Fotoğraf iPhone’umun müsadesiyle. Garip Bıyık Nintendo’nun.

Oğlum Mario Maker’da Benim Pazarlama Okurken Öğrendiğimden Fazlasını Öğrendi

Gülmeyin, şaka yapmıyorum. Oğlumun, benim profesyonel dünyada yıllarca çalışarak öğrendiğim temel pazarlama gerçeklerini nasıl kaptığını gözlerimle gördüm. (Belki ben biraz zor öğreniyordum ama orası ayrı hikaye).

Pazarlama lisansı mezunu değilim. Ama işe yaramaz üniversitemde bir kaç dönem pazarlama dersleri aldım. Bu derslerden öğrendiğim tek şey, “hedef kitle”ydi, ki anlamını hiç kavrayamadım.

Hepsi bu. Bana kanı canlı bir örnek lazımdı.

Neyse, oğlum WiiU’daki Mario Maker oyununda bölümler tasarlıyor. En beğendiklerini network’e attı. Böylece diğer oyuncular bu bölümleri oynayabilecek ve beğenirlerse yıldız verebilecekler. Geçen gece kontrol ettiğinde, en sevdiği bölümlerinden ikisinin, belirlenen dönemde yeterince yıldız almadıkları için sistemden kaldırıldıklarını gördü.

Izdırap burada başladı. Öğrenme de.

Üzüntünün bütün basamaklarını geçişini seyrettim: “Bu doğru olamaz?!”, “Ne hakla!”, “Belki biraz oynar ve adını değiştirirsem yeniden yükleyebilirim?”, “Saçma bir şey! Bölüm yapmanın ne anlamı var”… ve sonunda, dakikalar süren uzun bir üzüntü sürecinin ardından, kabullenme.

Olayın gidişatından nasıl etkilendiğimden haberi olmadığından (çünkü bu esnada hala okuyormuş gibi yapıyordum), bütün durumu bana bir kere daha anlattı, içini döktü.

“İşin en kötü tarafı, üzerinde en çok çalıştığım ve en sevdiğim bölümü kaldırmışlar! Bazı bölümlerim saçmaydı, kolayca yapmıştım, ama bundan daha çok yıldız almışlar. Neden böyle oldu ki?”

Önemli Pazarlama Dersi #1: İş Gücü Teorisi Saçmalık

Karl Marx ve sakallı kafası karışık diğer sosyal bilimciler (Adam Smith bu sefer yakayı kurtardı. Sakalı yok.), değerin, gereken iş gücünün miktarı ve zorluğundan oluşan üretim maliyetinin direkt sonucu olduğunu iddia etmeyi seviyorlardı. Bu açıkça yanlış ve oğlum artık böyle olduğunu biliyor.

Nadir bulunan iyi ekonomi hocalarından birinden bunu öğrendiyseniz bile, muhtemelen tam hazmedememişsinizdir ve deneyimleyene kadar da ne yapmanız gerektiğinden emin olamayacaksınız. En sevdiğim örnek, en çok çaba harcanan blog yazılarını kimse beğenmez, iki dakikada telefona 2 mısra yazarım… en azından biraz daha fazla beğeni alır (Örneğim çok da dramatik olmadı. Okuyucu sayım çok olmadığından… Merhaba Anne!).

Bu önemli bir ders. Elbette, içerik kraldır. Evet, daha iyi bir tuzak kur. Problem şu: Sizin harika gördüğünüz içerikle, müşterinin harika gördüğü içerik bir olmuyor.

Bunun iki potansiyel çözümü var: Ürün çözümü ve pazarlama çözümü (En güzeli eş güdümle yürütmek). Ürün çözümü, insanların neyi sevdiğini anlamak ve ürünlerini buna göre üretmek. Pazarlama çözümü ise, kişilerin ürünlerinizi kullanırken neler hissetmek istediklerini öğrenmek ve bu hisleri ürünlerinize bağlamak, konuyu “kavrayacak” niş kitleyi bulmak ve haberi onlara ulaştırmak.

Oğlum, inadının ve bağımsız takılma yapısının da etkisiyle, tasarımında değişiklik yapmaya yanaşmadı ve hemen pazarlama çözümüne döndü.

Önemli Pazarlama Dersi #2: 1.000 gerçek hayran, sosyal kanıt, mail listesi yapmak…

Bu gerçekten de bir çok dersin bir araya toplanmasından oluşuyor, ancak hepsi bir çırpıda gerçekleşti oğlumun örneğinde. Sadık hayranlar ve müşterilerden oluşan bir “aşiret” kurmanın önemini anlamam çok zamanımı aldı (Merhaba anne!). Öncülerle ve erken deneyen kullanıcılarla bire bir iletişime geçerek gerçek mutlu müşteri hikayeleri oluşturmanın ve riskten kaçan kitleleri de bu sosyal kanıtlarla ürünlerime çekmenin önemini anlamam zor oldu.

