Popülerleşen medya düzeninde köşe yazarlığının görünümü

Köşe yazarlığı, medyanın son derece önemli bir çalışma alt alanıdır ve günümüzde gazetelerde fiziksel görünüm olarak hatırı sayılır miktarda yer kaplamaktadır. Gazete ve dergilerin, köşe yazılarını öne çıkarma gerekçesi, haber içerikleriyle başarılamayanı gerçekleştirerek, olayların değişik perspektiflerden yorumlanarak okura sunulmasını sağlamaktır.

Photo via deviantart.com

Köşe yazarlığı kavramının tarihi 19. yüzyılın ilk çeyreğine dek dayansa da, bu pratik gerçek anlamda Birinci Dünya Savaşından sonraki dönemde değer kazanmaya başlamıştır. Bu dönemde, haberler vasıtasıyla olayların perde arkasını muktedir ölçüde değerlendiremeyen okuyucunun yardımına köşe/yorum yazıları koşmuştur. Yazarlar, olayları farklı açılardan inceleyerek okuyucuya servis etmiştir. Bu gelenek tarihsel sürecin işleyişi içerisinde farklı evrimler geçirse de temel özelliklerini koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır. Köşe yazarlığı, günümüz medyasının çokça tartışılan alanlarından birisi haline gelmiştir. Siyasi ve iktisadi değişimlere/yeniliklere içerik açısından hızlı karşılıklar veren veya form sağlayan köşe yazarlığı kavramı güncel Türk medyasında sorunlu alanlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu sorunları şöyle sıralamak mümkündür:

  • Köşe yazıları bazen alenen, bazen gizli mesajlar şeklinde reklam barındırabilmektedir.
  • Bazı yazarlar, sermaye odakları ile çıkar dahilinde yazı yazmakta, ideoloji temelinde olayları yorumlamak yerine, olayları taraflı olarak değerlendirebilmektedir.
  • Köşelerden, savunma silahı ve popüler kültür aracı olarak yararlanılabilmektedir.
  • Köşe yazılarında, yazarlar birbiriyle etik olmayan ilkeler dahilinde tartışmaya girebilmekte ve basın meslek kodlarını ihlal edebilmektedir.
  • Ayrıca köşe yazarları, kişilerin özel yaşamlarını hiçe sayabilmekte, gündem dahilinde olmayan konuları ele almakta ve kendi özel yaşamlarını kamusal bir sorunmuşçasına paylaşabilmektedir.
  • Tüm bunların dışında yazarlar, kendi uzmanlık alanları haricinde yazı kaleme alabilmekte ve bir köşe yazısı birbiriyle bağlantısı olmayan çok sayıda konuyu işleyebilmektedir.

Bu yazı yukarıda sıralanan sorunlardan ikisine odaklanmıştır. Bunlardan ilki, köşe yazarlarının kendi uzmanlık alanları dışında yazı kaleme alması, ikincisi ise bir köşe yazısında birden fazla konunun işlenmesidir. Yazıda kavram ve tarihsel sürece de gelinen noktanın daha iyi anlaşılabilmesi adına kısaca yer verilmiştir.

Photo via pixabay.com

Köşe yazarı kimdir? Köşe yazısı nedir?

Köşe yazıları, gazetelerin belirli sayfalarında belirli zaman aralıklarıyla yazılan ve yazarları genelde belli olan yorum yazılarıdır. Melez özellik gösteren köşe yazısı, fıkra ve makale türlerinin özelliklerini barındırmaktadır. Köşe yazılarının konusunu ve esin kaynağını güncel konular oluşturmaktadır. Anlatımları yalın ve yoğun; alanında uzman kişilerce yazılan; işlenen konuların ispat edilmek zorunda olunmadığı, etkisi geçici olan bir gazete yazı türüdür.

Türk Dil Kurumu, köşe yazarlığını “Gazete veya dergilerde gündelik konuları bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan ciddi veya eğlendirici yazı türü, fıkra” şeklinde tanımlamaktadır. Sam Riley, The American Newspaper Columnist adlı kitabında köşe yazısını, yaklaşık 750–850 kelimelik, günlük, haftalık gibi düzenli periyodlar aralığında yazılan, kısa ve kompozisyon özelliği taşımayan, gazetelerin belirli köşelerinde yayımlanan yazı türü olarak kavramsallaştırmaktadır.

