Otomobilde %100 Yerli Takıntısı Ve Milli Duyguların Kötüye Kullanımı

Devrim otomobilleriyle, Türkler otomobil yapamaz, zihniyeti çürütülmüş, geri düşünce mağlûp edilmiştir. Şunu ileri sürebiliriz ki, Devrim’in daha sağ- lam, daha güzel hale getirilmesi artık bir yatırım işidir. Bu konuda karar vermek de Devletindir. Teşvik görmek bizleri şevklendiriyor. Yapıcı tenkide daima hazırız. Şahsî hiçbir menfaatimiz yok. Hedefimiz memleketimizin inkişafıdır. Takdir Büyük Türk Milletinindir

1961 yılında söylenen bu sözler ülkenin yerli otomobil üretim ihtiyacının ve zamanla ulaşılamazın takıntıya dönüşmesinin yeni değil yarım asırlık bir geçmişi olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Peki zamanında neden yerli otomobil üretiminin üzerine çok düşüldü?

Çünkü otomobil, satın alma değeri yüksek olan, çabuk yıprandığından ve düzenli bakım ihtiyacından doğan yedek parça gibi istihdam sağlayan geniş bir sektöre gebe olmasından, başlıca ithalatı yapılan ve ithal eden ülkeye ciddi külfetler getiren bir ürün. Sanırım önemi yeterince açık.

Dönemin mühendisleri tarafından büyük bir kararlılıkla girişilen Devrim projesi 129 günde, tamamı Türk Mühendisleri tarafından (o platform diye kıçımızı yırttığımız şey de dahil) sıfırdan üretildi. Bu, büyük bir başarı olmasına rağmen dönemin satılmış basın organları ve ensesi kalınları tarafından modelin seri üretime geçişi baltalanarak Devrim, başlamadan biten bir serüven oldu.

Devrim’de çalışan 23 mühendisten en genci Kemalettin Vardar, verdiği bir röportajda “Ben bir ara Ankara-Polatlı arasında ve Eskişehir-Kütahya arasında tecrübe seferleri yapardım. Bazen dinlenmek için yol kenarında dururduk. Vatandaşlar hemen gelir bakardı. Bir keresinde adamın biri tutmuş kapıyı açıyor kapatıyor. Bunu yaparkende bir yandan söyleniyor, bir yandan ağlıyor. ‘Hani bu arabanın kapısı kapanmıyordu?’ “ demiştir. Çünkü gazeteler böyle yazmıştı, bu arabanın üretilmesi istenmiyordu, devlet büyükleri yabancı fabrikalara gelin ülkemize yatırım yapın, fabrika açın diyorlardı. 129 günde sıfırdan araba yapan Türk Mühendislerin emeği çöpe atılmış ve yabancılardan ülkeye yatırım yapmaları isteniyordu. Ne kadar üzücü bir durum.

Aracın üretilmesine engel olan şey ise, filmde gösterildiği gibi mühendislerin telaşlarından aracın deposuna koymayı unuttukları benzin değildi. Asıl sorun maliyetti.

Dönemin parasıyla aracın 900.000 liraya mâl olduğu söylendiyse de bu paraya 4 adet Devrim aracı, 10 çeşit motor, sıfırdan hazırlanan platform için araştırma ve imalat bütçesi, çalışanların 4 aylık maaşları da dahildi. Seri üretimde her aracın 30 bin liraya mâl olacağı öngörüldüyse de devlet büyüklerini buna inandırmak mümkün olmadı ve bu defter kapatılıp yabancı yatırımcılarla görüşmeler başladı.

