Savaş Hakkında Konuşmalıyız

Savaşı değerlendiriyor, analiz ediyor, bazen savunmanın daha kötü durumlardaysa kazanç sağlamanın rasyonel bir yolu olarak hesaba katıyoruz. İnsan yaşamını hesaba kitaba sığdırmak aşabileceğimiz bir tarihsel safha değil demek. Peki, hikâyemizi mezarlarımız mı anlatacak?

Savaşın ve Barışın Bedeli

Geçenlerde karşılaştığım bir proje, The Project Aftermath, çıkış noktasını “çatışma sonrası” bölgeleri fotoğraflamak olarak belirlemiş. İlgilendikleri, “silahlar sustuğunda, medya başka savaş hikâyelerine yöneldiğinde” gün yüzüne çıkanlar, “toplumun ve insan olmanın ne demek olduğunun yeniden inşasına” dair hikâyeler.

Her yıl bu proje kapsamında bir yarışma açılıyor ve dünyanın her yerinden fotoğrafçılar eserlerini gönderiyorlar. 2006 yılından beri yarışmanın kazananları ve finalistleri Balkanlardan ABD’nin kimi kentlerinde yaşanan şiddet olaylarına, Bangladeş’te kadınlara yönelik savaştan mülteci kamplarındaki Suriyelilere, Ukrayna’da süregiden iç çatışmalardan Kafkaslara pek çok çatışma sonrası durum ve bölgeyi hikâyeleştirmiş.

Proje, kendisini tanımlamaya şu dört sözcüğün yeteceğini ifade ediyor ve her sene gönderilen fotoğraflardan yaptıkları bir seçkiyi bu başlıkla kitaplaştırıyor:

“Savaş, Hikâyenin Sadece Yarısıdır”

Kitap ücretsiz olarak her bir ABD senatörüne, barış ve gazetecilik odaklı eğitim programlarına, küratörlere, eğitimcilere gönderiliyor. Amaç, karşılıklı bir konuşma başlatmak ve bunu yaymak. Sitede de bunun için bir bölüm var. Projenin işlerini bir şekilde görmüş insanlar kendi tepkilerini düzyazı, şiir, resim, fotoğraf gibi biçimlerde siteye gönderebiliyorlar.

Projenin başka bir hizmeti de içinde yer alan fotoğrafları çözümledikleri müfredatı ve bu müfredat çerçevesindeki fotoğraf eğitim dökümanları. Burada genel olarak fotoğraf okuması ve fotoğrafçılıkla ilgili bilgiler yer alsa da proje kapsamındaki fotoğrafların konuları göz önüne alınınca, çatışma sonrasını konu edinecek fotoğraf meraklılarının daha çok işine yarayacağa benziyor.

Projenin yaratıcısı Sara Terry bir konuşmasında işe yazıyla başladığını, sözcüklerin erdemine ve insanlığı daha iyiye götürebilecek davalardaki gücüne inandığını söylüyor. Hatta çalıştığı ilk gazetedeki editörü, Terry’nin “beyaz bir atın üstünde yazı yazdığını” söylermiş. İnsanları eğer bir konunun önemli olduğuna, o konu üzerinde düşünmeleri gerektiğine ikna edebilirse harekete geçirmeye de ikna edebileceğini düşünüyormuş. Ancak, özel bir ilişkisindeki bir sorundan sonra, sözcüklerin kendisini yarı yolda bıraktığını görmüş, bu onu o kadar şaşırtmış ki yazmayı bırakmış ve fotoğrafa yönelmiş. Artık hikâyelerini fotoğraf ve belgesellerle anlatıyor.

Savaşın sonuçlarıyla önceden yüzleşin

Bu projenin bu kadar can alıcı olmasının sebebi savaşı değil, sonrasını göz önüne taşıması. Haberlerin hararetli siyasi tartışmalara yol açmıyor, iç politikayı etkilemiyor diye yüz çevirdiği “bitmiş” savaş ve çatışmaları alıp önünüze getiriyor. Hepimizin bir parçası olabileceği, ama hiçbirimizin kendisine olacağına ihtimal vermediği şeyler.

Günün birinde kapımızın işaretlenip komşularımızın bizi öldürmeye geleceği, evimizin duvarlarına aynı şehri paylaştığımız insanların mermiler yağdırabileceği… Bu ihtimaller bize hep çok uzaktır ve asla sana, bana, bize olmayacaktır. Değil mi?