Reuters Haber Ajansı, köşe yazılarının, uzmanlar için bir vitrin özelliği taşıdığını ve deneyimli gazetecilerin iç görülerinden oluştuğunu belirtmektedir. Bu yazılar, gerçek düşünceler yaratabilmesi bağlamında güçlü kanıtlar içermek zorundadır. Uygun bir biçimde diğer kanıtların ve bakış açılarının varlığını kabul etmeli, siyasi veya ideolojik içeriklerden uzak olmalıdır. Reuters’e göre, köşe yazarı, bir konu hakkında meydan okuyacak nitelikte bir yazı kaleme alacaksa, bu konu güçlü ve duyarlı bir biçimde savunulabilir niteliğe sahip olmalıdır. Yazarlar, işleyecekleri konuları özgür iradeleriyle belirlemelidirler. Söz konusu yayın organının üst mercileriyle (editör gibi) işbirliği ve görüş alışverişi içerisinde olmalıdır. Köşe yazıları, bireysel çabaların özgün ürünüdür.

Photo via pixabay.com

Marketwatch gazetesi yazarı Jon Friedman, New York Times’ın köşe yazarı Frank Rich’in, “Columnists and critics do serve a purpose” isimli çalışmasında köşe yazarının görevine ilişkin şu bilgileri alıntılamaktadır:

“Haber ve kültür arasında bağlantı kurmayı, olayların derinindeki anlamı açığa çıkarmayı, tartışma üretmeyi ve şans da yaver giderse, okuyucularımın günümüzde anlatılan hikâyelere ve insanlara farklı bakmasını sağlamaya çalışırım… Bir köşe yazarı veya eleştirmenin sorumluluğu, son derece tutkulu olması, doğru ve dürüst olması, yazdıklarına bilgi katması ve olduğunca iyi yazmasıdır. Bir köşe yazarı bir Başkan ya da bir filmle ilgili çok keskin görüşlere sahip olabilir, önemli olan davasını halkın önemsemesini sağlamaktır. İyi köşe yazarlarının adil, ellerindeki köşesinin gücünü kendilerine verilmiş bir imtiyaz gibi değil, topluma hizmet etmenin veya sadece vatandaşın araştırıp bulamayacağı ya da üzerinde hiç düşünemeyeceği konuları deşen, eleştiren iyi gözlemciler olması beklenir. Köşe yazarlığı bir silah olarak kullanılamaz. Bir köşe yazarı için en ahlaksız şey, özgün bir şey bulamama durumunda sadece dikkat çekmek için ve ele aldığı kişi ya da konunun olduğunca geniş bir kesim tarafından tartışılmasını sağlamak, adını andırmak, sesini duyurmak için ses getirecek birisini eleştirmektir.”

Köşe yazarlığının tarihsel gelişimi

Photo via historyofjournalism.onmason.com

Köşe yazarlığı, fikir gazeteciliği alanı içerisinde yer almaktadır. Kurumsallaşma bağlamında yurttaş gazeteciliğiyle benzeri özellikler taşıyan köşe yazarlığı, 19. yüzyılda ABD’de, okuyucular tarafından yayınlanmak üzere gazetelere gönderilen haber mektuplarıyla gün yüzüne çıkmıştır. Haber mektupları, ilk yıllarda, imzasız olarak yayınlanmıştır. Bu mektupların zaman içerisinde düzenli bir şekilde gazetelere gönderilmiş, böylece yazılar belirli bir periyoda oturmuş ve köşe yazarlığı kavramı belirginleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında bilgileri, halka daha açık şekilde sunabilmek amacıyla, gazeteler, olayları yorumlayarak yayınlama yoluna gitmiştir. Böylece köşe yazarlığı, basın için önemli bir alan haline gelmiştir.

