DARB…

Yarım kalmış bir ayaklanmanın, 10.000 km öteden görüntüsü

Son başarılı darbe zamanlarında (m.ö. 12 eylül), 30–40 sene sonrasını hayal edenler, muhtemelen uçan arabaları düşünüyorlardı ama bir sonraki darbe girişiminin, Dünya’nın diğer ucundaki bir tarladan hızlı Internet ile canlı izlenebileceğini düşünmüyorlardı.

Bir elimde 5000 yıllık çapa, diğerinde 5 aylık telefon, 5 dakika önce düşen bombalara baktım tüm gün. Başka korkunç şeylere de baktım ve Twitter feed’imin beni bilgilendirmediğini farkettim. İlk büyük sorun, dezenformasyon. Şu hesapta güzelce özetleniyorlar:

İkinci sorun da, bu dezenformasyona yamalanan aşırı dramatize düşünceler. Herkes düşüncelerini maksimum gaz ve RT potansiyeli için optimize ediyor, aforizma üstüne aforizma üretiyor. Milletin rol kestiğini düşünmüyorum, beterini düşünüyorum: Tepkilerimiz daha beyindeyken twitter formatına uygun oluşuyor.

Bu karmaşayı Türkçe olmayan bir filtreden geçirerek takip etmeye karar verip, Wired’ın canlı akışına odaklandım. Burnunuzun dibinde patlayan bombaları size anlatacak değilim, detaylı açıklamaları daha iyi yapanlar vardır, bense kaba hatlardan ve bazı prensiplerden bahsedeyim:

KOMPLO

  • “Tiyatro” imkansız değil ama zor. Çünkü bu ölçekteki herhangi bir girişimi sızıntısız başarmak zor. Burada amcam, geniş çaplı komploların ortaya çıkışı hakkında bir denklem hazırlamış, bir üst limit getirmiş (650 kişiden daha büyük katılım varsa, komplonun patlama riski fazla).
  • Fakat bu darbe girişiminde limit daha da ufak olmalı, çünkü yalandan bombalamalardan, tutuklamalardan, adam kaçırmalardan bahsediyoruz. Tuğgeneral öldürülmesinden bahsediyoruz. En alttaki erlerin haberi olmasa bile, farklı organizasyonlardaki binlerce kişinin katılımını gerektirir bu. Amerikalıların yalandan aya gitmesi iddiasına kıyasla katbekat daha karmaşık. Böyle bir tiyatroyu başaracak kadar becerikli insanlar ülkeyi yönetseler, sırf yan etki olarak bile bir İsveç olmuştuk.
  • “En çok kimin işine yarıyor?” sorusu yararlı bir kısayol ama bir kanıt değil. Tabii ki en çok AKP’nin işine yarıyor. Ama memleketteki hemen her olay (ve bir sürü olmayan olay) da en çok AKP’nin işine yarıyor.
  • Daha yararlı bir soru şu olabilir: “Sadece bu olay mı onları bu dönemeçte kurtarabilirdi?”. Cevap evet olsaydı, “zamanlamanın manidarlığından” şüphelenmek daha makul olurdu. Bir başka deyişle, önemli olan kimin işine yaradığı değil, bu maliyete ve riske değecek bir marjinal fayda getirip getirmediği.
  • İnsan bir kere kendini komploya ikna etti mi, iki ayrı tuzağa düşüyor: İlki, komplo lehine kanıtları toplarken, aleyhtekileri gözardı etmek. İkincisi, başka nedenlerin sonuçlarını, komplonun sonucu olarak yorumlamak (camilerden sela okunması, öfkeli kalabalıkların sokağa salınması, vs)
  • Belki MİT’in olan bitenden haberi oldu, RTE de “kontrol ederiz ve işimize yarar” diyerek bir Pearl Harbor manevrası yaptı (ABD’nin Pearl Harbor’ı önceden bildiği ama savaşa tüm gücüyle girmek için buna göz yumduğu iddia edilir). Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
  • Bence en olası açıklama: Soruşturma sonucu yakalanacaklarını anlayınca, apar topar kumar oynadılar. “Zaten teknik takipteydi çoğu, Ağustos’taki şurayı bile beklemeden içeri alacaklardı onları” deniyor.

