Terörsüz Sosyal Medya: Snapchat

Hepimizi derinden üzen saldırıların ardından, yapılan paylaşımlar konusundaki mahalle baskısını hissetmişsinizdir. Saldırıdan sonraki 5 dakika içerisinde siyah zeminli fotoğraf paylaşmayan, hashtag kullanmayan ünlülerin yerle bir edilmesinden başlayarak devam eden bir süreçten bahsediyoruz. Hayatın durması normal, hatta gerekli. Fakat nasıl oluyor da Facebook ve Instagram'da terör konulu paylaşımlar yapılırken Snapchat'te yaptığımız paylaşımlar bu "hayata verilen ara"dan etkilenmiyor ve en salaş halimizle çektiğimiz selfie'yi paylaşmaktan çekinmiyoruz?

Instagram Engizisyon Mahkemeleri

Kendi gözlemlerimden yola çıkıyorum: Bir fotoğrafın çekildikten sonra Instagram'a yüklenmesi yaklaşık 7 ila 10 dakika arasında vakit alıyor. "Bu filtre nasıl?" "Yaa oldu mu sence?" "Ben hep X-Pro II'yi kullanıyorum abi en iyisi o." gibi bazı önemli aşamaları geçtikten sonra yüklüyoruz ve o fotoğraftaki arkadaşımızla küsmezsek ebediyen orada kalıyor. Dolayısıyla Instagram'a yüklediğimiz bir fotoğrafta emek, sayısız deneme (dolayısıyla şarj ve hafıza sarfiyatı) ve aşırı zor filtre kararları içeriyor. Instagram bizim toplumdaki görüntümüz oluyor ve bu yüzden paylaşım yaparken iki kere düşünüyoruz, saldırı sonrasında yemek fotoğrafı paylaşıp 1. Instagram Ağır Ceza Mahkemeleri'nde yargılanıp ömür boyu unfollow veya linç cezasına çarptırılmak istemiyoruz.

Son zamanlarda Facebook’un Instagram’ın bir parça gerisinde kaldığını düşünüyorum, fakat bununla birlikte Instagram’da en başarılı fotoğrafın kesilip Facebook’a konulduğu tespitini yapmadan geçemeyiz. Dolayısıyla bir zaman aralığı verecek olursak, Instagram’da paylaştığımız fotoğraf 2 gün içerisinde kafamızdaki psikolojik like sınırını geçerse yeni profil fotoğrafımız oluyor. Ayrıca, Facebook "Mehmet dayınız ile Ayşe halanız"ın uğrak mekanı olduğundan, aileye gösterilmek istenen duruşla doğrudan etkisi var. Etrafta bombalar patlarken Ali Dayı’nızı aradığınızda nasıl ki "Evet ya çok kötü cidden çok korkuyorum, sizin orada var mı bir şeyler? diye sormadan geçemiyorsak, paylaşımlarımızı da aynı önceliklerle yapıyoruz.

Şehirlere Bombalar Yağardı Her Gece, Biz Ağzımızdan Gökküşağı Çıkarırdık

Şimdi gelelim Snapchat’e: Tespitlerden ilki, Snapchat ya da sıkça kullanılan adıyla "snap"in temel fikrinin başarılı ve geçerli olması ile başlıyor. Postladığımız içeriğin kalıcı olmadığını bilmek bize ekstra bir rahatlık veriyor. Deyim yerindeyse "harc-ı alem" tek sosyal mecra burası. Snapchat, bize günlük hayatın akışını en doğal, en filtresiz yolla yansıtan (ağzımızdan gökkuşağı çıkardığımız zamanlar hariç) sosyal mecra olarak kendini çoktan kanıtladı. Hayatımızın her saniyesini yaşanan olaylara kahrolarak ve sürekli bu durumları düşünerek geçiremeyeceğimizin artık farkındayız. Bu nedenle günlük rutin hayatın akışı içerisinde sürekli güncellenen snaplere bakarken yargılamıyoruz, yargılanmıyoruz. Çünkü biz de aynı durumdayız, dün bomba patlamasına rağmen bugün ofiste kahve içiyoruz ve bunu diğer insanların da yapmasını, yaparken paylaşmalarını da normal karşılıyoruz.

Bu mecralarda yargılama/yargılanma sertliğini değiştiren diğer önemli kriterlerden biri ise paylaşım yapma sıklığı (frekans). Paylaşım yaparken üzerine düşündüren ve vakit harcatan mecralar söz konusu olduğunda "O kadar düşündün düşündün ve en sonunda bunu mu paylaştın?!" tepkisiyle karşılaşmamız daha olası, bu yüzden de Instagram ve Facebook mahkemeleri daha sert ve genellikle ya kalem kırılıyor unfollow ediliyoruz ya da linç cezasına çarptırılıyoruz.

Bu aşamada Snapchat'te sık paylaşım yapmamızı sağlayan kolaylıklara değinmiyorum, tamamen ayrı bir yazıda değerlendirmek üzere bir kenara ayırıyorum.