Nerede Hata Yaptık ?— Eğitim Sistemimiz

By The Photographer


Hepimiz farklı hayatlar yaşasak ve hatta hayatlarımınızın benzer dönemlerinde farklı tercihler yapsak dahi aynı noktada buluştuğumuz bulvarlar var.

İşte bu yazı liseden üniversiteye geçme döneminde olan bir kardeşimle yaptığım muhabbetin yazısıdır.

“Ne olursa olsun hiç bir kıza %100 güvenme.’’

Her zaman muhabbet sırasında karşımızdakine verdiğimiz o altın öğütlerimiz vardır. Ben de bu 18 yaşındaki kardeşime şu soruyu sordum: “18 yaşına kadar geldin. Sana desemki, bak kardeşim bana tek bir öğüt verme şansın var, bana ne söylersin?’’ Bana verdiği cevap işte aynen okuduğunuz şey oldu: “Ne olursa olsun hiç bir kıza %100 güvenme.’’

Peki ama nasıl olmuştu da verebileceği en büyük öğüt buydu? Devamını sormadım ama kısaca şunu söyleyebilirimki: Hedefe giden yolda önümüze çıkan engeller, vereceğimiz öğütleri şekillendirir.

“Sabah sahilde koşu yapıp yüzdükten sonra güzelce ders çalışıp, bir kafede çalışıp para biriktirmek istiyorum.’’

Çok düşüncelidir benim kardeşim. En sevdiğim insanlardan biri olduğu için söylemiyorum ancak, gayet düzgün yetiştirilmiş, sadece kendini düşünecek kadar bencil olmayan, her zaman ilerde karşılaşması muhtemel olan engelleri nasıl geçeceğine dair önlemler alan ve lojistik edinmeye çalışan bir çocuk. Ayrıca ailesine maddi destek de olmayı çok ister.

Hayatının en önemli noktasını şekillendirmek için yaptığı plana bir kafede çalışmayı da dahil etmesi bana o güzelim duygularla birlikte ne kadar da saf ve tecrübesiz olduğunu hissettirdi çünkü bunun, arkadaş ortamı açısından ne kadar da tehlikeli bir duruma dönüşeceğinin ya da onu ne kadar yoracağının farkında değildi. Ben de ona bunun yerine başka bir öğütte bulundum. Oraya sonra geleceğiz.

Peki, Erzincan’da geçirdiği lise hayatının son dönemlerine denk gelen LYS sınavına kayıt yaptırmayı unutan bu kadar sağ duyulu, dikkatli ve zeki olan bu kardeşim nasıl bu duruma geldi? Neyle baş edemedi?

“Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan.’’

Şu bir gerçektir ki insanların hayatını şekillendiren en büyük şey insanların tercihleri ve edindiği arkadaşlıklardır. Benim bu güzel kardeşim de anladığım kadarıyla Erzincan’da pek aklı başında arkadaşlar maalesefki edinememiş. Kısa süreli sigara içmelerden, kız için kavga etmelerden ya da dershaneden arada bir kafa dağıtmak için oyun salonlarına kaçmalardan bahsetmiyorum. Eminimki bunlardan en az birini tecrübe edinmişsinizdir ( ya da boşuna yaşadınız.). Buradaki problem edindiği arkadaşlarının kardeşime karşı: “Kazansan kazansan zaten anca sen kazanırsın.’’ ya da sigara kullanmadığı dönemde halı saha maçlarında “Yeşil aycısın sen. Sporcu gibisin.’’ gibi laflarla akıllarınca bazen övmek ya da yermek istemeleri.

Çok barizdir ki birlikte çokca vakit geçiren insanlardan biri zamanla ya diğerine benzer ya da birbirlerinin sentezine dönüşürler. Olansa bunlardan birincisiydi bu kardeşime. LYS sınavında hazırlanmak istemeyen bu delikanlılar seneye girmeyi düşündüklerini, daha iyi hazırlanmak için daha çok vakitlerinin kalacaklarını, bunun başarılarına başarı katacağı gibi düşünceleri kardeşimin de kafasına sokmuşlardı. Peki ya sonuç?

