Pitch Ettik

Oktay ELİPEK
Aug 16, 2016 · 4 min read

Bölüm #I — Aklımıza İş Geldi, Yaptık

Öncelikle bu birkaç bölüm fikri tamamen okan’ın başının altından çıkıyor. “2 parçalı yazı dizisi şeklinde yapalım mı?” dedi. Ben de dayanamadım arttırdım; “Ağdalı yazalım 3 olsun ✌”️ dedim. Kısacası bu yazı üç bölümden oluşuyor. Kah ağlayıp, kah güleceğiz. Umarım gülmekten ağlarız…

(Bölüm #II — Aklımıza İş Geldi, Yaptık, Battık)

(Bölüm #III — Pazaryeri Kötü Örneği: Zet.com)

(Bölüm #IV — Director’s Cut: Patron Çıldırdı!)

Leventteyim. Akıl almaz bir trafik… Terör sebebiyle ertelenen Galatasaray - Fenerbahçe maçı, sonunda TT Arena’da oynanacak. Tabii ben Beşiktaşlıyım (Okan da, ekrem de Beşiktaşlı). Kartal’ın uçmadığı yöne gitmem. Trafik Mecidiyeköy’den 4 Levent’e kadar istikrarından taviz vermiyordu ve FSM’ye çıkan tüm yollar kapalı olduğu için deniz yoluyla karşıya geçmeye karar verdim. Aklıma Okan (a.k.a Çipil) geldi.

“O her akşam Beşiktaş’a yürüyerek iner. İnmese bile yürüyelim desem eşlik eder herhalde.” diye düşünüp telefona sarılıyorum. Uzunca selamlaştıktan sonra Okan’a “bekle beni, ofise geliyorum” diyorum. Gayrettepe’ye doğru serin adımlarla ilerliyorum. Korna seslerinden bir melodi tutturup, bunu fantezi arabesk şekilde yorumluyorum. Git git bitmeyen yolda zaman çabuk geçiyor. 20 dk yürüdükten sonra artık Okan’ın ofisteyim. İlk başta gözlerime inanmasam da Etsy’den beğendiği posterin merdiven altı üretimini yapan Okan’ı görüyorum.

“Abi sen ne yapıyorsun?”

Ben de dayanamayıp zaten bir dönem herkesin aklına gelmiş fikrimi sanki ilk kez bulmuş gibi anlatayım istedim:

Okan oturduğu patron koltuğundan hışımla ayaklandı ve içindeki haki
t-shirt’e aldırmadan dedi ki:

Ve başımıza gelecekleri bilmeden kameralara gülümsüyoruz.

Ertesi gün telefonda konuşuyoruz, Okan beylik bir laf ediyor:

Kendimden örnekliyorum. Haklı. Dostum işler ciddiye bindi. Nerden başlıyoruz? Nerede satıyoruz?

Karar verdik. Zet’te satıyoruz. Zaten yola da o şekilde çıkmıştık.


Bu arada poster tasarlamak, sonra onu print edip satmaktaki asıl gayemiz “bu sefer yırtmak”, işleri büyütüp poster fabrikası açmak falan değil. Motivasyonumuz, özellikle zet.com’da dijital baskı bir A3 kağıda insanların nasıl 80–90 TL verdiğini anlayabilmek; bu insanların baskı maliyetinden 10 katı daha fazla para vermeye iten etmenleri çözebilmek, bu işi yaparak başka bir ışık görebilmek. Bu sebeple, yaptığımız işte kalite, özgünlük, sanatsal duruş gibi bir çizginin uzağında durmaya çalıştık. Bu yaşımıza kadar hiç yanından geçmediğimiz “kalitesiz piyasa kafası”na yaklaşmaya çalıştık. Sonuçta olayımız insanları anlayabilmekti.