CIA

  • “Bu gerçek bir darbe olsaydı, arkasında CIA olurdu, onlar da böyle saçmalamazlardı” teorisi zayıf. Alt tarafı üç tane öncül örneğin ikisinde CIA parmağı var diye, fizik kanunuymuş gibi tümevarım kulllanılıyor. CIA her darbede olmak zorunda değil.
  • Dahası, eline yüzüne bulaştırdığı darbeler, başarılı olduklarından fazla. Bizim ülkede garip bir Amerikan nefreti ve hayranlığı karışımı yaygın olduğu için CIA’in her şeye gücü yettiği sanılıyor. “Amerika istemese Tayyip bir dakka o koltukta oturabilir mi ya?” memleketin berber salonlarında en çok onay alan cümlelerden biri olabilir. Domuzlar Körfezi ni okuyun. Daha yakın zamanda Bengaziyi hatırlayın. Büyükelçisini kurtaramamış bir istihbarat + dışişleri bu.
  • İşin komik tarafı, Obama karşıtlarının yazılarını okuyorum: Fırsattan istifade, Beyaz Saray’ın bu darbeye hazırlıksız yakalandığından, alelacele toplanıldığından bahsediyorlar. İncirlik Üssü kapandı haberleri var. CIA ve NSA’in önceden haberleri olmamasından şikayet ediyorlar. Thanks Obama! (kişisel tahminim, onlar bu olasılığı biliyor ama ihtimal vermiyorlardı)

ODAK NOKTASI

  • Bence buraya kadarki tüm noktalardan daha önemli bir prensip şu: Odak noktası bu olayların arkasında kim olduğunu aramak olmamalı. Erdoğan’ı komploculukla suçlamak, dolaylı argümanların ötesinde bir destek olmazsa, kredinize mal olacak. Yahut, en iyi ihtimalle direkt bir kanıt bulacaksınız ama ikna edecek birini bulamayacaksınız. “Sahte” diyecekler, “hain” diyecekler ve olay kapanacak.
  • 11 Eylül saldırıları sonrasında da aynı hata yapılmış, Bush yönetimi komploculukla suçlanmıştı. “İkiz kulelerin çeliği öyle uçak çarpmasıyla erimez” veya “Pentagon’a çakılan uçağın enkazı yok, füze atmışlar” gibi teoriler vardı. (Halbuki öyle ormanlık arazide gizli bir üs değil Pentagon, şehrin ortasında yanından iki otoyol geçen bir yer. Kaç kere yanlışlıkla otoparkına sapmışlığım var, o kadar ayaküstü. Binlerce insanın tepesinden geçmesi gereken hayali bir uçak, enkaz görmedikleri için susturulması gereken yüzlerce polis, temizlikçi, sekreter, itfaiye eri…Böyle komplo mu olur?)
  • Doğal olarak bu iddialar hep güdük kaldı. Ve bu gürültünün arasında Irak işgali ve Patriot Act denen casusluk yasası yolunu aldı. 11 Eylül’ü Bush’un planlamış olması bir ihtimaldi, ama Bush’un bundan istifade etmek için yapacağı haksızlıklar %100 ihtimalle ortadaydı. İnsanın gireceği savaşları iyi seçmesi lazım.
  • Bizde de odak noktası Erdoğan’ın bu işten nasıl istifade edeceği olmalı. Anında Feto suçlanıyor ve 2700 küsur hakim görevinden alınıyor mesela. Bu daha başlangıç. Zaten kaç zamandır her muhalif paralelciydi, artık paralelden de paralel bir geometrik şekil bulurlar herhalde.
  • Hoş, muhalefet birleşip bu intikam uygulamalarına odaklansa bile, bu kazanılacak bir savaş gibi durmuyor. Tek umulacak şey, bari en bariz hukuksuzluklardan hükümeti caydırmak.

