Oğlumla Oynamak

Bir zoraki nostalji ve sorgulanabilir babalık deneyi


A Wild and Crazy Guy’dan klasik bir Steve Martin alıntısı var…

“Üç yaşındaki bir çocuğa yapabileğiniz çirkin bir oyun biliyorum… Ne zaman yakınında olsanız, hatalı şekilde konuşun. Okuldaki ilk günündeymiş gibi olacak, elini kaldıracak, ‘Muz yamasına köpek yüzü mambolayabilir miyim?’”

1970'lerin komedi albümlerinden çocuk yetiştirme tavsiyesi almak ne kadar doğru, emin değilim ama bu bana her zaman mantıklı gelmiştir.

Çocuğumuz varsa neden üzerlerinde bir deney yapmayalım ki? Küçük bir klonunuz üzerinde deney yapmak gibi! Ve neredeyse, muhtemelen, her zaman yasal.

Bu kadar çok insanın çocuk sahibi olup, onlarla akıl oyunları oynamaya başlamak için ergenlik dönemine kadar bekleyerek bulunmaz bir fırsatı kaçırmaları üzücü.

Oğlum 2004'de dünyaya gelmeden hazırlığımı yaptım. Arkadaşlarım ve meslektaşlarımla beyin fırtınası yaparak uzun bir sosyolojik ve psikolojik deney listesi oluşturdum, içimdeki Milgram’ı doğmamış çocuğumun üzerine salmaya hazırdım.

Asıl planım, onu bir bilgisayar simülasyonunda yaşadığına inandırarak büyütmekti ama ne yazık ki karım bunu — ve tehlikeli olabilecek, ama eğlenceli, hayat değiştiren diğer senaryoları— veto etti...

Yine de yakalanmadan bir tanesini yapmayı başardım.


Atari 2600'ün çıktığı, Space Invaders’ın yayınlanmasından bir önceki yıl olan 1977'de doğmuştum. Atari (arcade) oyunlarının altın çağında doğacak kadar şanslıydım ve büyürken, çıkan bütün oyun nesilleriyle oynadım.

Oğlum Eliot — Half Life 2, Doom 3 ve Nintendo DS’in yılı — 2004'te doğdu. O doğduğunda oyun endüstrisi 26 milyar dolarlık bir endüstriydi.

Oyunları seviyorum, gerçekten Eliot’ın da onları sevip, kıymetini bilmesini istiyorum. Bu yüzden de deneyim şuydu:

21. yüzyılda doğan bir çocuk video oyunu tarihindeki oyunları kronolojik sırayla oynarsa ne olur?

Atari 2600 ile başlayın, Asteroids’den to Zaxxon’a kadar. Bir yıl sonra NES ve Sega klasikleri ile 8-bit dönemine geçin. Bir sonraki yıl, SNES, Game Boy ve klasik PC macera oyunları. Sonra da PlayStation ve N64, GBA diye modern oyun çağına yetişinceye kadar devam edin.

Çocuk, Destiny ve Call of Duty gibi devlerin bütçesine sahip olmayan bağımsız oyunları daha çok mu takdir ederdi? Retro-estetiği daha çok mu takdir ederlerdi yoksa berbat göründüğünü mü düşünürlerdi?

Yoksa oyun teknolojisinin çocukken aşırı hızlı ilerlediğini ve onlar ergenliğe erişir erişmez aniden durduğunu mu düşünürlerdi?


Eliot’ın dördüncü doğumgününde, atari klasikleri Galaxian (1979), Rally-X (1980), Bosconian (1981), Dig Dug (1982) ve tabii ki Pac-Man (1980), üç devam oyunu Super Pac-Man (1982), Pac-Man Plus (1982) ve Pac & Pal (1983) yüklü bir tak-çalıştır Pac-Man TV oyunu ile oyuna başlattım.

Oyun kolunu eline alıncaya kadar bir parçam gizlice hiç ilgi duymayacağından korkuyordu.

Doğumunun yaklaştığı günlerde, futbol veya beyzbol oynamak ya da başka korkunç bir fiziksel aktivite yapmak için dışarı çıkmak isteyen altı yaşında bir atlet yetiştirdiğim kabuslarımdan soğuk terler içinde uyanıyordum.

Kriz önlendi.

Eliot, televizyonda Pac-Man oynamaya kafayı taktı. Sanki 1982'deki halimi izliyorum.

Kendini çabucak geliştirdi. Altı hafta sonra, Dig Dug’daki en yükek puanlarımı geçmeye, düzenli olarak Pac-Man ve devam oyunlarının üst seviyelerini oynamaya başladı.

