Tarihten 6 tavsiye: Merak, aksilik, tutku, reddedilme, ve pürüzlü mükemmellik üzerine

İlk tavsiye benden (tarihi değil ama olsun). Size tavsiye veren insanları, ve onların tavsiyelerini çok da ciddiye almayınız!

26 yaşında, mesleğinin doruğundayken, işitme yeteneğini kaybetti. Sağır olmak herkes için zor bir durumdur fakat, bu kişi için hayat yıkıcı bir anlam ifade etmekteydi. O, hayatını müzik yazıp, piyano çalarak kazanıyordu. Onu şöhrete ulaştıran da buydu zaten… müzisyen kimliği.

Başına gelenleri kabullenemedi. İntihar etmeyi düşünüyordu. Bir arkadaşına, hayatının en güzel yıllarının hiçbir şey üretmeden; yeteneğinin ise ellerinden uçup gittiğini seyrederek geçeceğini söylüyordu. Doktorlar sağır olma nedenini, onda olan frengi, kurşun zehirlenmesi, ve tifüs hastalıklarına bağlıyorlardı. Aradan 4 yıl geçti. Durumu düzelmek yerine daha da iç karartıcı hale geldi. 30 yaşında işitme yeteneğini tamamen kaybetti. Öylesine bir hale geldi ki, etrafındakilerle iletişim kurabilmek için kâğıt ve kalem kullanmak zorunda kaldı.

Bütün bunlara rağmen, müzik yazmayı, piyona çalmayı bırakmadı. Evindeki –neredeyse günün bütün saatini geçirdiği, büyük piyanosunun ayaklarını kesip, oturduğu yerden, zemindeki titreşimi hissederek müzik yapmaya devam etti.

Sağır olduğu dönemde yazdığı müzikler, dünyanın her bir yerinde dinleyiciler ve hayranlar buluyordu. Bir bakıma, sağırlığı, onun daha iyi bir müzisyen yapmıştı.

Ludwig Van Beethoven

Bu kişi –tahmin edebileceğiniz gibi, bir müzisyen için ölümcül engel adı verilebilecek bir durumu aşmayı başarıp, sağır olduğu dönemde harika eserler çıkaran Ludwig Van Beethoven.

Yolunuzda birçok tümsekler olacak. Önemli olan, bu tümsekleri aşabilecek gücü içinizde bulup, yılmadan, inandığınız yolda (pürüzlü mükemmellik de olsa) devam edebilmek!


1988 yılında, New York’ta, adına düzenlenen bir etkinliğe giderken, göğsünde bir ağrı hissetti. Hastaneye ulaştığında, bütün vücudu çoktan felç olmuştu. Aylarca süren rehabilitasyon sayesinde yeniden fırça tutmayı başardı. Resimlerini, bileğine bantla yapıştırıp, sabitleştirdiği fırça ile boyadı. Zamanla kolundaki kuvvet biraz da olsa yerine geldi ama geçirdiği felç nedeniyle insanların yüzünü ayırt edemez, ayrıntıları göremez oldu. Prosopagnosia yani “yüz körlüğü” hastalığı onun yaratıcı ve sanatçı yönünü durduramadı. Prosopagnosia hastalığına rağmen, insan ve özellikle yüz portreleri boyama devam etti. Kendine has stili, onu, geçirdiği felç öncesi şöhretinden bile daha ünlü bir ressam haline getirdi. Chuck Close, hayatın ona sunduğu dezavantajı, kendi lehine çevirmeyi başardı.

Chuck Close’un yaşadıklarına benzer yüzlerce örnekler var, tarihte, günümüzde, etrafımızda.

İnandığınız yoldaki hedefinize ulaşabilmek icin, “hacı yatmaz” kişiliğini benimseyin! Bütün yapmanız gereken, düşme sayınızın, kalkıp devam etme sayınızdan 1 eksik olması.

Rocky Balboa’nın dediği gibi:

Hiç kimse hayat kadar kuvvetli vurmaz. Önemli olan ne kadar kuvvetli yumruk attığın değil. Önemli olan ne kadar kuvvetli yumruk yersen ye, yine de devam edebilmen!

J.K. Rowling, Walt Disney, Jack Ma, Vincent Van Gogh, William Golding, Steven King gibi isimler, yüzlerce kez ret edildi… geri çevrildi. “Hayır” kelimesini duydu. KFC restoranlarının kurucusu Colonel Sanders, 65 yaşında tutkusunu takip etmek için, cebindeki bütün parasıyla (105 dolar), kapı kapı gezerek, tavuk kızartması tarifini satmaya çalıştı. 1008 kez “hayır” cevabını aldı … 1009. kez sorduğunda duyduğu ilk “evet”, onu dünyanın en iyi bilinen markalarından biri haline getirdi.

