VR ne kadar R?

Virtual Reality, Augmented Reality gibi Reality odaklı teknolojiler hayatımıza yavaş yavaş entegre olmaya başlıyor artık… Geçmişte toplumları bir üst seviyeye taşımayı ve toplumların yeni olana ulaşmasını sağlamayı kendine amaç edinen sanatçıların yerini ses gruplarının yeni ürünlere ulaşmasını sağlama görevini üstlenmiş reklamcıların aldığı günümüzde VR ve AR gibi yenilikler de elbette reklamcılar tarafından tanıtılıyor bize. Bir reklamcı olarak sanatçı — reklamcı kıyasımın amacının reklamcıları ötelemek olduğu anlaşılmasın. Aksine, sanatçıları ötelediğimi söyleyebilirim. Nitekim sanatçıların gelenekleri itibarıyla sürekli geçmişle, tarihle veya şu anda varolan sonuçları analiz etmek ve göstermekle uğraştıklarını düşünüyorum. Reklamcılar ise daha çok gelecekle ilgilenir ve ellerinin altındaki imkanlar sanatçılara oranla çok daha fazla olduğundan geleceği yönlendirmek gibi bir vasfa sahip olurlar. Şimdi gelelim son dönemlerde köpürdükçe köpüren VR ve AR mevzusuna ve bu mevzunun R ile olan ilişkisine…

Türkçe’de doğumu işaret etmek için sıkça kullanılan bir tabir vardır: “Dünyaya gözlerini açmak…” İnsan dünyaya gözlerini açar ve hayatı boyunca duyu organları vasıtasıyla bilgiler edinerek hayat yolculuğuna devam eder. Şimdi insanlığın kolektif yaşamına bir doğum daha ekleniyor: Virtual Reality…
Augmented Reality ile başlayan ve hayatın içine eklemlenen küçük oyuncaklar olarak yola çıkan Reality odaklı denemeler, kısa bir süre içinde Virtual hale geldi ve özellikle Samsung, Google gibi devler tarafından herkesin ulaşabileceği bir pozisyona konumlandırıldı.
Peki bu VR ve AR aslında ne kadar R?

Doğumu sırasında ona verilen standart 5 duyulu paket aracılığıyla hayatı deneyimleyen insan için VR ve AR gibi teknolojiler, sadece görme ve işitme duyu organlarına hitap ettikleri için ancak 2/5 oranında reality’dir diyebiliriz. Ancak elbette bu insanlık için büyük bir eşiğin aşıldığı anlamına gelebilir. Mark Zuckerberg’in t-shirt ve kot pantolonuyla arz-ı endam ettiği bu fotoğraftan okunabilecek olan şey de hiç kuşkusuz, VR başlıklarını geçirmiş üst düzey yöneticiler için o anın, büyük bir eşiğin aşıldığı an anlamına geldiğidir.
Hangi eşiği aştık?
WWW’in hayatımıza girdiği anın üzerinden çağımızın Usain Bolt kıvamında koşup duran akrebini göz önüne aldığımızda çok uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen hala internetin ne olduğunu bilmeyen dünya yüküyle insan olduğunu kabul edersek, VR teknolojisinin de insanlığın tamamına hitap edebilmesi ve günlük hayatta kullanılabilir bir hal alması için epey zaman geçmesi gerektiğini öngörebiliriz. Fakat bu durum o eşiği aşmadığımız anlamına gelmez. Eşik biri tarafından bir kez aşıldıktan sonra, tüm insanlar hızlı veya yavaş ama mutlaka o eşikten geçecektir. Ve aştığımız eşik eğer gerçeklikse, o zaman durum hafife alınamayacak kadar önemlidir.
Bazen belki daha önce binlerce kere yürüdüğüm bir kaldırımda ilerlerken bir anda garip bir his belirir içimde. Kendime yabancılaşırım. Sanki gözleriyle gören, ayaklarıyla yürüyen kişi ben değilimdir. Ayaklarım ve gözlerim benim değilmiş gibi hissederim. Ben sadece onları yönlendiren bir bilincimdir ve o bilinç de büyük ihtimalle gözlerimin tam arkasındaki bir kabuğun ardına gizlenmiştir. Belki orada bile değilimdir. Sadece gördüğüm ve gittiğim yol bu… diye düşünürüm.

Virtual Reality başlığını bundan 2 sene önce kafama ilk kez taktığımda aklıma gelen ilk şey buydu… VR, kendi kendime yabancılaştığım zamanlarda anlık olarak hissettiğim o garip duygunun aynısını yaşattı bana. Ben oturma odamdaydım ama kendimi başka bir yerdeymiş gibi hissediyordum. Çayırların arasından büyük bir hız ve gürültüyle bana doğru ilerleyen treni fark ettiğimde kalp atışlarım hızlanmıştı. Halbuki tren yoktu. Ama tren olmamasına rağmen zihnim bu yanılsamaya karşı koyamıyordu…
Ben VR’ı yepyeni maceraların içine dalabileceğim, marka deneyimi yaşayabileceğim eğlenceli bir mecra olmaktan çok, yaşadığımız hayatın da aslında sadece VR kadar gerçek olabileceğini idrak edebilmemiz için oldukça elverişli bir uyanış mekanizması olarak nitelendiriyorum…
VR’ın iki duyu organımıza hitap etmesi ve bizim beş duyu organına sahip olmamız, VR’da gördüğümüz şeyin sanal olduğu anlamına mı gelir? Öyleyse sekiz duyusu olduğunu farz ettiğimiz bir yaratık için de bizim beş duyu organı aracılığıyla deneyimlediğimiz hayat sanal olarak nitelendirebilir. Sekiz duyusu olan yaratık yoktur derseniz sizden ispat isterim. Nitekim insan, tüm evrenin kendi için yaratıldığını, dünyanın düz bir tepsi şeklinde olduğunu, yıldızların gökte gözüktüğü büyüklükte olduğunu düşüneceği cehalet dönemlerinden geçmiştir; tecrübeyle sabittir ki, insan yanılabilir.

Yani aslında diyeceğim o ki; fazladan üç duyu organı ile bilgi iletebiliyor diye gerçeklik olarak nitelendirdiğimiz hayatın “reality”sinden şüphe edemez miyiz? Doğduğu andan itibaren kafasına geçirilen VR başlığı ile 3 yıl boyunca yaşayan bir insanın gerçeklik algısının nasıl olacağını tahmin edebilir miyiz? Yani şu beden dediğimiz şey, bu hayat dediğimiz şeyin gerçek olduğundan nasıl emin olabiliriz?
Bana soracak olursanız, VR ne kadar R’sa, R da sadece +3 Sense kadar R…
“Eğer algı kapıları temizlenseydi, her şey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz…” -William Blake*
*Aldoux Huxley’in Algının Kapıları kitabının girişinden…