Viral Olmak Hakkındaki Gerçek
Blogumu 1 milyon kişi ziyaret ettikten sonra ne yaptım
Herkes bir şeyle ünlü olmak ister. Hepimiz efsanevi, hatırlanmaya değer bir şey yapmak istiyoruz. Ama belki de şöhret hiç de zannedildiği gibi bir şey değil. Aslında, bunun böyle olduğuna inanmak için iyi bir nedenim var.

Blogumdaki eski bir yazı geçenlerde ilgi odağı oldu ve virale dönüşerek bir hafta içinde bloguma bir milyondan fazla ziyaretçi getirdi. Bu, işimi neden yaptığımı ve sanatçıların seyircilerinin peşine düşmelerinin gerekli olup olmadığını düşünmeme neden oldu.
Peki nasıl oldu?
- Gençken seyahat etmekle ilgili bir yazım, yayınlandıktan bir yıl sonra Singapur’daki bir öğrenci lideri tarafından tesadüfen farkedildi.
- Bu kişi, yazıyı Facebook’ta, kampüste yöneticiliğini yaptığı seyahat grubuyla paylaştı.
- Gruptaki herkes yazıyı kendi çevreleriyle paylaştı ve yazı Singapur ve Malezya’daki benzer öğrenci gruplarına yayıldı.
- Yaklaşık 24 saat içinde yazı tüm dünyaya yayılıp, Brezilya’da turunu tamamladı.
Bu olay ilk olduğunda blogu 150.000 kişi ziyaret etti. İkincisinde bu rakam yarıya indi. Ve sonra üçüncüsünde, 1 milyondan fazla ziyaretçiye ulaştı ve Facebook’ta 250.000 kezden fazla paylaşıldı — ve hepsi tek bir hafta içinde oldu. Çılgınca.
Ama işin en çılgınca yönü şu: Bunların hiçbir önemi yok.
Viral olma karmaşası
Yazım virale dönüştükten sonra şaşkın ve endişeliydim.
Bu ne demekti? Artık yazılarımın konularını değiştirip seyahat başlığına mı odaklanmalıyım? Bu ziyaretçileri blogumda olabildiğince çok tutmak için çabalamalı mıyım? Ve bu yoğun ziyaretçi dönemi bittiğinde ne yapmalıyım, ya tekrar blogda yazmaya başlamak zorunda kalırsam?
Sonraki hafta, her zamanki gibi işimi yapmaya devam ettim, İnternet dünyası beni çoktan unutmuştu bile. Blogumdaki artan trafik eriyerek sıfıra indi, dolayısıyla insanların dikkatini kazanmak zorunda olduğum döneme geri döndüm.
Tabii ki başarımı gereğinden uzun sürdürmeye, şöhretin getirdiği o geçici tatmin hissini doyasıya yaşamaya çalıştım. Ama nedense, bu yeterli olmadı. Ve bu süreç boyunca bir şey öğrendim:
Her hafta sıfır noktasına geri dönüyorum. Siz de öyle.
Tek başına bir başarı uzun sürmez. İşte bu yüzden sadece para ya da övgü kazanmak için bir şeyler yaratamazsınız. Günün sonunda hiçbir heyecan kalıcı değildir. Eğer sanatçı olmak istiyorsanız, sizi ayakta tutan, şöhretten başka bir şeyler olması gerekir.
Elizabeth Gilbert’e bir sorun
Elizabeth Gilbert’in “Ye, Dua Et, Sev” isimli kitabı, nedeni açıklanamaz bir kaçış hikayesi başarısıydı. Kitabı yazdıktan ve kitap çok satanlarda zirveye oturduktan sonra, insanlar ona acımasız bir soru yöneltti:
“Bu başarıya bir kez daha ulaşamamaktan korkmuyor musun?”
Yanıtı, beklendiği gibi “Evet” oldu. Bu kadar büyük bir başarıya ulaşacak başka bir kitap yazamamaktan o da korkuyordu. İnanılmaz bir TED konuşmasında, “Büyük bir ihtimalle en büyük başarımı arkamda bıraktım” dedi.
Bu endişe onu engelledi, tereddüt etmesine ve başka bir kitap yazıp yayınlamadan önce yıllarca beklemesine neden oldu. Ama sonunda yaptı. Ve yapma yöntemi de eşsizdi. Hatta, cesurcaydı.
Gidip çalıştı. Hayatının çalışmasını bu şekilde gördü: bir iş olarak. Bir İlham’ın varolduğu düşüncesine, sanatçıların içindeki o ruha inanmaya başladı. Kendini daha mistik, daha yaratıcı bir sürece teslim edip, “başarı”nın onun elinde olan bir şey olmadığını anlamaya başladı.
Hayır, yapması gereken şey ortaya çıkmaktı.
Biz de aynı şeyi yapmalıyız
Bugün ne kadar muhteşem olursanız olun, yarın yine uyanıp saatlerinizi harcamalısınız. Ve ertesi gün de. Sonraki günler de.
Çünkü, içinizdeki yaratmanıza neden olan o şey dünün başarılarını çoktan unuttu ve yenisini istiyor. Ve onu yeni bir şeyle beslemezseniz, sizi canlı canlı yer.
Yani dostlarım, sanatçılar bu yüzden kendilerini öldürüyor, anıtsal bir başarıdan sonra depresyona giriyor ve bir daha yaratamıyorlar. Onları kısa süreliğine yıldızlaştıran büyük, muhteşem bir başarıyla yol aldıktan sonra gidecek bir yerleri kalmıyor.
Ama en başında oyuna dahil olmalarının nedeni de bu değil. Sizin ya da benim de bu oyunda oluşumuzun nedeni bu değil. En azından, öyle olmadığını umuyorum.
Şöhret yetmez
Kitlelerin tüketmesi için yaratıcı iş yapmak tatmin edici değildir. Tabii ki iyi bir yan getiridir, ancak odak noktası bu olamaz.
Bu yüzden her gün (sık sık) yazıyorum. Hayranlarım ya da takipçilerim için değil. Kendim için. Çünkü eğer bunu yapmazsam, bir şey eksikmiş gibi hissediyorum. Coşku dolu övgüler asla tam olarak tatmin edici olmuyor. Tüm bu tantana bittikten sonra sizi ancak yaratmak tatmin edebiliyor.
O yüzden, bugün yaratıcı bir şey yapın. Defterinize birkaç not karalayın. Fotoğraf çekin. Gitarda birkaç akor çalın. Yazmayı ertelediğiniz o blog yazısını “Yayınla”yın.
Ortaya çıkın ve yapmanız gerekeni yapın.
Ne yaparsanız yapın ama lütfen geçmişte yaşamayın. Ve geleceği de beklemeyin. Sahip olduğunuz tek şey şimdi. Bu yüzden, yaratın. Sanatçılar bunun için var.
Bu yazının bir versiyonu goinswriter.com’da yer almaktadır.
Jeff Goins yazar, blogger ve yazmaya değer bir yaşamın nasıl yaşanacağına dair konuşmaları var. Üç kitap yazdı. Yazı yazmak ve hayat hakkındaki düşünceleri için, bültenlerine abone olabilirsiniz.