Sadece Japonya’da çıkan ve fazla bilinmeyen bir 1983 devam oyunu Pac & Pal’da beşinci seviyeye geldi, tamamen kendi başına. Bayağı sert çocuk. http://bit.ly/pacnpal

Başka bir tane tak-çalıştır TV oyunu — Ms. Pac-Man, Galaga, Mappy, Pole Position ve Xevious — seçtim ve oyunları beraber oynadık.

Bunlardan sıkıldığımızda, eski Atari 2600'ümü bağladık; Asteroids, Kaboom!, Adventure, Combat ve (evet) E.T. gibi lo-fi seçmelerinden oluşan koleksiyonumu oynadık ama çoğu fazla dayanmadı.

Yeni nesile geçme zamanı gelmişti.


Deneye başlayalı dört ay olmuşken ve Eliot 4 1/2 yaşındayken, 8-bit dönemine geçiş yaptık.

Emülatörü yükledim ve NES oyunları listesinden ilerlemeye başladık.

Eliot’la listede ilerliyoruz. Geçen hafta Mega Man 2'yi yendik, Legend of Zelda’da Ganon’u bitirdik. Sıradaki: Mario!

Başlarda, kucağıma oturuyordu ve sırayla oynuyorduk. Genelde kontrol onda oluyordu ama ben zorlu bölümlerde araya giriyordum.

Eliot’la NES’teki bütün Mega Man oyunlarını bitirdik. 2 ve 5 muhteşemdi, 6'daki yükseltmeler hoş değişikliklerdi. Gerisi çaba harcamadan geçiliyor hissi verdi.

5 yaşına geldiğinde Super Mario 3 gibi orta güçlükteki platform oyunlarını geçebiliyordu.

Eliot, az önce Super Mario 3'te World 1'in tamamını kendi başına bitirdi. Henüz beş yaşında! Oğluyla gurur duyan bir babayım.

6 yaşına geldiğinde oyunların tamamını kendi geçebiliyordu. The Legend of Zelda’yı kendi kendine bitirdi sonra da biraz harita yardımı alarak çok zor olan ikinci macerayı da bitirdi.

Eliot az önce ilk Zelda’yı bitirdi, tamamen kendi başına. Dungeon 9'un haritasını göstererek yardımcı oldum biraz sadece. Aferin oğluma!

Super Mario Bros. 1-3, Mega Man 1–6, Castlevania 1–3, Rygar, Contra ve Duck Tales’i bitirdik.

Tekrar seviye atlama zamanı.


Hiç Super Nintendo veya Nintendo 64'üm olmadı — o zamana kadar PC oyunlarına geçmiştim — bu oyunların çoğu benim için de yeniydi.

Link to the Past ve Super Mario World’ü oynayarak devam ettik, daha az bilinen ve tüm zamanların en sevdiğimiz oyunları arasına giren bazı cevherleri beraber keşfettik.

Eliot’la, oynaması 16-bit’lik amcası Spore’a benzeyen ve SNES için geliştirilmiş, hak ettiği değeri görmeyen E.V.O: Search for Eden’ı bitirdik. http://bit.ly/aBvcwU

2011 başlarına gelinceye kadar N64'e geçmiştik. Bence, oyun konsollarında üç boyut çağının başlangıcı güzel yaşlanmadı ama Eliot bunu önemsemiyor gibi görünüyordu. Ocarina of Time ve Majora’s Mask’ı bitirdik ve hak ettiği değer verilmeyerek bir suç işlendiğini düşündüğüm Rocket: Robot on Wheels’e aşık olduk.

Yedi yaşına gelinceye kadar Super Mario 64'deki bütün yıldızları toplamıştı.

Eliot az önce Mario 64'ün 120 yıldızının sonuncusunu da aldı. Olur da toplama oyunlarının işleyişinden şüphe duyarsanız, 6 yaşındaki bir çocukla takılın.

Bundan sonra doğrudan 2000'lere atladık. PlayStaion 2'de ICO, Shadow of the Colossus ve doğduğu yıl çıkan ilk Katamari Damacy‘i oynayarak ilerledik.

Deney tamamlanmıştı.


Klasik oyunları kapsamlı bir şekilde araştırmaya olan bu yaklaşımın, onun üzerinde açık bir etkisi oldu ve şimdi beğendiği oyunları etkiledi.

Yaşıtı her çocuk gibi o da Minecraft’ı seviyor gibi görünüyor. Burada şaşırtıcı bir şey yok.

Ancak, yaş olarak kendinden 2–3 kat daha büyük oyuncuları bile zorlayan acımazsızca zor oyunları da seviyor ve bu oyunları korkutucu derecede iyi oynuyor. En beğendiği oyunlar genellikle rougelike tarzının karakteristik özelliklerini taşıyor: yöntemsel olarak oluşturulmuş seviyeler, kalıcı ölüm, kaydetme noktası yok.

En sevdiği oyunlardan birisi Spelunky, muhtemelen şimdiye kadar oynadığım en zor oyunlardan biri. Paste Magazine bu oyun için, “‘zorluk’ oyunun içine işlenmiş” demişti. Hiç geçemedim. Muhtemelen hiç geçemeyeğim de.

Sekizinci doğum gününden bir ay sonra Spelunky’i bitirdi.

Eliot az önce Spelunky’i tamamen kendi başına bitirdi. Böyle harika bir oyun yaptığınız için teşekkürler @mossmouth!

Ancak, Spelunky diğer oyunlara benzemiyor. Eliot oyunu bitirmiş olabilir ancak; ikinci, çok daha zor bir son var — Hell (Cehennem).

Tom Francis şöyle açıklıyor:

“Spelunky’i bitirebilmek için rastgele oluşturulmuş 15 seviye boyunca hayatta kalmanız ve sonra da son canavarı kendini öldürmesi için kandırmanız gerekiyor. Cehenneme gitmek içinse bir dizi ritüeli, her defasında farklı bir yerden çıkan özel nesneleri kullanarak belirli bir sıra ile yerine getirmeniz sonra da ölümünü yeraltına giderken kullanmak için canavarı son derece cüretkar bir şekilde öldürmeniz gerekiyor.”

Oyunculuğun en zor başarılarından biri. Bunu yapabilen ancak birkaç kişi biliyorum. Tom Francis için ise bu “bir oyunda üstesinden geldiğim en zor şeydi… Sadece 41 dakikamı aldı ama bu 41 dakikayı nasıl oynayacağımı öğrenmek yüzlerce saatimi — ve yaklaşık 3.000 ölüm — aldı.”

Eliot, üç ay önce Spelunky’i zor şekliyle de bitirdi. Oyunun yaratıcısı Derek Yu bunu yapan en genç kişi olabileceğini düşünüyor.

Bu duyduklarımdan en genci. Seçilmiş kişi olabilir!

Spelunky’i yendikten sonra, Eliot yeni bir maceraya hazırdı. YouTube’dan bulduğu yeni bir oyunu ona almamı istedi — Nuclear Throne, Vlambeer’in amansız zorluğuyla bilinen rougelike benzeri aksiyon oyunu.Bir hafta sonra:

Bir haftada oynamadan, Eliot NuclearThrone’u bitirdi. Aferin evlat! instagram.com/p/uTPNcvMo1D /cc @tha_rami @jwaaap @mossmouth

@Vlambeer @wax pancake @ jwaaap Kes şunu, Eliot. Biz yaşlı insanları kötü gösteriyorsun.

Nuclear Throne’un, küçücük bir ekip tarafından geliştirilen birçok bağımsız oyun gibi, eski tarz bir estetiği var:

Ve bu bana göre deneyin en önemli etkisi.

Eliot’ın sınırlı grafiklere sahip oyunlara erken dönemlerde maruz kalması, bugünün en büyük oyunlarındaki göz alıcı, aşırı gerçekci grafiklere karşı bağışıklık kazanmasını sağladı. Retro grafikleri olan oyunları, o oyunların kendi şartlarına göre takdir edebiliyor ve oynanabilirlik üzerine odaklanabiliyor.

VVVVVV, FTL veya Cave Story gibi düşük çözünürlüklü grafikleri olan oyunlar, yaşıtı diğer çocuklara itici gelebilir ama benim gibi o da bu oyunlara ilgi duyuyor.

Bu deneyin; daha küçük, daha tuhaf ve daha samimi oyunlar için ömür boyu sürecek bir değer bilme davranışı aşılamasını umuyorum.


Böylece oğluma, 25 yıllık oyun tarihini yaklaşık dört yıla sıkıştırarak video oyunları tarihiyle ilgili yoğun bir kurs verdim.

Bu noktada, muhtemelen benim ya bir canavar ya da çok müthiş bir baba olduğumu düşünüyorsunuzdur. Belki de ikisinde de biraz vardır.

Bu benim için sorun değil. Oğlum muhteşem; oyunları seviyor ve her şeyden çok, onları benimle oynamayı seviyor.

İkinci oyuncu, hazır mısın?

Video oyunu ebeveynliği etiğiyle ilgili.


Bizi Takip Edin: Twitter | Facebook | Ana Sayfa