John Grisham

Öldürme Zamanı (A Time to Kill) filminin kitabının yazarı John Grisham, ilk kitabı olan A Time to Kill’i yüzlerce yayınevine gönderdi. Çoğundan cevap bile alamadı. 28 hayır cevabı geldi fakat gelen tek evet cevabı, onun hayatını değiştirdi. Gelen Evet cevabı ile 5,000 adet basılan kitap, bugün 250 milyon kez satıldı, filmi yapıldı.

Evetten kat kat daha fazla hayır duyacaksınız. Bu çok normal. Kaç tane hayır cevabı aldığınızın önemi yok, çünkü bir kere evet cevabı duymanız yeterli, istediğiniz hedefe ulaşmak için. Hayırları, hedefinize ulaşmak için yol gösterici kilometre taşları olarak düşünün! Her hayır, sizi evete yakınlaştıracaktır!

Ben Silverman

Geçtiğimiz hafta, The Office (US)’in ve Who Wants to Be Millionare’in yaratıcısı Ben Silverman ile sohbet etme fırsatım oldu. Ben Silverman “hayır” konusunda şunları söyledi:

“Bu sektör içinde zirvede olan bir şirketi yönetmeme rağmen, ben bile birileriyle bir proje konusunda konuştuğumda ‘hayır’ cevabını duyabiliyorum. Halbuki, ben onlardan [yatırım ile ilgili] bana fırsat vermelerini istemiyorum… aklımda, ben onlara bu projeye katılmaları için fırsat veriyorum. Genellikle, bir toplantıda, hayır cevabını duyduğum zaman, çözüm çıkmayacağını anlayıp, toplantıyı bitirmeme yakın, durup, suskunlaşırım. Kendime bu projeye ne kadar çok inandığımı bir kez daha hatırlatıp, kapıya doğru yürürüm. Çıkmadan önce, bana hayır diyenlere dönüp, ‘Sorun değil! Yakında bu projeyi televizyonlarda seyredeceksiniz’ derim. Eğer üzerinde çalıştığınız projeye tutku ile bağlı değilsen, inanmıyorsan, üzerinde her dakika çalışıp, düşünmüyorsan, başkalarını sana ve projeye inandırman imkânsız!”

Ben Silverman’dan bonus tavsiye: Hayır ile biten hiçbir toplantıdan, bir sonraki adımı, hamleyi bilmeden ayrılmayın. Toplantı yaptığınız kişi hayır cevabı veriyorsa, o kişiden tanıdığı, bildiği, görüşebileceğiniz başka kişilerin ismini, telefonunu isteyin. Her toplantıyı, bir sonraki toplantı cebinizde olacak şekilde bitirin. Eğer bir sonraki adımın ne olacağını bilmiyorsanız, ileri doğru yürümeniz imkânsız.


Paris’in civarındaki çingene kamplarında büyüdü. 1928 yılında, 18 yaşındayken, kaldığı karavanda yangın çıktı. Elleri ve bacakları yandı. 3. derece yanık nedeniyle sağ bacağı ve, sol elinin 3 parmağı felç oldu. Kariyer olarak devam etmek istediği müzisyenlik için bu çok kötü bir durumdu fakat Django Reinhardt, dünyaya küsmek yerine, çok iyi bildiği gitar çalmayı, kendine yeniden öğretti… bu sefer yalnızca sol elinin, çalışan iki parmağını kullanarak. İdolü caz müzisyen Louis Armstrong’du. Caz müziğine olan ilgisi her geçen gün arttı. Keman çalan arkadaşıyla birlikte konserler vermeye başladı ve yepyeni bir müzik türü olan Hot Caz’ı yarattı. Bugün, Django Reinhardt ismi, en iyi caz gitaristleri arasında yer alıyor.

Django Reinhardt

Ernest Hemingway okuma ve yazma güçlüğü çeken; yazdığı metinleri yüzlerce imla ve yazım hatasıyla dolu olan ünlü bir yazar. Karşısına çıkan engeli, yaratıcı süreç haline getirip, kendi sitilini oluşturmuş ve Amerikan Edebiyatı’nda çok önemli bir yere sahip olmuş bir yazar.

Einstein, Picasso, Edison gibi isimler, kendi alanlarında dâhi olarak nitelense de, akademik olarak “düşük zekalı” lakabı taşımış insanlar.

