Projeniz Alabora Olmasın
İsveç’de bir yıl içinde 17 tane “bayrak günü” vardır. Bayrak günleri tatil değildir ama yıllar önce bayrak günlerinde İsveç bayrağı sallandırmayanlar cezaya çarptırılıyormuş. Artık böyle bir ceza uygulanmasa da, bayrak günlerinde hemen hemen her İsveçli bayraklarını evlerinin balkonlarından, işyerlerindeki sallandırıyor. İşte bu bayrak günlerinden biri de 6 Kasım. Bu güne “Yüce Gustav Adolf Günü” deniliyor.
Gustav Adolf, “yüce” ünvanına ulaşmış tek İsveç kralı. Gustav’ın yüceliği, kazandığı savaşlardan ve savaşlarda uyguladığı zeki taktiklerinden geliyor. O zamana kadar geleneksel taktikleri yürüten İsveç krallarından farkı, savaş meydanlarına hızlı hareket kabiliyeti ve akışkanlık getirmesi. Akışkanlık yeteneğini yalnızca kara ile sınırlamamış Adolf… denizcilikte de hızlı hareket kabiliyetiyle üstünlük sağlamak istemiş. Bu nedenle de, 1625'de, İsveç tarihinin en büyük ve en pahalı gemicilik projesini başlatmış. Bu projenin ismi VASA

İnşaat başlıyor
Gustav Adolf, 16 Ocak 1625'de, gemicilik konusunda ustalıkları ile ünlü Hollandalı gemi mühendisleri Henrik ve Arend Hybertsson ile 4 adet gemi yapımı için bir sözleşme imzalar. Bu sözleşmeye göre Hybertsson kardeşler, 4 yıl içinde ikisi 33 metre ve diğer ikisi ise 41 metre olan 4 tane gemiyi Kral Adolf’a teslim edeceklerdi.
O dönemde gemiyi inşa eden atölyeler, kendi finansmanını kendi sağlamak zorundaydılar. Para, müşteriden, ürün teslimatı sırasında alınıyordu. Bu iş için finansman bulmak (müşteri bir kral bile olsa) tamamen atölyeye kalmıştı.
Hybertsson kardeşler, böylesine devasa bir proje için finansman bulmakta zorlandırlar. Gustav Adolf ve projede söz sahibi olan diğer kişilere ulaşmak neredeyse imkansızdı çünkü Gustav, bir savaş meydanından diğerine koşuyordu. Hybertsson kardeşlerin proje finansmanını tamamlamaları bir yıl sürdü.
1625 yılının Eylül ayında, 10 tane savaş gemisini şiddetli bir fırtınada kaybetmesi sonucu, Kral Adolf, Hybertsson kardeşler ile temasa geçip, iki küçük (33 metrelik) geminin ilk etapda ve acilen tamamlanmasını istedi. Bu istek, zaman olarak zaten çok dar olan proje teslimat tarihini daha da zorlaştırmış oldu.
1626 yılının ilk aylarında gemi inşaatı başladı. Hybertsson kardeşler, ilk önce 33 metrelik iki küçük geminin inşaatına başladı. İlk yapılan işlem, 33 metrelik 2 tane ağaç bulup kesmekti. Proje basit ve geleneksel bir gemi yapım projesi idi… en azından Hybertsson kardeşler için. O dönemde savaş gemileri, düz tabanlı, biri açık digeri ise kapalı silah güverteli bir yapıdan oluşuyordu. Hemen hemen bütün gemiler birbirinin kopyasıydı ve bu nedenle birçok gemi yapımcısı, plan, çizim gibi araçlara gerek duymuyorlardı. Tek güvendikleri şey, yılların onlara verdiği “tecrübe” idi.
Kral’ın Sonu Gelmez İstekleri
Fakat bu proje herhangi bir gemi yapım projesi değildi. Yalnızca tecrübe, bu işi bitirmek için yeterli olmayacaktı çünkü Kral, Hybertsson kardeşlere gönderdiği bir mektupta, küçük gemilerin 33 metre değil 36.5 metre olmasını istedi. O dönemde, kesilen ağaçlar, geminin boyuna uygun olarak kesiliyordu.
Kral’ın bu yeni istegi, gemi projesinde çalışanların tepkisine neden oldu. Halbuki, bu istek, gelecekteki ardı arkası kesilmez isteklerin küçük bir işaretiydi. Kral, o dönemde Danimarkalıların 2 kapalı, 1 açık silah güverteli çok büyük bir gemi yaptırdıklarına dair bir dedikodu üzerine Hybertsson kardeşlere yeni bir mektup gönderdi. Bu mektupda, yapılacak geminin 42 metre olması ve ikinci kapalı silah güvertesinin eklenmesi istegi yer alıyordu.
O döneme kadar, 2 kapalı, 1 açık silah güvertesi duyulmuş ya da yapılmış bir şey değildi. Kral’in ilk 36.5 metre isteği üzerine eklenen yamalarin uzerine, Kral’in yeni istegi dogrultusunda, geminin tabanina 4. yama eklendi. Projede çalışan hiç kimsenin Kral’a “hayır, olmaz” deme gibi bir cesareti yoktu. Ayrica, aldiklari buyuk finansmanı geri odemeleri icin projeyi bitirmeleri gerekiyordu.
İstekler bunlarla sona ermedi. Kral’ın uzunluk ile ilgili isteklerine, gemide bulunacak gülle, top ve küçük silah sayısındaki artışları da eklendi. Kral, orjinal planda yer alan büyük silahların sayısını iki katına çıkardı. 30 olan sayı, 60'a çıktı. Bu silahların her birinin ağırlığı 1.5 ton idi ve bunun üzerine birçok orta ve küçük silah ve ayrıca yine o dönemde yeni bir teknoloji olan kiremit fırın eklenince, geminin ağırlığı, bir gemi iskeletinin kaldırabileceği agirliktan daha da ağır bir hale geldi.
Bütün bunların üzerine Kral, geminin dış görünümünün şaşalı olmasını da istedi. İşlemeler, figürler, kabartmalar ve kaplamalar. Zaten çok pahalı bir proje haline gelen Vasa projesi bütçesine, yeni bir yük daha katılmış oldu.
Ustanın Ölümü
Bütün bunlar gelişme gösterirken, bir anda hic beklenmeyen gerçekleşti. Proje müdürü ve baş mimar Henrik Hybertsson, uzun süreli hastalığının sonucunda hayatını kaybetti. Bu proje için yazılmış ya da çizilmiş hiçbir planın olmaması, birçok fikrin ve fonksiyon tanımlarının Henrik’in beyninin, düşüncelerinin içinde saklı olması, Henrik’in ölümü ile birlikte, projeyi kaos içine sürükledi.
Temmuz 1628'in başlarında, gemi tamamlandı. Geminin denize sürülmeden önce test edilmesi gerektiği düşünüldü. Bu testleri seyretmeleri için İsveç Ordu Amiral’i ve ayrica geminin kaptanı davet edildi. Yapılan test kısa ve çok basitti. Geminin güvertesine 30 kişi çıktı ve bir uçtan diğer uca, bir kenardan diğer kenara 15–20 dakika boyunca koşmaya başladılar. Test sonucu iç karartıcı idi. 30 kişinin çılgınca koşmaları sonucu, gemi neredeyse alabora olmak üzere iken, Amiral, testlerin durdurulmasını ve geminin bir an önce denize indirilmesini emir verdi. Test sonuçlarından Kral Adolf’un haberi bile olmadı.
İlk ve Son Yolculuk
10 Ağustos 1628 günü, Majesteleri İsveç Deniz Harp Ordusunun yepyeni gemisi olan Vasa, hayatının ilk seferini yapması için denize indirildi. Yüzlerce kisi, limanda sevinç çığlıkları ile uğurladı gemiyi. Aynı sevinç çığlıkları, gemi güvertesindeki 150 kişiden de geliyordu. Gemi, 1.5 kilometre kadar yol aldı ve küçük bir rüzgar yardımı ile alabora oldu. Bu, yalnızca, İsveç tarihinin o zamana kadar ki en pahalı savaş gemisinin değil aynı zamanda güvertede bulunan 50 kişinin de son yolculuğu oldu.
Bütün bu yazdıklarımın bizimle ne alakası var? Eğer yazdıklarımı günlük iş hayatınızdaki projelerle ilişkisini kurabiliyorsanız, göreceksiniz ki 1600'lü yıllarda yapılmış olan proje hataları, günümüzdeki projelerde yapılan hatalardan çok farklı değil. Hatta bu hatalara günümüzde VASA Sendromu deniyor.
İşte VASA’da ve bizim görev aldığımız projelerde ortaya çıkan sorunları 3 başlıkta toplamak mümkün:
1- Gerçekçi olmayan beklentiler