“Ailesine kayıt yaptırmayı unuttuğunu söyledi.’’

Bir kaç gün geçti ve ailesi biraz daha ılımlı davranmak zorunda olduğunun farkına varıp tüm kızgınlık, ve tüm kırgınlıklarına rağmen moral yükseltme çabalarına girdi ancak bizim kardeşimiz belli bir süre kendini toparlayamadı.

“Zeka, bu büyük maratonda dereceyi belirleyen tek parametre değildi.’’

En büyük edindiğim ders buydu bu sistem içerisinde. Ne insanlar vardı insanlık için çok faydalı olabilecek zekaya, kapasiteye sahip ya da ne insanlar vardıki emek emek, aylarca azim içerisinde çalışıp bir yerlere gelen.

İşte bir diğer parametre buydu. Azim.

“Bi kız vardı, çok salak. Benden iyi derece yaptı YGS’de.’’ olay da buydu zaten kardeşim. Zekanın yanında seni yukarı çekecek şeyler vardı azim ve psikolojik dayanıklılık ya da kendini bilmek gibi…

“Doktorlar ne olursa olsun 6000TL kazanıyor ve mühendisler sertifikalarını satarak sadece bir yerden 1500TL para kazanıyormuş.’’

Sordum kardeşime: “Ne olmak istediğine kadar vermek ya da sadece belli bir yeri hedef alana kadar elinden gelenin en iyisini yapmaya çalış.’’ cümleme karşılık olarak bana kararsız olduğunu söyledi ve devamını da ‘’Biyolojim çok iyi. İyi bir doktor olabilirim.’’ cümleleriyle karşılık verirken hayatın pek de sınav sistemi gibi olduğunun farkında değildi. Ben de ona bir doktorun bir gün içerisinde karşılaştığı vakalar ve şiddet eğilimli hasta yakınlarından bahsedince aslında kaldırmakta zorlanabileceğini söyledi bana. Mühendisliğin aslında daha çok hoşuna gittiğini ve yazılım mühendisliği okumak istediğini söyledi ve yukarda büyük puntolarla yazan cümleyi kurdu.

İşte o zaman kölesi olup, geleceğimizi teminat altına almak, belki de bir hayat kuracağı insanla tanışacağı ortamı, işe ne kadar severek ya da sevmeyerek gideceğinin sinyallerini verecek olan o dönemi tercih ederken, sadece para endeksli bir düşünce içerisinde olduğunu anladım. Ama herkes böyleydi. Onu yargılamak büyük bir hata olurdu. Ne de olsa sistem bunu düşündürtüyordu.

Tüm bu gerçekleri görmek gerçekten de sistemin dışına çıkarak ya da sisteme uyum sağlamayarak gözlemlenebilecek bir şey ya da ben sadece bu yollarla farkındalık sahibi olanlara şahit oldum.

“Hayat ne çözdüğümüz algoritmalara göre şekil alıyor, ne de gerçekten o havuzlar 10 dakikada doluyor’’

ÖSYM’nin açıkladığı sıralamayı baz alarak, sıralamadaki yerlerimize göre tercihler yaptık veya yapıyoruz. Peki gerçekten girebildiğimiz en iyi yer miydi bize gerçek mutluluğu, saadeti ve ferahı getirecek olan?

Gerçekten geçirdiğim bu üç yıl içerisinde çok farklı ortamlardan gelmiş, çok farklı bakış açılarına sahip ve çok farklı hayat tarzları süren insanlarla tanıştım. Bunların içinden gerçekten kayda değer bir kısmı okuduğu bölümün ona istediğini vermeyeceğini farkındaydı.

