Photo by João Silas

Türk yayıncılar keşfetmeden

2010'ların kadın yazarların dönemi olduğunu söylesem bana karşı çıkan olmaz herhalde. Jojo Moyes, E.L. James, Lisa Genova gibi isimler ortalığı kasıp kavuruyor. Hal böyle olunca bir şeyler anlatma amacıyla yola çıkan onlarca yeni yazarla tanışıyoruz. Kimi ciddi anlamda dikkate değerken, bir kısmı ise sadece sabun köpüğü romantizmine imza atıyor. Buradan hareketle oturdum ve kısa vadede büyük sükse yaratacağına inandığım gümbür gümbür gelen beş kadın yazarı sizinle tanıştırmaya karar verdim. Türk yayıncıların keşfetmesi yakın, hatta çoktan keşfetmiş bile olabilirler. Eh bu trend raporu sayesinde “Aaaa ben bu yazarı tanıyorum tabi ki alacağım” der havanızı atarsınız artık.

Yaa Gyasi

Edebiyat sahnesi yeni seslere daima aç. Özellikle ince bakış açıları ve detaycı kimlikleriyle kadın seslerine. Yaa Gyasi’de onlardan benim en çok dikkatimi çekenler arasında. Neden diye soracak olursanız. Kendisi romantizm, seks, aşk, kalp kırıklığı gibi konuları tercih eden hemcinslerinin aksine, köle ticareti gibi son derece çakıllı bir araziyi kazıyor.

Yaa Gyasi via @YaaGyasiAuthor

Gyasi 2009 yılında Standford’da ikinci sınıf öğrencisiyken yolu Gana’ya düşüyor ve burada yerli halkla tanışma, sohbet etme fırsatı elde ediyor. Cape Coast Kalesi gibi köle ticaretinde dönüm noktası rolü üstlenen bir yapıyı ziyaret edip hikayeler biriktirdikçe ise edebiyatın bu konuda ne kadar çekimser olduğunun ayrımına varıyor. Kafasında yanan ampullerle evine dönen 26 yaşındaki Yaa odasına kapanıyor ve ortaya geçtiğimiz hafta Amerika’da yayınlanan destansı bir ilk roman “Homegoing” çıkıyor.

Homegoing iki üvey kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Kardeşlerden birinin bir İngiliz'le evlenip kolonize Afrika’da kalması, diğerinin ise köle olmak üzere Amerika’ya alınmasıyla başlayan olaylar dizisi hüzünlü bir ayrılığın fonunda şekilleniyor. Kitap mekan olarak iç savaş döneminden kalma tarlalar, Harlem caz kulüpleri gibi dokuları tercih ediyor. New York Times yazarı Isabel Wilkerson Homegoing ile ilgili şunları söylüyor;

“ Roman kanayan bir yarayı kendi yöntemleriyle kapatmaya çalışıyor. Kökenler arası kırık parçaları topluyor ve finalde bunları birleştirme işini okuruna bırakıyor. Gerçekten enfes.”
Molly Prentiss via mollyprentiss.com

Molly Prentiss

Nisan ayında raflardaki yerini alan “Tuesday Night in 1980” Brooklyn’li yazar Molly Prentiss’in ilk romanı. Molly hikayesinde New York sanat sahnesindeki iniş ve çıkışlara eğiliyor.

Kitap Keith Haring ve John Baldessari’nin katıldığı 1979'dan 80'e adım atılacak olan bir yeni yıl partisiyle açılış yapıyor. Ayrıca hikayede Andy Warhol ve Jean-Michel Basquiat gibi sürpriz isimler figüranlık yapıyor. Ancak ana hikaye üç karakter arasında tutturuluyor; Arjantin’den kaçan bir artist, sinestezilerle dolu bir sanat eleştirmeni ve büyük şehir hayalleri ile gözleri kamaşmış olan Idaho’lu bir genç kadın.

Molly yaratıcı camiadan usta işi portre örnekleri ortaya koyarken ayrıntıların gıcırtı seslerini olabildiğince kısıyor. Ortaya ise daha akışkan ve keyifli bir okumalık çıkıyor.

Valeria Luiselli via broadly.vice.com

Valeria Luiselli

New York’ta yaşayan Meksikalı yazar Luiselli, bir diplomatın kızı olması dolayısıyla hayatının belli dönemlerinde Güney Kore, Güney Afrika, Kosta Rika, İspanya, Hindistan ve Fransa’da yaşamış. Bomb magazine’e verdiği röportajda:

“İyi bir gözlemciydim, çok fazla hayat deneyimle şansım oluyordu, ama çocuk sayılabilecek yaşlarda oradan oraya savrulmak dilimde sürekli boşluklar ve dev kraterler oluşturuyordu. Yalnızdım, yazıyordum fakat sanki hep bir şeyleri eksik yapıyordum” diyor.
Photo via pgcbooks.tumblr.com

Hala okuma ve yazma pratikleri için meslektaşlarından bir kaç kat fazla efor sarf ettiğini düşünen Luiselli bence sonunda kimliğini bulmuş. Zira farklı kitaplara ve değişik dillere sığınan yazar her kitabından tam bir kültür hazinesi yaratmayı başarıyor. Ulusal Kitap Vakfı ödüllü Luiselli denemler ve kısa hikayeleri bir yana son romanı “The Story of My Teeth” ile markajıma takıldı.

Oldukça eksantrik bir hikaye olan The Story of My Teeth’in ülkemizde hala yayınlanmaması beni hayal kırıklığına uğrattı. Meksikalı bir mezatçının Marilyn Monroe’nun hafifçe sararmış, gizli kutsal dişini bulmasını ve kendi ağzına implant etmesini anlatan roman, orijinal konusuyla The New York Times, NPR ve The Huffington Post tarafından geçen yılın en iyi kitapları arasında gösteriliyor.

Melisa Broder via thelitupshow.com

Melissa Broder

Melissa Broder ülkemizdeki diz üstü edebiyatın muhataplarıyla benzer bir çıkış noktasına sahip. 140 karakterde anlattıkları ve ilginç paylaşımları kendisine 37 bin takipçi getirince ister istemez yayın evlerinin de dikkatini çekiyor ve yazarlık serüveni o daha ne olup bittiğini anlayamadan başlayıveriyor. Muhalif tavırlar ve isabetli atışlar ne zaman tutmadı ki?

Melissa artık daha uzun yazıyor çünkü ilk kitabı “So Sad Today” geçen hafta yayınlandı. Yazar kitabında anksiyete, bağımlılık, sonsuz keder gibi konulara günlük ve sıradan bir dille, basit mantık yürütmeler eşliğinde, halkın içinden birisi olarak dokunuyor. Melissa’yı ve kitabı listeye almamın sebebi de tam olarak bu. Uzman görüşlerinden ve akademik ünlemli dillerden yeterince sıkılmadık mı?

The New Yorker’dan Haley Mlotek kitapla ilgili yorumunda şunları söylüyor;

“Kadınlar için yazılmış bir günah çıkarma rehberi gibi, eğer kadınlar gerçekleri söyler ve kendilerine itiraf ederlerse işte o zaman öz gerçeklik değerlerinin farkına varabilirler mesajı veriyor. Tecrit, savuşturma ve ötelemenin ne denli yanlış yollar olduğunu öğretmeden göstermesine bayıldım. -Aman tanrım aynısını yaşadım diyorsunuz ve bu gerçekten kitabın size dokunduğunu hissettiriyor.”
Emma Cline by Rich Gilligan for nytimes.com

Emma Cline

2014 yılının Mart ayında The Paris Review’a Manson katillerinin hayatları ve kendi hassas ergenlik dönemi arasında köprüler kuran bir makale yazarak tanınan 25 yaşındaki Emma Cline “Mansonlu Kız Saplantısı” isimli yazısıyla pek çok okur ve yazarda -‘Kim bu kız?’ Merakını uayandırmayı başarmıştı. İşte bu merakı Random House yayın evi giderdi ve kendisinden birkaç yazı daha isteyerek neticede Emma ile toplamda 2 milyon dolarlık 3 kitap için masaya oturdu.

Bu kitaplardan ilki 15 Haziran’da çıktı. Listeye almazsam olmazdı çünkü “The Girls” adını taşıyan bu kitap Manson cinayetleri serisinin ilk kitabı olabileceği yönünde güçlü sinyaller veriyor. Bizim kültürümüzde bu tarz romanların aldığı reytingi düşünecek olursak da kesinlikle Türk edisyonunun basılacağına inanıyorum.

Kitap şimdiden dev isimlerden oldukça övgü dolu yorumlar alıyor. The Royal Tenenbaums ve There Will Be Blood filmlerinin ikonik prodüktörü Scott Rudin: “Bu kitap aklınızı başınızdan alacak ve sizi çok duygulandıracak” diyor. Eh kitabın filme uyarlanmasına da kesin gözüyle bakabilirsiniz. New York’lu edebiyat eleştirmeni James Wood’a göre ise Emma müthiş bir edebi dehayı pırıltılı cümlelerle birleştirerek okumayı heyecanlı hale getiriyor.


Krediler