Senin Değil
Düşündüğün Şekliyle Değil
Evet, “sizin” dilinizden bahsediyorum. Ya da daha doğrusu öylesine doğmuş olduğunuz yerde konuşulan dilden.
İnsanlar, hayatın rastgeleliğini unutmuşa benziyor ve bir şeylere oldukça çabuk bağlanıp, benimsiyorlar/benimsiyoruz. Konuştuğumuz dil de bize verilen şeylerden birisi. Ancak, onları bize veren insanlar bile ona sahip değil.
Dil ve onunla olan bağlantımız hakkında düşünmeye bu şekilde yaklaşmak ve kendimizi ondan ayırmak — çoğu ülke için, milliyet ve dil yeni bir milliyet kavramı oluşturmak için ayrılmaz bir şekilde birleştirilmiş olduğundan — doğal olarak, ilgili başka soruları akla getiriyor: “Peki ya ülkeler?”, “Onlar da mı rastgele?”, “Biz onlara ait değil miyiz ya da onlar bize ait değil mi?”
Cevap anahtarı: Evet. Evet. Hayır.


Yanlış anlaşılmasın. Bir ulusa ait olma, konuştuğunuz dil veya üyesi olduğunuz kültürle yakın bir ilişkiniz olması fikrini reddetmeye çalışmıyorum. Bütün bunlar insan gibi hissetmemizi sağlayan şeyler.
Ait olma rahatlatıcı bir duygu ve çok iyi hissettiriyor. Bu bizim bir parçamız. İnsanın temel doğasında var. Bu yüzden karşı çıkmak zor ve karşı çıkmamıza da gerek yok zaten. Duygusal faydalarının yanı sıra bazen gerçek dış tehditlerden korunmak için de faydalı. Sonuç olarak, insanlar bir kültüre ve dile ait olma — ya da daha çok, sahip olma— duygusuna alışmayı öğreniyorlar.
Öyleyse ne mi var? Kaostaki düzeni bilmiyorum ama asıl anlatmak istediğim şu; hayat rastgele. Ülkeniz, diliniz ve…aileniz de. Onları seviyorsunuz. Ama onlar sizin değil. Düşündüğünüz şekliyle değil.
Ve tek başınıza varsınız. Rastgele bir beden — ve bir cinsiyet — bir aile, bir ülke ve bir dil verilmiş bir ruh.
Bu yazı hem Türkçe hem de İngilizce yazılmıştır. İngilizcesi için tıklayın.