“Ain’t No Sunshine” şarkısıyla tanıdığımız Bill Withers, kronik düzeyde kekeme olan ve insanların önünde performanstan, ölüm kadar korkan bir müzisyen. Onu motive eden şey ise, yaratıcılığı ve müziğe olan aşkı.

Bill Withers — Ain’t No Sunshine

Black Sabbath’in gitaristi Tony Iommi. Tony’nin hikayesi Django Reinhardt’a çok benziyor. Sağ eldeki iki parmağı çalıştığı fabrikada bir kazada kaybediyor. Müziği bırakmak yerine, kendi sesini, sitilini, kendi gitar telini yaratıyor.

Tony Iommi parmaklarını nasıl kaybettiğini anlatıyor.

Benim lise yıllarında hayranlıkla seyrettiğim Rick Allen’da, Tony’e benzer bir azmin, sebatlı bir çalışmanın yarattığı “Yıldırım Tanrısı” lakaplı Def Leppard davulcusu. Hem de tek kolla.

Bütün bu hikayeler, aksiliklerin, engellerin, yaratıcı bir şekilde üstesinden gelmekle ilgili. “Hacı yatmaz” kişilikleri sayesinde, her düştüğünde, yeniden kalkıp, direnen bir karakter yapısıyla ilgili. Ama en önemlisi, yaptıkları işe olan tutkuları ile ilgili. Öylesine bir tutku ki bu hiçbir “hayır”, hiçbir engel, hiçbir reddediş onların yolunda duramıyor… Yani hayatlarındaki friksiyon, sürtünme, onların kendine has stilini, karakterini, yeteneğini bulmasına yol açıyor.

Hayat her zaman mutlulukla ve “evet” ile dolu değil. Önümüze birçok engel çıkabiliyor. Bu engeller Beethoven’in, Chuck Close’nin ya da Rick Allen’nin karşılaştığı türden büyük engeller olmayabilir… daha sıradan olabilir… iş başvurunuz kabul olmayabilir. Müşteri tasarımınızı beğenmeyebilir. Yatırımcı fikrinizi sevmeyebilir.

Rahat, yaratıcılığa tehdittir. “Her şey yolunda” kısmında yenilik olmaz. Engeller, friksiyonlar, zorluklar bizi daha güçlü hale getirir. Eğer engeller, zorluklar, limitler, problemler, “hayırlar”, azim, inanç ve tutku ile bir araya gelirse, işte o zaman yepyeni ürünler, çözümler, yepyeni fikirler, inanılmaz yenikler ortaya çıkar.

En iyi olmak, en zirvede olmak zorunda değilsiniz. Tutkuyla yaptığınız şey için, bugün, yalnızca dün olduğundan daha iyi olmanız yeterli.


Dışarıdan bakınca, şansın değerini arttırıyoruz gözümüzde. Başarılı insanların hayatlarındaki tespih boncuklarının ardı ardına, düzenli sıralandığını düşünüyoruz. Hep mutlu olduklarını, şanslı olduklarını, engellerle karşılaşmadıklarını düşünüyoruz.

George Orwell’in dediği gibi, “Her hayvan eşittir ama bazı hayvanlar daha da eşittir” diye hayıflanıyoruz.

Peter Benchley, Moby Dick hikayesiyle kafayı bozmuş bir yazar. Rüyalarında, kendi ismini bu kitabın yazarı olarak gören, her tanıdığına Moby Dick hikayesinin anlatan birisi. Hayatta tek istediği Moby Dick’i yazmak… problem ise, bu hikayenin çoktan yazılmış olması. Bu engeli, balinayı değiştirerek atlıyor Peter Benchley. 
Beyaz Balina, bir anda Beyaz Köpekbalığına, Moby Dick ise, bizim çok iyi bildiğimiz Jaws’a dönüşüyor. Doğru olduğu yolda ilerlemek yerine, dikkate değer bir şeyler yapıyor Peter Benchley… kendi yolunun haritasını çizerek.

Jaws vs. Moby Dick

Diyelim ki taksi işi yapmak istiyorsunuz. Tutkunuz, yapmak istediğiniz iş bu! Tavsiye arıyorsunuz. “Nereden başlamalıyım?” diye soruyorsunuz. Size, “önce bir araba al!” diyorlar.

