünüze, her duyduğunuza inanmamaya başlıyorsunuz. Çünkü makalelerimizi yazarken dikkatli bir şekilde, alıntı yaptığınız her satırın referansını vermek zorunda olduğunuz için o satırın ilk olarak nereden geldiğini bulmanız gerekiyor. Belli bir süre sonra hayata da bu şekilde bakıyorsunuz, yani Facebook’da her gördüğünüz şeye atlamıyor ve paylaşmıyorsunuz, önce bir kaynağını araştırma ihtiyacı hissediyorsunuz (tabii istisnalar kaideyi bozmaz, Facebook bile insanları değiştirdi ☺). Bu da 4 yılın verdiği iyi bir yetenek değil mi?

Her akademisyen yaptığı araştırmasını kendi camiasına gösterebilmek için yurtiçi ya da yurtdışı konferanslara katılır. Buralarda ya sunum yapmak ya da bir poster hazırlamak zorundadır. Sunumlar ile toplum önünde konuşma yapmak konusunda deneyim kazanır, poster ile de geniş bir kağıdın üzerine en iyi şekilde dizayn yapıp araştırmasını en iyi şekilde görsel olarak anlatmayı öğrenir. Hatta birçok uluslararası toplantıda her milletten arkadaş edinir ve farklı kültürleri de öğrenme şansı olur. Örneğin benim doktora yaptığım Leiden Gözlemevi’nde en az 30 milletten 80 doktora öğrencisi vardı. Hatta üniversitenizi ya da araştırmanızı temsil etmek için gittiğiniz bu toplantılar dünyanın herhangi bir yerinde olabiliyor ve masrafları ya üniversiteniz ya da konferans organizatörleri tarafından karşılanıyor. Bu sayede 20'den fazla ülkede 300'e yakın şehri görme fırsatım oldu ki gezmeyi seviyorsanız bundan daha güzel bir fırsat var mı bilmiyorum (babanız çok zenginse o başka tabii ☺).

Doktora projesi süresince birçok yere fon başvurusu ya da belli alet-makinelerin kullanımı için proje yazmak zorundasınızdır (proposal). Örneğin ben astrofizikçi olduğum için sürekli belli teleskoplarda gözlem zamanı alabilmek için başvuru yapmak zorundayım. Bu da aslında sizin inandığınız bir fikri başkasına kabul ettirme konusunda bir deneyim olmuş oluyor. Yani fikrinizi ne kadar saçma ya da mantıklı olursa olsun pazarlama yada marketing yapmış oluyorsunuz. İyi bir yetenek daha değil mi?

Contact (Mesaj) filminde astrofizikçi Judie Foster komiteden gözlem projesi için fon istiyor.

Elbetteki her başvurunuz kabul edilmiyor, hatta projenizin ne kadar iyi olduğunuz düşünseniz bile sürekli reddediliyor, yine reddediliyor ama siz yine de pes etmiyorsunuz ve aldığınız geri dönüşlerle projenizi yeniden şekillendiriyorsunuz ve başvurmaya devam ediyorsunuz. Bu da sizi fikirlerinizi savunmak için daha da inatçı yapıyor ve reddedilmenin de birşeylerin sonu olmadığını hatta projeyi daha da geliştirdiği için iyi bile olduğunu düşünüyorsunuz. Hayatın her alanında kullanabileceğiniz bir yetenek daha.

Maddi açıdan bakınca tam da gençliğimin baharında çok daha yüksek maaş alabileceğim bir iş bulmak varken neden doktora yapıp çok daha düşük maaşa evet diyeyim diyebilirsiniz. Evet, doktora maaşları düşük, ama sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da, Amerika’da da düşük, çünkü belli açılardan hala öğrencilik olarak düşünülüyor ve tam olarak iş statüsünde görülmüyor. Ama yukarıda bahsettiğim ve hatta daha bahsedemediğim birçok etkenden dolayı kişisel gelişimi o kadar çok olumlu yönde etkiliyor ki, o tez yazmanın zorlukları, reddedilmeler, sunumların hepsini üstüste koyunca bunları yarın hayatta kullanmak için sizi bir adım öteye götürüyor.

En başta dediğim gibi, zaten günümüzde artık akademi dışında öyle meslekler var ki doktora eğitimini önkoşul olarak istiyor. Örneğin 2013 yılında LERU’ya ait bir yaz okuluna katılmıştım ve L’Oreal’ın genel merkezine yaptığımız ziyarette bize L’Oreal’daki managerlerin %80'inin doktora sahibi olduklarını söylemişlerdi. Yılda 2 milyon CV alan L’Oreal’ın CEO’suyla görüşmek de doktoranın nimetlerinden biriydi tabii.

Doktora yapınca belki dünyayı değiştirmiyorsunuz ama yeni birşeyler yaptığınızdan dolayı insanlığın bilgi kütüphanesine yeni birşey ekliyorsunuz ve bu size insanlık için iyi birşey yapmış olma hissi veriyor.

Netice olarak, gelecek planınızda ister akademiyi, ister iş dünyasını düşünün, doktoranın maddi ve manevi birçok zorlukları olsa da beni hayallerimdeki yere getirdi ve inanıyorum ki sizi de getirecektir. Doktoraya başlamadan önce hayat planınızı iyice çizip, önceliklerinizi belirleyip ona göre karar vermeniz gerekiyor. Bana yeniden dünyaya gelsem doktora yapar mıydım diye sorsanız, “Evet, kesinlikle yine yapardım!” derim ve sizlere de tavsiye ederim.

Dr. Umut Yıldız (NASA/JPL-Caltech)

NOT: Bu blog yazısındaki düşünceler tamamen kendi düşüncelerimdir ve NASA, Jet Propulsion Laboratory veya Caltech’i bağlamaz.

NOTE: The opinions expressed in this blogpost are my own and do not necessarily represent the policy or opinions of NASA, the Jet Propulsion Laboratory, or Caltech.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Umut Yildiz’s story.