YABANCI BASIN

  • Okuduğum tüm yabancı haberler/yorumlar, Erdoğan’ın otoriterliğinin artacağından bahsediyorlar. Kimsede saftirik bir “demokrasi kazandı” görüşü yok.
  • İngilteredekiler ilgimi çekti, onlar bu olaya Brexit merceğinden bakıyorlar tabii. Brexitçiler “bakın bu dandik ülke AB’ye girip bizi de mahvedecekti, ucuz kurtulduk” derken, karşıtları da “bunlar daha 30 sene AB’ye giremezler, Brexitçiler halkımızı boş yere korkuttu” diyorlar.
  • Ben Brexit karşıtlarıyla hemfikirim. Türkiye hayatta AB’ye giremez zaten ama asıl önemlisi, mülteci pazarlıkları sonucunda bir imtiyaz elde etmesi de iyice zorlaştı. Bu da Avrupa için iyi aslında. 1–2 milyon Suriyeli gelmesin diye, Allahüekber nidalarıyla “sivil demokrasiyi savunan” 10–20 milyon Türke kapılarını açmaları mantıksız olur.

GELECEK

Elbette Türkiye’dekilerin aklına hemen başkanlık ve kuvvetler ayrılığının yokoluşu geliyor. Beni korkutan bunlar değil, çünkü zaten kaçınılmaz gözüyle bakıyordum. Beni asıl korkutan, insanların, sokaklara inerek ciddi bir darbeyi durdurduklarını sanmaları. Olduklarından da kalabalık ve cesur şekilde direndiklerini sanmaları. Zira bu anlatı onlara haftalarca pompalanır artık medyadan. Yeterli bir altyapı olsa, bu gelişme sivil toplumun kazanımı olurdu ama mevcut şartlarda sadece ilkesiz bir biatçılığın onanması oluyor. Kalabalık hukuku…öğrettiği ders bu. Felaket senaryosu ise, İslam soslu paramiliter örgütlenmeye bir adım olması.

Sonuç olarak hala CHP-MHP veya CHP-HDP koalisyonu uman kalmış mıdır bilmem. Hele hele, azınlığın da azınlığı olan sosyalist veya seküler liberal ideolojilerin… bu cümleyi bitirmeye bile üşendim.

Bu ülke benim ülkem değil. “Başkan Erdoğan”, Feto, darbeci zihniyet, Kürt/Türk milliyetciliği arasında sıkışmış, bir gruba ölümüne bağlı kalmaktan ziyade ilkeli düşünmeye çalışanların ülkesi değil. Muhtemelen hiçbir zaman da tam olmadı. Başkalarının ülkesinde olup, kendi “mahallenizde” yaşama lüksü daha ne kadar devam edecek bilmiyorum. Adı konmamış krizler, Suriyelilerin kalıcı olması, dümdüz edilmiş bir Diyarbakır, yapısal ekonomik sorunlar, düşük insani gelişmişlik… Ülke şanslıysa felakete sürüklenmeyebilir -bir şekilde kör topal ilerliyor ne zamandır- ama kesinlikle düzlüğe çıkamaz, belini doğrultamaz. AKP yarın tamamen buharlaşsa bile bu yapısal sorunlar sabit.

Yani bu bir David ve Goliath savaşı değil, Don Kişot ve yeldeğirmeni savaşı daha ziyade. Demografik trendlere karşı onurlu bir düello yapamaz, meydanlarda direnemezsin.

Ülkeyi terkedip gitmek zor bir iş ama en azından geçici olarak yapması sanılandan kolay ve ucuz. Ben kendi kariyerimi filan bırakıp yollara düştüm, günlük masrafım 3.5 dolar, kafam 1 milyon. Yakın zamanda bu konu hakkında yazacağım, belki birkaçınızın akıl sağlığı tamamen bozulmadan yardımcı olabilirim.


Orjinali fularsizentellik.com. Bu tip yazıları doğrudan email olarak almak için Fularsız Entellik direnişine katılın. Hepsi reklamsız, hep reklamsız.