Paranız yok. Size güvenip yatırım yapacak hiç kimse de yok çünkü daha önce hiç taksicilik yapmadınız. Size diyorlar ki “bankaya git, kredi al”. Siz de bankanın yolunu tutuyorsunuz. Bu sefer banka size diyor ki “Kusura bakma! Size kredi verebileceğimiz hiçbir teminatınız yok!”

Size verilen tavsiyeler doğru! İzlediğiniz bütün adımlar isabetli! Fakat önünüze çıkan engelleri aşmak için, içinde bulunduğunuz dezavantajı, yaratıcı bir hale getirip, sizi yavaşlatan friksiyon ile hız kazanamadınız!

Sizin gibi hayalleri olan başka bir kişi daha vardı. Fakat, o kişi, engelleri, yaratıcı bir süreç olarak gördü. Doğru adımları takip etmek yerine, olağanüstü olmayı seçti! Uber’dan bahsediyorum. Uber da taksicilik işinde. Tek bir arabaya bile sahip olmadan. AirBnB, otelcilik işinde… Tek bir otel bile kurmadan.

“Doğru olmak” peşinde koşmak yerine, “dikkate değer olmak” peşinde koşun! Bazen doğru attığınız adımlar sizi çıkmaz sokağa götürebilir. Fakat dikkate değer her hareketiniz -siz yanlış yola gidiyor olsanız bile, başkalarının size doğru yolu göstermesine ve takip etmesine neden olacaktır.

The digital disruption has already happened!

Gelin yeniden Beethoven’a dönelim şimdi.

V, alfabemizde bir harf; Romen rakamları ile beş; ve zaferi simgeleyen el işareti. Fakat V her zaman V olarak yazılmıyor. Eğer Samuel Morse’un icat ettiği Mors Alfabesine bakarsanız, V harfinin . . . ___ şeklinde yazıldığını göreceksiniz. Yani ta-ta-ta-taaam… aynen Beethoven’in 5. Senfoni’nin başlangıcı gibi: “ta-ta-ta-taaam”.

5. Senfoni

Mors Alfabesindeki V harfi, işte bu eserin başlangıcındaki ilk 4 notadan esinlenerek oluşmuş. Bunun nedeni ise Samuel Morse’un, 5. Senfoni yazıldıktan 20 sene sonra Mors Alfabesini oluştururken, çok sevdiği bestekar Beethoven’i eserini, kendi yarattığı esere, Mors Alfabesine dahil etmek istemesi, Beethoven’i, bir akıl hocası olarak görmesi, ondan ilham alması!

Winston Churchill

5. Senfoni daha birçok kişiye ilham kaynağı olmuş. Örneğin bir Kubrick filmi olan A Clockwork Orange! Anthony Burgess tarafından yazıldığında, esas karakter Alex, hikaye içinde 5. Senfoni’yi dinliyordu (Kubrick, filminde bunu 9. Senfoni ile değiştirdi ama yine de küçük bir referans bıraktı 5. Senfoni’ye film içinde). 5. Senfoni’yi V for Vendetta filminde de duymanız mümkün.

Başka bir örnek ise İkinci Dünya Savaşında, Haziran 1944'de yapılan Normandiya Çıkartmasında (D Day), arka planda Beethoven’in 5. Senfonisi çalıyormuş. V yani zafer işareti, bu çıkartmanın hedefini özetliyormuş. Aynı mantığı güden BBC televizyonu da yine aynı dönemde haber bültenlerine bu bestenin ilk 4 notasıyla başlıyorlarmış: ta-ta-ta-taaaam.

Sizi etkileyen şeylerin, ilham kaynaklarının -bir kısmının, sektörünüz, iş alanınızın dışından kişiler olması için çaba harcayın. En iyi fikirler, birbirini tamamlayan, etkileyen farklı sektörlerin bir araya gelmesi sonucunda oluşuyor. Sizin merakınızı besleyen değişik konuları birbiriyle karıştırıp, ortak bir yer bulun… o ortak yer, tutkunun ve inovasyonun başladığı yerdir. İnternet ile TV bize Netflix’i; Müzik ile Internet bize Spotify’i veriyor. Morse’un, Beethoven’dan etkilendiği gibi.

Steve Jobs, “Yaratıcılık sadece bir şeyleri birbirine bağlamak demektir” der. Birbirine bağlanan şeyler ise, rastlantısal degildir. Merak ile başlar… tutku ile şekil alır.

How to Find Your Passion

Yeni kitabım “Pürüzlü Mükemmellik” raflarda! Satın almak isteyenler, buradan buyrun


Okuduğunuz icin teşekkürler. Beni Twitter ve Instagram’da da takip edebilirsiniz.