Türkiye ve “Networking”


“Aa dur bizim bir tanıdık var!”

Google’da “best business card designs” diye aratıp kendime uyarlamaya çalışıp becerememin üzerinden 5 yıl geçmiş. Geriye ise yaptıkları işin vadettikleriyle alakası olmayan bir matbaada basılmış ve dağıtılmamış 1000'den fazla kartvizitim kalmış.

“Network” denilen şeyin böyle farklı alanlardan enteresan insanlar tanıyıp, denk gelindiğinde ortak işler yaratabileceğiniz bir çevre değil de “her sektörde tanıdık adamımız olsunculuk” olduğunu anladığımda biraz geç kalmıştım açıkçası. Biriyle tanıştığınız anda ilk sorusu “memleket neresi” olan insanların yaşadığı bu hemşericilik diyarında düzgün network için afili bir kartvizit ve iyi kötü bir portfolyonun hiçbir anlamı olmadığını anlamam biraz zaman aldı. Dini ve siyasi çevre olayına girmeye zaten gerek yok. Tarikatçılığın, mezhepçiliğin, sağcılığın, solculuğun bu kadar yoğun ve ateşli yaşandığı bir ülkenin iş dünyasında da farklı reaksiyonlar beklenemezdi zaten.

Genlerimize işlemiş olan hemşericilik ve adamcılık iş dünyasında “network”, günlük işleri hallettirmek adına “çevre” olmuştu. İşin garip yanı, bu herkesin normalleştirdiği bir gelenek haline gelmişti. Diğerlerine nazaran ambalajı güzel bir ortadoğu ülkesi olma yolunda adım adım ilerliyorduk.

İşimle ilgili bana akıl verenler, genellikle kahvesini yudumlarken kaşları kalkmış şekilde “sizin işte çevre şart” diyen, kendi “çevreleri” sayesinde kurumsal bir firmada zar zor işe girmiş naif insanlardı. “Çevreleri” sayesinde tuttuğunu koparanlar, bu ülkenin aydınlık geleceğiydi adeta. İş değiştirmek ya da terfi almak için araya “adam sokacak” ya da özgeçmişini insan kaynaklarına sağlam bir elden verecekti. Sonuçta tırnaklarıyla kazıyarak elde etmişti o networkü.

Tanıdığa dayalı iş çevresinin başarılı olamamasının tek nedeni çıkarların çatışması. Başarılı olmasının tek çaresi ise taraflardan birinin sürekli taviz vermesi. Taviz derken; insanların asla size anlatmadığı sıkıntılardan ve ücretsiz ya da biraz şanslıysanız çok ucuza çalışmanızdan bahsediyorum.

Tüm bunların dışında, kimsenin inanmadığı ya da uygulamaya değer görmediği bir opsiyon daha var. İşinize odaklanıp en iyisi olmaya çalışmak, size gelen müşterinin çevreniz sayesinde değil de işinizden dolayı sizi bulması ve gelmesi. Bu modelin Türkiye’de işleyip işlemediği hakkında kesin bir bilgim yok. İşlese de çok nadirdir sanırım. Çünkü millet olarak kendi başımıza araştırıp karar vermekten yoksun olduğumuz için ilk önce “çevremize” sorup soruşturur, tanıdık var mı diye yoklarız. Buradaki amaç tabii ki işi ucuza kapatmaktır.

Sektör farklı olsa da işleyiş hep aynıdır. Anormal olan ise bunun normal karşılanmasıdır.

Peki sıfırdan network yapmak için her gece partilemek, pr ajanslarının davetli listelerine girmek için paralar dökmek ve neticesinde saçma sapan ücretlere işler yapmak mıdır iş dünyasında başarı? Para başarının göstergesiyse para olmayan yerde hangi başarıdan söz edebiliriz bu durumda?

“Bu işin %30'u fotoğraf çekmek geri kalanı network” diyen ustaların alkışlandığı bu coğrafyada çok da kafa yormamak gerek aslında.