Tasarlama-Satma’nın dışında “piç” beklentilerimiz olduğu için de adımız bu oldu:


Slack grubunda mevzuyu Ekrem Elmas (a.k.a echojanz)’a açtık. “Karışmak gibi olmasın” sözünü her cümle öncesi sarf ederek yonttu durdu. Fikirlerimiz buruşburuşken mucizevi bir şekilde mermer gibi oluvermişti. Poster için baskı konusunda tasarımsal hiçbir hazırlığımız yoktu. Ben de “Aga napıcaz yha” gibi dejenere tepkilerle Okan’a gitmek yerine eskiden yaptığım minik flat tasarım prensiplerini kucaklayan uğraşlarımdan bir kaçını çerçeveleyip slack grubundan bizimkilerle paylaşıyorum. Okan bunları görünce iştahı kabarıyor, “Abi çok heyecanlandım” diyor. Girişimciğin kırılma noktası tam da bu an. Okan o dakika heyecanlanmasa bu işe hiç kalkışmayacağız. Ama o heyecanlanır da ben durur muyum? Durmam. Sağlı sollu ataklarla slack grubuna renk renk desen desen çerçeveli şeyler atıyorum. Kilometrelerce uzağımızdaki Echo (32, İzmir’de yaşıyor) da gaza gelip heyecanlanmasın mı? Allah! Ortalık renkten, fonttan geçilmiyor.

Sermayemiz, çerçeveler içindeki renkli şeyler.
Her sabah 7:30'da evimin önünden körüklü belediye otobüsü geçer; onun havalı fren sesiyle uyanırım. Ofis’e gittiğimde ilk iş “dünden mi kaldım yoksa yeni mi demlendim” kararsızlığındaki çaydan bir bardak alırım. Yudumlarken mailleri kontrol ediyorum. Dropbox’ta bir klasörün benimle paylaşılmış olduğunu görüyorum. Yaklaşık 50'ye yakın çerçeveli şeyin bu klasörde olduğunu görüyorum. Echo yine yapacağını yapmış: Karışmak gibi olmamış ama çıkış parçalarımızın çoğunu hazırlamış. Sermaye tarafının en önemli kısmını bu şekilde atlatmıştık.

Zet’ten hesap açmak için artık hazırdık. Hesap-kitap işlerini Okan hallettiği için genelde yasal konulara da pek dikkat eder. Tam bir görev adamı gibi sözleşmeleri tek tek okumuş ve artık açabiliriz diyebilmiştik. Zet hesabı açmadan önce sopsy’den hesap açıyormuşuz. Yani zet hesabı açmak gibi bir olay yokmuş. Önce sopsy açıyoruz, sopsy açtık bizi zet’e alın diye mail yazdıktan sonra zet’te bir dükkan sahibi olacağımızı öğreniyoruz. Öyle de yapıyoruz. Aklımızdaki kurgu, sopsy’e ürünleri ekleyip, sonra zet’e başvurmak. Kendi mantığımızca “Zet ürünleri görmeden neye onay verecek?” diyerek ürün doldurmaya başlıyoruz. Bu süreçte ürün girerken sopsy’e 30 lira ödüyoruz. Ürünleri girmek sandığımızdan uzun sürdüğü için zaman aşımına uğruyoruz. Sonra Zet’te ilk üç ay 3 TL diye bir şey okuyoruz. Madem üç ay 3 TL, atalım bi mail ödediğimiz parayı geri alalım diyoruz. Okan kollarını sıvıyor:

Sezaryen gibi değil biz normal doğum’u hedefliyoruz. Doğumhane kapısında dairesel hareketler çizerek bekleyişimizi sürdürüyoruz.

Çok geçmeden Zet bize dönüş yapıyor;

Gerçekten bu çocuklar çok hızlı diye aramızda kaynatıyoruz. Eskinin hızlılarından kim kaldı. 4 mayıs günü attığımız bu mailde bahsedilen 27 lirayı ben ve okan görmedik. Echo’ya sorduk. O da görmemiş. Neyse lafını edecek değiliz.

(Hikayenin devamı…)

Medium Türkçe

Resmi Türkçe Yayın

Oktay ELİPEK

Written by

Designer

Medium Türkçe

Resmi Türkçe Yayın

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade