Sosyal medyayı kilitleyen, Siber Dünya Savaşı mı?

Dün gece 22:00 itibariyle sosyal ağlarda sebebi belirsiz bir erişim engeli yaşadık, erişim bugün içinde giderek normale döndü. Son günlerde yaşananların etkisinde hepimiz engellemenin Türkiye’ye özel olduğunu düşündük. Değildi…

VPN’i olan meraklı kullanıcılar, bunun tüm dünyada eşzamanlı yaşanan küresel bir siber saldırı olduğunu çoğumuzdan önce öğrendi.

Ben de onları takiben Norse Attack Map isimli yazılım üzerinden bu ilkin savaş muhabirliğine soyundum; Baudrillard ve onun simulasyon kuramını anmadan asla geçmemek gereken ama buna bu yazının yetmeyeceği, izlerken çok şeyi sorgulatan bu deneyimi sizlerle paylaşmak üzere…

‘Proxy War’ dedikleri bu olsa gerek

Türkiyenin Microsoft ve Vodafone üzerinden Ankara ve İstanbul’dan katıldığı bu kapışma -ya da restleşme, atışma, savaş veya tatbikat, adına ne dersek diyelim, sanal platform üzerinden ‘yeni’ küresel denklemi izlemek açısından hayli ilginçti.

Bilişimci değilim; haliyle, fiziksel düzlemin alışkanlıklarından bu sanal plana uyumlanamamış olduğumu fark edinceye kadar geçen süre boyunca, harita üzerindeki kapışmayla eşzamanlı hareket eden grafiklerle seyreden bu savaşı, önce fiziki konumlar üzerinden anlamaya çalıştım.

Üç büyük güç odağından ziyade üç kıtadan söz ediyorduk bu halde; Amerika, Asya ve Avrupa.

Fakat bu üç kıtada konuşlanmış pek çok noktadan karşı noktalara açılan ateş, genelde her ne kadar ‘saldıran ve saldırılan nokta’ anlamında tutarlılık gösterse de, arada kendi içinde de vuruşan bu odaklar beni tıpkı vekalet savaşlarındaki terör eylemlerinde de olduğu gibi menşei belirsiz kripto IP’ler ve Truva atları da olduğuna uyandırdı.

Yani öyle ki, sanki bu siber savaşta artık değil vekalet savaşlarının arkasındaki ülkelerden, ülkelerin arkasındaki finans güçlerinden bile yalnız başına söz etmek hayli zordu.

Teknoloji ve iletişim; bir düşünsenize; elektrikten sanayiye, finanstan güvenliğe, istihbarattan kaynak aktarımına, modern yaşamın tüm zaruriyetine örülmüş bir ağ artık.
Bu ağa homojen biçimde sızmış hem de bu ağın ta kendisi ‘birileri’nden söz etmek ve bu birilerinin ne tam olarak yalnızca ülkeler ne de ülkelerden bağımsız finansörler, ne de sadece kendi davaları için savaşan bağımsız bireyler olmadığını düşünmek mümkün. Herşey ve herkes var içinde ve hepsi birbirine karşı; kestirilemez bir World Wide Web Dünya Savaşı bu, an be an ve sonucu öngörülemez bir açık cenk, ama o derece gizli. Ülkeler ötesi istihbaratların teknoloji savaşları belki, ya da tam tersi…

Bu ışıkta konuya emniyetli girmek adına, ülkeleri telaffuz ederken aslında IP’lerin bağlı bulunduğu ülkeler olarak düşünmek gerektiğini belirtmekte fayda var.

Müttefikler ve itilaf kuvvetleri

Haritaya ve istatistiklere bakıldığında, birinci sırada ABD ve ikinci sırada Çin olmak üzere saldıran odaklar anlamında başlıca iki kutup görülebiliyordu. Ancak bu ‘sayı olarak’ çok fazla saldırı yapan ABD’nin ‘daha az’ saldırı yapan Çin’e karşı galip gelebildiği anlamına gelmiyordu.

Çin ABD’ye saldırıyordu ama ABD saldırıları Çin’e ulaşmıyor dolayısıyla ABD Çin’e saldır-a-mıyordu. ABD, BAE’ne saldırmıyor ve fakat Avrupa ve Uzakdoğu oraya saldırıyordu.

Türkiye ABD’ye saldırıyor, Türkiye’ye nereden geldiğini yakalayamadığım iki saldırı dışında pek saldırı olmuyordu.

Sabit saldırganlar ABD, Çin, Hollanda, Ukrayna, Hindistan, Çek Cumhuriyeti ve İsviçre olurken arada katılan ülkeler, Türkiye,Almanya, Pakistan, Brezilya ve Colombia oluyordu.

Sabit saldırı altında olanlar ise, ABD, BAE, İspanya, İtalya, Norveç, Singapur, Suudi Arabistan, Filipinler ve Belçika oluyordu.

Saldırının nereden başlatıldığını bilmiyorum, fakat kesin olarak görünen en çok ABD, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İspanya’nın hedef alındığı idi. Ardından Norveç, Fransa, İtalya ve Belçika geliyordu. Singapur ve Filipinler de karşı cephe tarafından bu ülkelerle eş zamanlı hedef alınan ligde görünüyordu.

Uzak Doğu ligi tek seferde çoklu ve isabetli saldırılar yapmakla birlikte, hiç saldırılan listesinde görünmüyordu. Rusya ise etkinse bile, kapışmaya ‘Rusya’ olarak katılmıyordu.