Babayiğit aranıyor

Gelelim şu meşhur babayiğit olayına. Her yerli araba mevzusu açıldığında “bir babayiğit çıkıp yapsın” lafı söylenir. Ama bunu söyleyenler dönüp Devrim zamanına bakmayı akıl etmez. Oldu da prototipi ürettik, kimse çıkıp da tamam kardeşim ben sizin %100 yerli arabanızı üretmeniz için gerekli fabrikayı tahsis edeceğim demez. İşte Türkiye’de üretilen en yerli araç (Egea) sloganıyla kendi reklamını yapan elin İtalyanı’mı senin arabanı üretecek? Yoksa Devrim faciasından 5 yıl sonra piyasaya Anadol’u süren Koç mu yardım edecek? Kimse kusura bakmasın da bu adamlar kendilerine gereksiz heyecanlar aramıyorlar. Üzgünüm devlet, gerekli her türlü yatırımı sen yapacak, imkanı sen sağlayacaksın.

Madem hiç bir açıklama zahmetinde bulunmadan %100 yerli diye seçimden 20 gün önce kamuflajlı Cadillac’ı millete “ne de olsa anlamazlar” edasıyla itelemeyi biliyorsun, görelim bakalım büyüklüğünü.

Kaplan desenli kamuflajına kurban olduğum. Tamponunu ısırdığımın.

Yerli Seçim Aracımız

Gelelim 1 hafta önce görücüye çıkarılan, forumlarda insanları vatan haini ve milletine inancı tam olanlar olarak ikiye ayıran kamuflajlı seçim aracımıza.

İnternet yıkılıyor, ortalık her sene önümüze ısıtılıp ısıtılıp koyulan İŞTE YERLİ OTOMOBİL başlıklarıyla çalkalanıyor. Bu sefer ne çıkacak gibisinden tıklıyorsun habere, gördüğün şey prototip adı altında kamuflajlı bir Cadillac BLS ve şu açıklama:

Ar-Ge’si Tübitak tarafından yapılan yerli otomobilin ilk prototipi görücüye çıktı. Altında ise: Türkiye’nin istikrar yönünde bir problemi olmazsa, projeyi programladığımız şekilde sürdürürsek inanıyoruz ki 2020 yılında artık insanlarımızın tercihine bir Türk markasını da sunmuş olacağız”

Koyu metinden çıkartılacak anlamı okuyucuya bırakıyorum.

Bu bir yana, hiç bir teknik açıklama olmadan, yüzeysel bir şekilde işte yerli arabamız diyerek haber yapılmaz. İnsanlar aracın Cadillac BLS/Saab 9–3 Epsilon 1 platformunu kullandığını anladığında üzgünüm ama o dürüst ve ayrıntılı açıklama için artık çok geç oldu.

Önce şurada anlaşalım:

  • Ben hazır platform kullanılmasını eleştirmiyorum, gayet olağan bir strateji.
  • Sorun Türk Mühendislerin araç yapabileceğine inanmamam da değil. (Zira gerekli şartlar sağlandığında nasıl yapabildiklerini Devrim’de gördük)

Beni kıllandıran:

  • 1 Kasım seçimi öncesi yerli oto haberi yapılması.
  • Siyasi istikrar sağlanırsa diyerek üstü kapalı mesaj verilmesi.
  • Damdan düşer gibi, folyo kaplanmış arabanın yüzeysel bile sayılamayacak bir açıklamayla yerli araç prototipi diye tanıtılması.
  • İnsanlar aracın Epsilon 1 platformu olduğunu anlayınca, zahmet edilip detaya girilmesi.

Peki bunlar ne anlama geliyor? Bana göre bunların anlamı milleti aptal yerine koymak, seçim öncesi yerli oto haberiyle milli egoyu tatmin edip oy toplama çabalarına girmek, devlet kurumunu itibarsızlaştırmaktır. Profesyonellikten uzaklıktır. Şimdi vatandaş platformun haklarının alındığını öğrendikten sonra haberleri okuyup, yaaa yabancı arabayı yerli diye yutturacaklardı diyecek. Devlete ve kurumuna olan güveni sarsılacak. Her kafadan çıkan sese kulak veren, nereye çekersen oraya giden ve kolay gaza gelen insanımızın bu zaafları bu sefer kendi çıkarınıza kullanılamayacak.

Artık bizim insanımıza “ya tutarsa” düşüncesiyle maya çalmayın.

Gün gelir tutmaz.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Kerem’s story.