Türk basınında, Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyılın ikinci yarısında temelleri atılan köşe yazarlığı, 1860’larda kurumsallaşmaya başlamıştır. Bu tarih bizde köşe/yorum yazarlığının başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu tarihte yayın hayatına başlayan Tercüman-ı Ahval gazetesi Türk basınında birçok açıdan ilktir. Tercüman-ı Ahval gazetesi, imzalı başyazı geleneğini başlatan ilk gazetedir. 1860 sonrasında yayımlanan bütün gazetelerde başyazarlar, güncel olayları değerlendiren yorum yazıları kaleme almıştır. Bu gelenek Cumhuriyet döneminde devam etmiştir. Gelenek, 1940’lı yıllara kadar varlığını korumuştur. 1980 sonrasında, ekonomik ve toplumsal alanda yaşanan hızlı dönüşümler, Türk basınında açıklayıcı/yorumlayıcı habercilik geleneğine hız kazandırmıştır. 1980’lerden sonra köşe yazarı sayısında hızla artış görülmüştür. 1990’lı yıllarda köşe yazarlığı yavaş yavaş saygınlık kaybına uğramıştır.

Photo by ahermin

Her geçen gün sayıları artmaya devam eden köşe yazarları, gündemle ilgisiz, çoğunlukla magazinsel boyutu ağır basan konuları ele alır olmuştur. Köşe yazarı sayısının fazlalığı, yazarları başka alanlarda yazı kaleme almaya itmiştir. Okuyucu sayısını artırma çabası da bu duruma eklenince, köşe yazılarının içerikleri genişlemiş, değişmiş ve bozulmaya uğramıştır. Böylece Türk basınında saygınlığı yüksek olan köşe yazarlığının bu özelliği kısmen zedelenmiş ve köşe yazarlarına olan güven sarsılmıştır.

Köşe yazarlığının tarihsel gelişimi oldukça detaylı olduğu için kompakt olarak hazırlanmış olan bu yazıda, gelişim ve değişim evrelerini bütün ayrıntılarıyla anlatmak mümkün değildir. Yukarıda özet olarak geçilmiş olan sürece ilişkin köşe yazarlığının Batı tarzı bir medya pratiği olduğunu, temellerinin ABD’de atıldığını, ardından Avrupa’ya geçerek yaygınlaştığını söylemek mümkündür.

Uzmanlaşma sorunu mu? Popüler olma çabası mı?

Köşe yazarlarından beklenen, kendi alanları doğrultusunda, gündemdeki konuları çeşitli boyutlarıyla tartışarak, okuyucuya farklı bakış açıları sunmalarıdır. Köşe yazarlığının tarihsel gelişimine bakıldığında, bu özelliğini birçok dönemde koruduğu görülmektedir. Fakat her geçen yıl, medya sektöründe yaşanan siyasi-iktisadi temelli değişimler, köşe yazarlığı alanını olumsuz yönde etkilemiştir. Alan, yazarlarca iktisadi ve kültürel sermaye biriktirme ortamı olarak algılanmaya başlanmış ve çok yönlü kullanılır olmuştur. Bu sürecin, köşe yazarlarını kendi alanları dışında yazı kaleme almaya veya bir köşe yazısında birden fazla konuyu işlemeye yönelttiği düşünülmektedir.

Photo by Forestina-Fotos

Aziz Nesin, Türkiye’de köşe yazarlarının her konuya ilişkin bir görüşe sahip olmalarının doğru olmadığını ifade etmiştir. Bu durumun, sadece Türkiye’ye özgü olduğunu, başka hiçbir ülkede söz konusu olmadığını belirten Nesin, “Yabancı yazarlar, Türk köşe yazarlarının her gün hiç ara vermeden gazetede yazdıklarını duyunca çok şaşırmaktadırlar. Onlar için bu, yapılamayacak, kadar zor bir iştir” şeklinde düşüncelerini dile getirmiştir. Fehmi Koru, Aziz Nesin’in bu düşüncelerini doğrular gibidir: “Köşe yazarlığı yurtdışında çok önemli değilmiş gibi düşünülse de onbeş günde bir, haftada bir yazanlar artık her gün yazmaya başladılar. Dolayısıyla yurtdışındaki trend yavaş yavaş bizimkine benzemeye başladı.”

Günlük köşe yazmak, köşe yazarlarının uzmanlık alanları dışına çıkarak yazı kaleme almalarının nedenlerinden birisi olarak yorumlanabilir. Birgün gazetesi yazarı Hakan Aksay, gazetelerdeki köşe yazılarının yerinin “Tanrı katı” gibi olduğunu ifade etmektedir. Bu köşeleri kapan yazarların, siyasetten spora, kültürden cinsel sorunlara kadar her alanda uzman kesildiklerini belirtmektedir. Aksay, Türkiye’deki köşe yazarlarının, diğer ülkelerdeki gibi mütevazı olmadığını, haftada bir yazmanın veya bir konuda uzmanlaşmanın köşe yazarlarını tatmin etmediğini dile getirmektedir.

Mehmet Barlas ise düşüncelerini şöyle ifade etmektedir:

“Biz gazete köşe yazarları, patronlarımızın çıkarlarını ilgilendiren durumlar dışında her alanda söz sahibiyiz ve hemen her konuda uzmanızdır. Bu iş o noktaya dayandı ki, bazılarımız insan sperminden karakter tahlili yapmaya veya sosyo-politik sorunların izahını spermler üzerinden tahlil etmeye kadar dayadık uzmanlığımızı.”

Türkiye’deki köşe yazarlığı alanındaki bozulmanın 12 Eylül ile başladığını ifade eden Barlas, bu tarihten sonra köşe yazarlarının yeni aristokratlar olarak kendilerini lanse ettiklerini genel hatlarıyla dile getirmiştir.

Köşe yazarlarının birçoğu, popüler olmak için kendi uzmanlık konuları dışına çıkarak yazılar kaleme alabilmektedir. Hatta bazı gündem-politika yazarlarının cinsellik, popüler kültür vb. konularda yazılar kaleme aldığı bilinmektedir. Ertuğrul Özkök, Haber Türk gazetesine transfer olan Fehmi Koru’ya şu şekilde nasihatte bulunmaktadır:

“Önümde eski mahallesinden buraya taşınmış başarılı iki örnek var. Biri Ahmet Hakan, öteki Akif Beki… Eğer ben gibi biraz pop olmak ve daha yaygın bir kitleye seslenmek istiyorsa tabii ki modeli Ahmet Hakan olmalı. Eski Mahalleyle de arayı bozmadan, Fehmi Abi imajına uygun, daha ağırbaşlı, daha az pop bir tarzı benimsemek isterse rol modeli Akif Beki… (…) Burası çok keyifli, çok eğlenceli bir mahalledir. Hep diyorum: Bir gün herkes pop gazeteciliğin dayanılmaz hazzını tadacak… Mesleğin nirvanası orasıdır… Allah geride kalan arkadaşlarımızı da o sıkıntılı mahalleden bir an önce kurtarsın. Belki bu sayede yeni başbakanın uçağı da biraz renklenir, şenlenir…”

Özkök’ün Koru’ya verdiği bu nasihat ve konuyla ilgili yazmış olduğu cümleler, köşe yazarlarının popüler olma gibi bir kaygı taşıdığını, popüler olmanın geniş bir okuyucu kitleye seslenmekle mümkün olacağını ve bunun için, birçok konuda köşe yazısı kaleme almak gerektiği düşüncesini doğrulamaktadır. Yazarlar, gazetelerde kendilerine verilen köşeleri, toplumun çıkarlarından ziyade kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Yöneticisiyle ve okuruyla ters düşmemek, okuyucu sayısını ve böylece de popülerliğini arttırmak amacıyla ciddi konulardan uzaklaşarak popüler kültür içeriklerine/konularına yönelebilmektedir. Ciddi konuların üzerine giderek siyasi ve iktisadi çevrelerle ters düşmeme stratejisi de yazarları hafif içerikli konulara yöneltebilmektedir.