Bireyin gerçekten kendini keşfetmesi için kendine kalıp, hobileriyle ilgilenmesi ve hayata dair çıkarımlar yapıp, şöylece koltukta bir arkasına yaslanıp en az bir kaç perdelik bu hayat oyununu izlemek için vakte ihtiyacı vardır ve maalesef bu vakit bu sistem dahilinde bize tercihimizi takip eden süreç içerisinde veriliyor ve işte burada da genellikle iş işten geçmiş oluyor.

Aslında bu noktada suçlu olan biz bireyler değil, bizi puanımızı baz alarak en iyi yere girmeyi dayatmış otoritelerdi. Bunlar genellikle sistemin kurucuları, aileler ve eğitmenlerden oluşmakta.

“Günümüzde çok az aile, gün içerisinde yaptıklarını çoçuklarıyla paylaşacak bir iletişime sahip.’’

Doğru. Cidden bu oran çok az. Durum daha da beter. Devlet okullarındaki rehber öğretmen yetersizliğini ve rehberlik sistemini de geçtim, dershanelerde öğrencilere rehberlik yapan kişilerin, öğrencilerle iletişimi günaydın ve iyi akşamlarla sınırlı. Butik dershanelerde dahi bu durum: “Şu dersine ağırlık ver.’’ cümlesinden bir adım öteye dahi geçmiyor.

Durum böyleyken ne aileler ne de rehberlik servisleri çocuğun neye yatkın olduğunu bırakın öğrenmeyi, neye ilgili olduğunu dahi sormadan sadece çocukların sınavlardaki başarılarına bakarak bir sonuç edinmeye bakıyor. Ne acıdır ki sonradan elimizde üçüncü sınıfta okulu bırakan ya da bölüm değiştirip her şeye sil baştan başlayan akranlarımız kalıyor.

“İyi bir eğitimle bir insanın hayatı tamamen değişebilir.’’

Daha önce de bahsettiğim gibi bu kadar kritik bir dönemde bir yerlerde de çalışma kararı alma gerçekten çok takdire şayan bir şey. Ancak bu noktada yapabileceği daha da güzel yatırımlar yok mu sizce de?

Yazılım üzerine yoğunlaşmak isteyen bir kardeşim ve bu yüzden ben de internet ortamında değişik siteler ve video eğitim setlerinden yararlanarak web tasarımi android ya da yazılım dili öğrenme gibi şeylerle uğraşmanın ona yeni bir kalifiye katacağını söyledim. Bence haksız da değilim çünkü bir kafede belli bir vardiya boyunca çalışıp o kadar yorulana ve vakit kaybedene kadar, ona sıcak bir para getirisi sağlamayacak olsa da uzun dönem baktığımızda hem yazılım üzerine bir eğitim alması durumunda bir başarı katacak ve ileride çok daha büyük paralar kazanmasına ön ayak olacaktı.

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır. (YUNUS EMRE)

Şöyle bir toplayacak olursak. Dahil olduğumuz, kapitalizme itaat eden bu sistem; tecrübe ve kişilik olarak saf, kendini keşfetmeye zaman bulamamış biz gençler için çok acımasız. Bu noktada ailelere ve bu sisteme dahil olmuş her bir birime gerçekten çok iş düşmekte çünkü bireyler aynı fabrikadan çıkmış elektronik ürünler değildir. Her biri senin benim gibi birbirinden özel ve güzel; içleri ilimle, bilimle, bilgiyle doldurulmaya açık birbirinden farklı özelliklere sahip birer pırlantadır. Her şeyin insan için olması gerektiği bu hayatta, biz gençler gerçekten çok boş şeylere odaklanmak zorunda bırakılabiliyoruz. Bu yüzden bireysel ve toplumsal farklılık herkesi ileriye taşıyacaktır.

Umarım sonuna kadar okuduğunuz, hoşunuza gidecek bir yazı olmuştur.

Sizin de konuyla alakalı olarak bana katıldığınız ve ters düştüğünüz şeyler neler? Hem siz okurlar hem de benim için muhakkak faydalı olacaktır.

Teşekkürler.