Değil.

Coffins — Davide Monteleone, Güney Osetya, 2008. The Aftermath Project | Kaynak: http://theaftermathproject.org/project/red-thistle
Sözün bittiği yerdeyiz

Bunu her söylediğimizde, yukarıdakilerin yaşanma ihtimali artıyor. Çünkü sözün bitmesi ve salt eylemin egemen oluşu, çatışmaların ancak bir tarafın yenilmesiyle durması demek. Artık, kimin haklı, erdemli ya da ahlaken üstün olduğu değil, kimin güçlü olduğu sorusunun yanıtını arıyoruzdur. Üstelik yanıt sadece iki seçeneğe inmiştir.

Yaratıcılık ve uzlaşma ölür, insanlar da ölür. Gelecek umutlarımızın naaşı artık birbirini yok etmekten başka bir şey düşünemeyen tarafların gürültüsüyle sönüp gider.

Savaş=özgürlük, savaş=onur, savaş=güç, savaş=dayanışma denklemlerinin hepsinin içi boş. İnanmayan, çatışma sonrası hikâyelere bakabilir.

Üstelik bunun naiflikle de bir ilgisi yok. “Savaşmayalım” demenin tersi, “yarın herkes sokağa çıksın ve el ele tutuşsun” değil.

Söz bitmesin…

Naif olan, savaş ve nefret sanki sonsuza dek sürecekmiş gibi hesap yapmanın körlüğü. Bütün savaşlar bir gün durmayacaksa bile, açılan her bir savaş bir gün bitecek.

Yine de, şiddetli çatışmaların ardından hayatta kalabilmiş insanların haline bakınca, ihtiyacımız olan belki de naifliktir diyorsunuz.

Etrafına toplanıp konuştuğumuz masa(lar) hiç dağılmasın, söz söylemek yasaklanmasın, söz söyleyenler o masadan kovulmasın. Ne olursa olsun, söz bitmesin.

İnsanlığın karanlık yüzünü görmüş bu kişilerin hikâyelerini inceleyin. Bu insanlar sözün bittiği, artık işlemediği bir vaziyetin sonrasında bize hikâye anlatıcısının gözüyle konuşuyorlar. Proje için seçilen eserler, söz bitmesin diye sözlerini söylüyor.

Bunların arasında kendi hikâyenizi bulabilecek misiniz?

Başlıksız — Brendan Bannon, Zaatari Mülteci Kampı, 2014| Kaynak: http://theaftermathproject.org/project/most-important-picture

Ne istemediğimizde anlaşmalıyız

Farklı hayatlarımız, hayatlarımızdan farklı beklentilerimiz var. Başkalarının hayatlarından boyumuzun ötesine geçen bir beklentimiz olduğunda, sürüklendiğimiz yer aslında hiçbirimizin başta istemediği, eninde sonunda pişman olacağı bir yer. Bu sürüklenmenin devam etmesi ancak kendi kendini kandırma halinin devam etmesine bağlı.

Kahramanlıklarla gurur duyabilir, istediğiniz tedrisatla dilediğiniz gibi meşru kılmaya çalışabilirsiniz. Ama insan öldürmenin bir karar halini aldığı, insanlığın yittiği o anda, o vaziyetin tam içinde, hiçbir kahramanlık yok.

Hikâyemizi mezarlarımız anlatmayacak.

Türlü çatışmaların eserlerini gözünüze sokan bu fotoğraflara iyi bakın. Hikâyemizi bunlar anlatıyor.

Kabrinizin başında dikilip sizden geriye kalan et ve kemik parçalarının beslediği toprağa bakanlar sizden kalan, hâlâ anlatılacak tek hikâyenin açlığın, sefaletin, kan ve barut kokusunun, hastalığın, esaretin, iki ateş arasında kalan çocuk çığlıklarının hikâyesi olduğunu bilecekler.

Gurur duyacağınız tek şey savaştaki gücünüz olursa, hikâyeniz savaş alanının hikâyesi olur.

Halbuki savaş alanı, insanlığın mezarlığıdır.



Ferocious Offensive — Davide Monteleone, Gimri Köyü, 2006 | Kaynak: http://theaftermathproject.org/project/red-thistle