Bir Köşe Yazısında Birden Fazla Konunun İşlenmesi Sorunu

Köşe yazarları bir konu etrafında köşe yazısı kaleme almaktansa birden çok konuya bir köşe yazısı içerisinde işlemektedir. Köşe yazarlarının kendi uzmanlık alanları dışında yazı kaleme almaları, günümüz basınında alışılmış bir durumdur. Birçok köşe yazarı, bu tarz köşe yazımının doğru olmadığını köşe yazılarında zaman zaman dile getirmektedir. Fakat yazının bu aşamasında yazarların uzmanlık alanı dışında yazı kaleme almalarından ziyade bir yazı içerisinde birden fazla konuya değinmelerine odaklanılmıştır. Veriler ışığında düşünüldüğünde, köşe yazarlarının hemen hepsinin birden çok konuyu bir köşe yazısı içerisinde işlediği anlaşılmaktadır.

Photo by dreamwalker001a

Ana akım medyada yer alan köşe yazarlarının yazıları incelendiğinde kendi alanları dışında yazı kaleme aldıkları sonucuna rahatlıkla ulaşılmaktadır. Alan dışı yazıların büyük çoğunluğunu kültür/popüler kültür konuları oluşturmaktadır. Yazarlar hem gündem-politika konularına ışık tutmakta hem de gündelik yaşamın renkli dünyalarına ilişkin yazılar kaleme almaktadır.

Aynı şekilde bir köşe yazısında birden çok, birbirinden bağımsız konuların işlendiği de bilinen bir gerçektir. Bu çeşitlilik, bazı yazarlarda diğerlerine göre daha fazladır. Her yazar alan dışı yazılar kaleme alma konusunda cesaretli değildir. Basın alanında meydana gelen her değişim ve yeni oluşum zaman içerisinde bir geleneğe dönüşebilmektedir. 1980’li yıllarda basın- yayın alanına sermayedarların girmeye başlaması, günümüzde neredeyse bütün-basın yayın araçlarının sermayedarların eline geçmesiyle sonuçlanmıştır. Türk basın ve siyasi tarihi açısından öneme sahip olan ana akım gazete ve dergilerinin köşe yazarlığında böylesi bir yönelime izin vermeleri, alanda olumsuz yönde bir yapılanmaya neden olabilir.

Photo by kassiel

Sonuç olarak köşe yazarlarının, gündelik yaşamın bir alanında yazı kaleme almamaları ve bir yazıda birden çok konuyu işlemelerini sorun olarak algılamaktayım. Köşe yazarlarından beklenen, alanlarına ilişkin gündemdeki konuları derinlemesine veya farklı bakış açılarıyla irdelemeleridir. Zira günümüz Türk basınında üç binden fazla köşe yazarı bulunmaktadır. Bu köşe yazarlarının her birisi, kendi alanına bağlı kalmadığı sürece, köşe yazarlığı alanının, uzmanlaşma sorunundan kurtulması olanaklı görünmemektedir.

Kaynakça & Referanslar

  • Konu referansı: Yrd.Doç.Dr.Onur Dursun
  • Mert, Nuray, “Köşe Yazarlığı”, Radikal, 26 Ağustos 2004
  • Özdemir, Emin, (1998), Sözlü-Yazılı Anlatım Sanatı, 7. Baskı, İstanbul, Remzi Kitabevi.
  • Özdemir, Emin, (1999), Yazınsal Türler, 4. Baskı, Ankara, Bilgi Yayınevi.
  • Özkök, Ertuğrul, “Üç Bin Köşe Yazarı Varmış”, Hürriyet, 04 Mayıs 2013.
  • Riley, Sam G. (1995), Biographical Dictionary of American Newspapers Columnists, Westport, London, Greenwood Press.
  • Riley, Sam G. (1998), The American Newspaper Columnist, Westport, CT, Praeger Publishers
  • Tekinalp, Şermin, (2008), “Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Sayı 31, ss.119–130.
  • Tezel, Mevlut, “İstanbul’da 400 köşe yazarı var. Ya Amerika’da…”, Hürriyet, 03 Mayıs 2008.
  • Tokgöz, Oya, (2003), Temel Gazetecilik, 5. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi.
  • Topuz, Hıfzı, (2011), 2. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, İstanbul: Remzi Kitapevi.