Sevgili Huriye,

Seni bundan bir yıl önce tanıdım. Aradan geçen bunca zamanda, senin gibi öldürülen bir kadın daha duyduğumda yüreğime çöken, nefesimi kesen o yükten başka anlatacak bir şeyim yoktu sana. Bugünse var. Kocan, yani katilin, bugün müebbet hapse mahkum edildi.

Huriye,

Yüzünü ilk kez gördüğümde hangi gazetenin web sitesine bakıyordum bilmiyorum, hatırlamıyorum. Ezberlediğim, kanıksadığım feryadım Allah Kahretsin dudaklarımdan dökülmüştü isminin yanında yazanları okuduğumda. Kocanın seni av tüfeğiyle, temizlik görevlisi olarak çalıştığın iş merkezinde öldürdüğü yazıyordu. Öldürmeden önce de, ‘sen beni aldattın!’ diye bağırmıştı, görgü tanıkları öyle söylemişti en azından. Oracıkta ölmüştün Huriye. O gün senin doğum günündü. Doğum gününde öldürülmüştün. Kocan, yani katilinse, tüfeği bırakıp bir bıçak alarak oradan uzaklaşmıştı. Polisler yakalamıştı sonra onu. Tutuklanmıştı. Mahkemeye çıkacaktı.

Cenazen ertesi gün kalktı Huriye. O güne kadar Huriye’ydin, kendine ait bir hayatın vardı. Sendin. İçinden geçirdiğin hayallerin, bambaşka şeylere özlemlerin vardı belki. İki çocuk annesiydin, bir işin vardı, ailen vardı, bir abin vardı. Sonra bir maktul oldun, adın adaletin en son ne zaman tecelli ettiğini unuttuğumuz mahkeme salonlarında yankılanmaya başladı. Kocan, yani katilin yargılanıyordu. ‘Eşim tüfeğin namlusunu ben kapıya vururken tuttu. Asıldım, silahı asılmamla birlikte patlaması bir oldu. Tek el ateş ettim eşim yere düştü.’ dedi.

Onu aynı iş yerinde çalıştığınız bir adamla aldattığını söyledi mahkemede. Telefon kayıtlarına bakın dedi, birden fazla konuşma var aralarında geçen dedi. Dava ertelendi Huriye.

Sonra yeniden mahkeme oldu. Geçtiğimiz senenin son günüydü. Seni halıya sarıp yanında getirdiği tüfekle öldüren kocan, yani katilin, ‘Bana komplo kurdular, benden kurtulmak istiyorlardı’ dedi. Cezai ehliyet alabilmek için uğraşıyordu avukatı o sıralar. Dava yine ertelendi.

Sonra Şubat oldu Huriye. Kocan, yani katilin, akli dengesinin yerinde olup olmadığı teşhis edilsin diye adli tıpa sevk edildi. O dava da öyle geçti. 24 Mart oldu sonra, bir davanın günü daha geldi. Bu davalar sürdü Huriye. Aradan mevsimler geçti, mevsimler geçerken bir başka kadın, bir başka ilde, bir başka erkek tarafından öldürüldü; katillerden bir başkası tahrik, iyi hal indirimleri aldı kadınları öldürdükleri davalardan.

Sonra iki hafta öncesi geldi Huriye. 8 Ekim 2015’te davanın karara bağlanması bekleniyordu. Yüzünü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun attığı tweette görünce seni ilk gördüğüm günü anımsadım. Yine ertelenmişti davan. Ama bu kez iki hafta sonrasına. Bugüne yani. 27 Ekim 2015’e.

Bu sabah uyandım, iskeleye gidip kahve aldım kendime. Vapura bindim. Gazeteye geldim, sabah telaşını atlattım, sakinledim, haber yazmaya başladım. Bir sigara içmeye inecektim, kendi Twitter hesabıma bakayım dedim, bunu gördüm sonra;

İnanamadım. Öyle ya, yanlış okuduğumu düşündüm, bir daha okudum. Çünkü buna alışık değildim, kocanın, yani katilinin ‘yatarını’ kolayca hesaplayacağı bir ceza alacağı hissi ensemi hiç bırakmamıştı. Çünkü o his gerçek olandan besleniyordu hep. Kendini unutturmazdı, şaşmazdı, aksamazdı. Bir başka gerçek çıktı geldi, hissi yolundan etti, beni yanılttı. Yanıldığım için hiç böyle mutlu olmamıştım.

Hemen haberini yapmak istedim. Ajanslardan gelmesini bekleyemedim, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nu aradım. İnsanın sesi çiçek açar mı Huriye? Açarmış, ben de bugün öğrendim. Yüzünü hiç görmediğim bir kadınla omuz omuza durduğum bu mücadelenin orta yerinde, adalet senin adınla, lamı cimi olmadan yerini buldu diye durunamadım olduğum yerde, taştım sevincimden.

Aşağı indim, yürüdüm biraz. Senin öldürülmüş olmanın koyuluğu, haksızlığı, sertliği olanca heybetiyle hayatımın orta yerinde dururken, beni katilinin cezasına sevindiren düzene küfrettim sonra. Ağladım, mutluluğumla öfkem birbirine girdi, daha güçlü olduğumu sandığım bir anda aslında dünyanın bütün acizlikleri üzerime çullandı. Okuduğum bir cümle geldi sonra aklıma;

‘Cinayet, insandan geleceğini çalar. Ölümünü çalar insandan. Ama yaşamını çalmamalıdır.’

Sevgili Huriye,

Sen bundan bir sene dokuz gün önce çalıştığın yerde, doğum gününde öldürüldün. Kocan, yani katilin, bugün ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldı. Elbet yaşamınla kıyaslanacak bir bedel değil ödeyeceği, ama yanına kalmadığını bil. Bunun geride kalanlar için dipsiz bir dehlize sızan bir ışık huzmesi olduğunu da.

Haberi aldığımda açtığım çiçekleri bir gün sana sahiden getirebilmek dileğiyle,

Birce.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.