Sadece Ay’ın çekim kuvveti mi bizi geceleri çalışmaya iter?

Neden Geceleri Daha İyi ve Daha Verimli Çalışırız?

Neden geceleri, karanlıkta çalışmayı tercih ederiz? Sadece gecenin sessizliği ve kesintisiz sakinliği mi bizim yaratıcı sürecimize katkı sağlar? Özellikle kreatif üretim yapanlar sabah ofis masalarında bulunma zorunluluklarının farkında olmalarına rağmen neden tekil gece çalışmasını sosyal ve kooperatif gündüz çalışmasına tercih ederler?

Neden Gece?

“Genç ve güzel bir kadın olan Hester Prynne, kısa bir süre önce İngiltere’de Roger Chillingworth ile evlenmiştir. Chillingworth, Hester’ı Boston’a önden göndermiş ve kendisinin de en kısa sürede orada olacağını söylemiştir fakat Chillingworth’ün gelişi sürekli aksar.

Katı bir Püritan olan Rahip Arthur Dimmesdale ise Hester Prynne’nın güzelliğinde kendini kaybeder ve aşık olur. Aşkı da karşılık bulur. Arthur Dimmesdale’ın İngiltere’ye yaptığı bir ziyaret sırasında da Hester’ın hamile olduğu ortaya çıkar.

Hester Prynne, Püritan toplumun ağır baskılarına rağmen hiçbir zaman aşığının adını vermez ve zinanın günahını sürekli vücudunda taşısın diye damgalanarak cezalandırılır. Hester Prynne artık boynunda kırmızı bir A (A-dultery: Zina) harfi taşıyan toplumdan dışlanmış günahkar bir kadındır…” The Scarlet Letter — Nathaniel Hawthorne

Gece — Gündüz; Medeniyet — Doğa

Nathaniel Hawthorne, The Scarlet Letter romanında aydınlık ve karanlık ikili karşıtlığını adeta ikiye böler. Toplumsal yapı içerisinde kabul edilebilen her şey gündüz gerçekleşir ancak toplumdan gizlenmesi gereken her şey gece vuku bulur. Gece, gündüz yapılması imkansız olan ve toplumun tolere edemeyebileceği şeyleri örter, saklar. Gece olduğunda ortaya çıkan bireylerin iç dünyası, hava aydınlığında tekrar bireyin derinliklerinde baskılanır.

Gizliliğe, tutkuya, yasakları bozmaya ve yasak görülen her şeye ev sahipliği yapan gecenin karanlığı mı bizi çevremizden soyutlayarak yaratıcılığımızı ve düşünme kapasitemizi arttırmamızı mı sağlıyor? Neden olmasın.

Normlar, Rutinler, Ritimler ve Frankenstein

Yüzyıllardır süregelen toplumsal ve kültürel normlar insanoğlunun kısmen istemsiz kısmen de istemli bir rutin ve alışkanlık geliştirmesine sebep oluyor. Milattan önce 70.000’li yıllarda ilk insanlar tek fazlı (Monophasic) uyku yerine çok fazla (Polyphasic) uyku düzenine sahiplerdi. Yani; 24 saatlik döngü içerisinde çeşitli aralıklarla uyuma alışkanlıkları vardı fakat M.Ö. 50.000’li yıllarda tek fazlı uykuya; gece uyuyup gündüz uyanık olma döngüsüne geçiş yaptılar. 50.000 yıl önce, gündüz avlanmaya giden, meyvesini toplayan insanoğlu şu an gün aydınlıkken ofisine, alışveriş merkezine gidiyor. İnsanoğlunun yüzyıllardır süregelen rutini farklı saatlerde farklı beyin bölgelerinde ortaya çıkan değişimlere ve gelişimlere yol açıyor ve bizim bireyselleşmiş bir sirkadiyen ritim geliştirmemizi sağlıyor. Gün içinde zamanımızı nasıl kullanacağımıza kendimiz karar veriyormuşuz gibi görünmesine rağmen aslında bu kararı çoğu zaman kendi oluşturduğumuz sirkadiyen ritmimiz belirliyor ve yaratma güdümüz de kendine bu ritimde bir yer buluyor.

Bir nevi kendi Frankenstein’ımızı yaratıyoruz. Bir nevi faydalı, bir nevi zararlı.

Bir Negatifin ve Bir Pozitifin Toplamı

Beyin ve uyku. Uyku, bir kavram, bir gereksinim olarak fiziki yorgunluğun karşılayıcısı veya rutinselleştirilmiş bir tedavisi gibi görünse de beyin ve beyin fonksiyonlarıdan ayrıştırılamayacak bir kavramın ötesi konumunda. Ekonomik bir tabir ile beyin ve uykuyu ‘complementary goods’ olarak yani birbirini ‘tamamlayan mallar’ olarak tanımlamak fazlasıyla yerinde bir benzetme.