Proje süresi, teslim tarihi, o zamanın teknolojisi ile yapılabilecekler… listeyi uzatmak mümkün. Müşteri beklenti yönetiminin yetersizliğine eklenen “iflas etmeyecek kadar büyük” inancı ve fazlasıyla hırs böylesine projelerin batmasına neden oluyor.
2- Ben herkesten daha iyibilirim-cilik

Sanırım “Ben CEO’yum… Benim müşterimi sen benden daha mı iyi bileceksin?” yaklaşımı nedeniyle hepimizin bir ya da birkaç projesi yanmıştır. Liderliği, projeyi ve süreci kontrol etmek sananlar sayesinde; çalışanları motive edip, onlara yetkinlik ve sorumluluk vermek yerine, micro-yönetime başvuranlar nedeniyle, ortaya çıkan şey ya Vasa ya da vasat olur.
3- Sonu gelmeyen istekler

Plansız uygulamaya geçilmiş, ve devamlı bir şekilde tanımı ve işlevi değiştirilmiş bir proje, zamanla, şirkete para kazandırmak yerine para kaybettirecektir. Plan aşamasında fikir değiştirmek, şirkete çok büyük bir kayba neden olmazken, proje hayata geçirildikten sonra yapılacak herhangi bir değişiklik, şirket için para kaybı anlamına gelmektedir.
Size kazasız, vasasız projeler dilerim.