Avrupa’nın diğer aktif noktaları Ukrayna, Hollanda, Çek Cumhuriyeti, Almanya ve İsviçre idi. Bu ülkeler hem ABD’yi hem de Arap yarımadasını vuruyor ama Uzak Doğu’yu pek vurmuyordu…

Twitter biraz rahatladığında gördüğüm ve bilişimci olduğunu düşündüğüm bir hesap, ABD ve Çin’in Ortadoğu IP’lerini hedef aldığını söylüyordu ama en çok hedef alınan ülkeler ABD ve Arap ülkeleriydi. Ardından İspanya ve İtalya ve sonra Norveç, Fransa, Singapur, Suudi Arabistan, Belçika ve Filipinler geliyordu.

ABD çok fazla saldırı yapsa da eşzamanlı grafik animasyon hedeflerinin değil Uzak Doğu’ya Avrupa’ya bile ulaştığını göstermiyordu.

Bu tabloda saldırılan ittifak ‘ABD ve Arap yarımadasındaki müttefikleri ile birlikte Uzakdoğu’da Singapur ve Filipinler ve Avrupa’da İspanya ve İtalya gibi yakın ortaklarıydı’ demek sanki emniyetli gibiydi.

Genellersek Orta, Kuzey ve Doğu Avrupa, Türkiye ve Çin grubu ise bu noktalara saldıranlar arasında yer alıyordu.

En saldırgan ve en çok saldırılan coğrafyalar

Haritada ABD’de en büyük aktif nokta New York, ikinci nokta ise Washington yakınındaydı. İzlediğim sürede ABD’de dikkatimi en çok çeken ağ Kalifornia Üniversitesi Berkeley Kampüsü oldu. Haliyle New York, Montreal ve sonra Portland, Roseville, Lynwood, Los Angeles, San Francisco, California ve Miami en sık hedef alınan noktalar oldu. Fakat listede bunların hepsinden ve tüm diğer hedeflerden daha fazla beliren De Kalb Junction oldu.

Arap Yarımadası’nda en çok hedef alınan nokta ise Dubai, Avrupa’da en sık saldırılan merkez Madrid, en kuvvetle saldırılan merkez ise Oslo oldu. Milan, Bükreş, Aix En Province, Brüksel ve Nocosia da sıkça saldırı aldı.

Coğrafi listede sürekli etkin olarak saldıran noktalar Wuhan, Amsterdam, Redmonds, Pekin, Hong Kong, Hanoi, Tienjin, Tsuen, Soeul, Singapur, Elhamra, Chennai, Bangalore, Phoenix, Bilbao, Chicago iken; Hasselt, Odessa, Lernapole, Holon, Bogotta, Tahran, İstanbul ve Ankara da listede adı sık görünen merkezlerdi.

De Kalb Junction, Dubai, Riyad, Portland, Roseville, Montreal, San Francisco, Miami, Madrid, Milano Lynwood, Oslo, Bükreş, Brüksel, Guilford ise en sık saldırı alan noktalar oldu. Hindistan neredeyse saldırı almadı.

Siber tanrılar

‘İnternet güvenliği için kullanılan gizli IP ağı’ şeklinde tanımlanan ağlar ve bazı bağımsız IP’ler dışında savaşanlar dünya bilişim ve telekomünikasyon devleriydi.

Başlıca kurumun tereddütsüz Microsoft olduğu söyleyelim, bununla birlikte Microsoft hem ABD hem de Çin üzerinden ve hemen her ülkeden saldırıyordu. Türkiye’nin Ankara’dan yaptığı saldırılar da Microsoft ağı adı altında görünüyordu. İstanbul’da ise Vodafone Turkey görünüyordu.

Türkiye az sayıda saldırı yapmakla birlikte izlediğim sürece hedef listesinde görünmedi.

Diğer etkin kurumlar ise Kore Telekom, Chinanet, Net for Ankas, Netcore, Telefonica Espana, İbercom, Cablevision Systems, Comnet, Stoexen IT, Syptex, Telcom Italia, Schokserver Int, Sunnyvision, Host Europe Gmbh, Taipei Taiwan, Optimum Online, Ecatel, Hostkey, China Unicorn, Tokai Communication, China Hubei, Yunnan, American National Insurance oldu.

Bu esnada ilerleyen saatlerde Anonymous, Güney Amerikalıların Dakota Boru Hattı Projesi’ne karşı direnişine destek vermek üzere bir operasyon başlattı ve ‘hacktivist’leri de #OpNoDAPL operasyonuna destek vermeye, bazı kurum ve devlet sitelerini hacklemeye çağırdı. Bu çağrının ardından an itibariyle Meksika, Arjantin, Japonya, Vietnam ve Romanya da savaşa dahil olmuş görünüyor. Savaş tüm hızıyla sürüyor…

Dünya artık tuhaf bir yer…

Buna yalnızca bir siber saldırı demek yerinde olur mu? Bilgisayar ekranından izlenebilen canlı bir savaştan söz ediyoruz adeta, sanal bir bilgisayar oyunu gibi görünse de ben yazıyı hazırlarken devam eden savaş(?) aslında son derece gerçek-ti.

Şu an için durumun bir savaş olduğunu iddia edemezsek de bir saldırıdan fazlası olduğu kesin.

Bu tür haritalarda hemen her gün bu tür kapışmalar olduğu söyleniyor, fakat dün geceki saldırının sıradışı yoğun olduğunu ve kritik bir döneme rastladığını göz önüne almak gerek.

Bu noktada kendisini aklıma dayatan ilişik iki soru; durum buyken, yani kumaşı artık teknoloji ile dokunmuş yaşamlarımızda mesela böylesi bir Çin varken, fiziksel bir savaşa atılmak akıl işi mi? Öyle değilse, Türkiye’nin siber çapı nedir?