Uyku, beyinde oluşan stres ve yorgunluğu yan etkisi bulunan belirli kimyasal maddeler haricinde giderebilen tek doğal süreç.
Salvador Dali — Belleğin Azmi 1931. Belleğin Azmi’nde eriyip giden saatlerin uykuda boşa geçen saatleri sembolize ettiği düşünülmektedir.

Uykusuzluk ve yaratıcılık. Toplamının sağlık açısından negatif olduğu bu ikili arasında deneyimlediğiniz korelasyon ne kadar yüksekse bilim insanları tarafından o kadar yüksek oranda Kreatif İnsomnia teşhisi konulma ihtimaliniz yüksek. Magazinsel ve ego doyurucu bağlamda ise bu ikili bireylere pozitif bir değer vaad ediyor.

Evrimsel Psikoloji Uzmanı Satoshi Kanazawa’ya göre bireyin IQ’su ve uyku düzeni çok yüksek oranda birbirlerine bağlı. Çalışma düzenlerini gün batımına göre ayarlayanlar özellikle üretkenlik ve yaratıcılık alanında daha proaktif bir rol oynuyorlar.

Ortalama IQ seviyesine sahip olanların ilkel insandan beri süregelen uyku düzenini koruduğunu, değişime kapalı olduğunu fakat ortalama üstü zekaya sahip olanların bu düzeni reddettiğini ve kendi uyku düzenlerini oluşturduklarını söylüyor.

Kanazawa’nın yaptığı araştırmaya göre bireyin noktürnalliği ve IQ seviyesi arasında doğru bir orantı mevcut.

Zeka seviyelerine göre ortalama uyuma ve uyanma saatleri
Donuk Zeka (IQ < 75)
Hafta içi: 23:41–07:20
Hafta Sonu: 00:35–10:09
Normal Zeka (90 < IQ < 110)
Hafta içi: 00:10–07:32
Hafta Sonu 01:13–10:14
Parlak Zeka (IQ>125)
Hafta İçi: 12:29–07:52
Hafta Sonu: 01:44–11:07

Roger E. Beaty, Paul J. Silvia, Emily C. Nusbaum ve Oshin Vartanian tarafından gerçekleştirilen Tired minds, tired ideas? Exploring insomnia and creativity araştırmasında ise İnsomnia ve Yaratıcılık — İnsomnia ve Aykırı Düşünme çalışmalarının sonucunda geceleri uyku düzensizliği yaşayan bireylerin yaratıcılık ve farklı düşünme alanlarında erken yatıp erken kalkanlara göre genel yaratıcılık anlamında daha başarılı olduğu sonucuna varılıyor.

Grinin Tonları

Bilimsel veriler istatistiki bağlamda doyurucu olsa da uykusuzluk/yaratıcılık doğrulamasının gerçek zamanlı sonuçlarını gerçek dünyada tam olarak ölçümleyebilmek tam manasıyla mümkün olamıyor. Araştırmacılar da bu bağlamda uyku düzensizliği sırasında gerçekleşen yaratıcı üretim prosesinin salt olarak zeka seviyesiyle bağlanmasını veya çıkan sonuçların tüme varımda mutlak başarı sağlayacağı görüşünün çok doğru olmayacağı görüşünü savunuyorlar.

Profesör Mareike Wieth’in Thinking & Reasoning adlı araştırması ise uykusuzluğun yaratıcı süreç üzerindeki etkisine daha çok psikolojik bağlamda bir yanıt veriyor. Wieth’e göre bireyler uykusuzluk durumunda çevrelerine uyguladıkları odak seviyelerini düşürüyorlar. Dikkat filtresi azalan birey de çevresinden daha çok yaptığı işe odaklanabilmeyi başarıyor. Kendisini, ilgi alanına girmeyen bir nesneden veya konudan bilinçsiz olarak soyutluyor ve üzerinde çalıştığı konuda nispi bir başarı sağlıyor.

Uykusuzluğun yaratıcı süreç üzerindeki tam etkisi şimdilik grinin tonlarında bir konu.
Kognitif nedenlerin yanı sıra bireyin gün içinde yaşadığı stres belki de sosyal bir fobi veya bir baskı geceyi onun için bir kaçış, kurtuluş konumuna getiriyor olabilir.

Sosyolog Erving Goffman’ın Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu’nda yorumladığı gibi belki de bireyin toplum içinde olduğu sahneden çıkıp sahip olduğu kimlikleri tek başına kaldığında terk etmesi, öz kimliğine dönmesi onun kendi potansiyeline tam olarak ulaşmasını sağlıyor. Ve bunun için belki de gecenin karanlığına sığınıyor.

Like what you read? Give Oğuz a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.