Yanıma yakışmasan da olur; çünkü sen benim ömrüme yakışansın…

Ve kadın “Neden?” dedi. Erkek şaşkındı. Ne diyeceğini bilemedi. Gözlerini kıstı ve yutkundu. Gökyüzüne baktı düşünceli bir şekilde. Hava karanlıktı ve yıldızlar yavaşça bulutlardan soyunuyordu. Rüzgâr, kuru yapraklarla dans ediyordu asfaltın üstünde.

Derin bir nefes aldı erkek ve “Sen aptalın tekisin! Gerçekten seven bir nedene ihtiyaç duymaz, sever sadece… Nedenleri sorgulamaktan vazgeç artık; yaşa gitsin ya da bırak bitsin.” dedi. Kadın, duraksadı ve hafifçe gülümsedi. Beklemediği bir cevapla karşılaşmıştı.

İlk defa bir erkek onunla birlikte olmak için bahane üretmiyor ve yalanlarla onu kandırmaya çalışmıyordu. Bu durum onu etkilemişti. İçinden ona teslim olmak geçiyordu ancak bu büyünün bozulmasını da istemiyordu. Yavaşça erkeğe yaklaştı. Her ikisi de heyecanlıydı. Kalp atışları bir orkestranın aynı senfonide çalan enstrümanları gibi birbirine uyumlu atıyordu ve aşka dair güzel bir şarkıya eşlik ediyorlardı. Erkek, tam bir şeyler söyleyecekken kadın sağ elinin işaret parmağını erkeğin dudaklarına dokundurup “sus” dedi ve yanağına hafifçe bir öpücük kondurdu. Sanki dudaklarının dokunuşu anahtardı ve erkeğin bütün kilitleri açılmıştı. Öyle ki kalbi kördü erkeğin; güzellikleri, doğruyu göremez durumdaydı. Ancak Kadın’ın dokunuşu iyi etmişti erkeğin kalbini. İşte o an erkek daha iyi anlamıştı, sağ kaburgalarının arasındaki boşluğun sebebini. Artık Erkek, Kadın’a mühürlenmişti ve bundan sonra her iki bedene de tek kalp yetersizdi. Ölümcül yalnızlıktan kurtulmak için birbirlerine ihtiyaçları vardı. Ardından birbirlerinin eksiklerini tamamlamak için sarıldılar; kendi bencilliklerinden sıyrılıp, birbirlerinin kalbi olmak için…

Her ikisi de aynı yemini haykırıyordu dünyaya: Sonsuz değil aşk; ama onsuz olacaksa, olmaz olsun.

#benAZAPsenCENNET