Oğlum, üzüntüsünün 2. ve 4. basamaklarındaki ağıtlarından 10 dakikadan kısa bir süre sonra olayı kaptı. Olaylar şöyle gelişti:

Oyundaki sohbet odasına girdi ve kendisi gibi az yıldız sebebiyle bölümü kaldırılan başka kimse olup olmadığını sordu. Bir kaç dakika içinde 3–4 kişi buldu. Onların profillerini ve levellarını kontrol etti. Onları takip etti. Onlar da oğlumu takip ettiler. Sonunda bir anlaşma yaptılar. Her biri, yeni bölümlerinin adını diğerlerine verecek ve hepsi bu bölümleri oynayarak yıldız verecek. Böylece aniden 3 yıldız alınmış olacak. Oyun yeni eklenen oyunlar arasında en beğenilenlere çıkacak, böylece öne çıktığı için silinme ihtimali azalacak.

Geç olduğu için yattım. Sona kalmayı sevmediği için, görev addettiği diğerlerinin bölümlerini oynama ve yıldızlama işini bitirene kadar bir kaç dakika daha beklemem için yalvardı. Yeni koalisyon grubunun da kendisi için aynılarını yaptıklarından emin oldu.

Şu işe bak sen.

Ortaya çıktı, insanlarla konuştu, aynı hüsranı paylaşanlardan bir ekip kurdu, çözüm bulunmasını sağladı ve MBA hıyarlarının “sinerjistik stratejik ortaklık” diyebilecekleri (MBA’de böyle söyleniyor mu bilmiyorum ama söyleyebilirler) bir karar aldılar. Bu kişileri takipçileri arasına ekledi, böylece takip, hesap verme ve ortak çalışma konularını sürdürebilecekler.

Bir baba olarak, en ciddi vazifelerimden biri, daima oğlumun kolayca mazlumu oynadığını ve sorumluluk alamadığını düşünmek. Böyle düşünmek, her ebeveynin temel özelliklerinden biri. Ama bu sefer, “Bizim zamanımızda…” diye başlayan hayat derslerine geçme fırsatını elimden aldı.

Bir an için sistemin mazlumu gibi hissetmesine ve harika ürünlerinin değerini anlamayan “salak müşterilerine” kızmasına rağmen, hüsranını fırsata çevirdi. Elbette aynı derde muzdarip başkaları da vardı! Elbette bu işin bir çözümü olmalıydı! Buldu da.

Önemli olanın niyetler değil, üretilen değerler olduğunu anladı. Ama değer üretmek sadece ürünü hazırlamak demek değil; insanların ne hissettikleri, neden umursamaları gerektiği, onlarla kurulan iletişim… Şimdi henüz bir bölümü yapmaya başlamadan, sadık müttefiklerini hazırlayarak riski minimize ediyor ve ürünü networke sunduğu anda yıldızların yağmasını sağlıyor. Yazarlar, bunu email listeleriyle yapıyorlar (benimkine buradan abone olun).

Öğretmenler Çok İyi Öğreticiler Değiller

Oğlum süper zekalı değil. İnsanlık tarihinin belki de en bol kaynaklı, bilgi ve fırsat dolu dönemindeyiz. Çocuklar dünyayla serbestçe iletişim kursalar, meraklarının ve yüreklerinin sesinin peşinden gitseler, hayallerimizin ötesinde çeşitli fikirler ve deneyimlerle karşılaşacaklar. Bunları çocuklarıma motomot öğretmeye çalıştığımda, “bilgece sözlerimden” kaçmak için gözlerini deviriyor, esniyor veya ölü taklidi yapıyorlar.

Aslında, biz baskılamak için aktif olarak çalışmadıkça, çocuklarımızın öğrenmeye, denemeye, üretmeye olan istekleri coşacak. Baskılamak çoğunlukla, Mario Maker veya çocukların umursadığı başka bir mecra hakkında hiç bir fikri olmayan yetişkin “uzmanlar” tarafından direkt, emir üslubuyla anlatmak şeklinde gerçekleşiyor. Sınıflarda, ders kitaplarında, testlerde vücut buluyor. Çocukları, kendilerine aynı yaştayken ezberletilen zorunlu ve çoğunlukla faydasız gerçekleri öğrenmezlerse başarısız olacaklarını ve toplum düzeninin çökeceğini düşündüren ebeveyn kaygılarında vücut buluyor.

Rahatlayın. Çocuklarınız iyi olacaklar. Çokça oyun oynasalar bile.


Bu yazı, Isaac Morehouse tarafından yazılan My Kid Learned More from Mario Maker than I Did from a Marketing Major yazısından, izniyle tercüme edilmiştir.

This post is the Turkish translation of Isaac Morehouse’s My Kid Learned More from Mario Maker than I Did from a Marketing Major post. Permission was granted by the author.