Yaratıcılık için belki de banal bir işkolik olmaya ihtiyacımız var!

Üzülerek söylüyorum ama yaratıcı olabilmenin de belirli kuralları var. Doğru zaman yönetimi ve çalışma disiplini bir araya gelmeden hem yaratıcı hem de üretken bir birey olmamız mümkün değil.

İşte bu yüzden eserlerine ve sıradışılıklarına hayranlık beslediğimiz sanat dehalarının günlük hayatlarına baktığımızda karşımıza çalışma disiplini yüksek bir işkolik profili çıkmakta…

Yazıya belki de 75 yıllık sanat hayatı boyunca 50,000 adetin üzerinde sanat eseri üretmiş Picasso’nun ünlü sözüyle başlamak lazımdı;

“İlham ortaya çıkar, ama seni çalışırken bulmak zorunda.”

Bu sözden de anlaşıldığı üzere Picasso, bazılarımızın hayal ettiği gibi gün boyunca Paris Seine nehri kıyısında oturup, şarabını yudumlarken ilham perilerini bekleyen “çılgın dahi” bir ressam değildi.

Kendisi aslında Montparnasse’daki stüdyosunu sadece kız arkadaşlarıyla yemek yemek için terkeden ve günde en az 9–10 saat boyunca resim çizen, sürekli üreten bir işkolik.

Bu sayede hayatının neredeyse her gününe bir hatta iki eser sığdırabilmiş, bu disiplinini 92 yaşında öldüğü güne kadar devam ettiren Picasso’dan yaratıcılık ve üretkenlik adına öğrenecek çok şeyimiz var.

Üretken yaratıcılıkta daha dramatik örnekler de bulabiliriz, hatta bunun için “çılgınlıkta” boyut atlayalım.

Gaugin ile olan kavgasının ardından sol kulağını kesip bir hayat kadınına emanet eden Vincent Van Gogh, geç yaşta resim çizmeye başlamasına rağmen 1880–90 yılları arasında 1100 adet resim ve 900 civarında skeç yaratmış. Peki hızlı bir matematikle haftada dört sanat eseri çıkardığını hesapladığımız “deli” Van Gogh bir anda gözünüzde derslerinde pek iyi alan çalışkan bir çocuğa dönüştü mü?

Aslında Van Gogh 28 yaşına kadar sıradan bir ressam… Yaptığı işler beğenilmiyor ama buna rağmen pes etmeyip, her gün her saniye çizmeye, resim yapmaya devam ediyor. En nihayetinde 19. yüzyılın en devrimci ressamları arasına ismini “azmiyle” kazıyor. Van Gogh’un iş disiplini ve üretkenliği sayesinde yaratıcılığını da ilerlettiğini söyleyebiliriz.

İlk görünüşte banal bir hayatı yok gibi gözükse de Van Gogh’un aşk ve cemiyet hayatında ne kadar başarılı ve sosyal olduğunu varın siz tahmin edin…

Van Gogh ve Picasso örneğinde de görülüyor, temelde bir dahi de olsanız yaratıcılık, çalışarak daha iyi noktaya getirilebilecek ve bir sürece oturtabileceğiniz bir yetenek.

Bunun için de saplantı düzeyinde bir işkolizm ve disiplin şart.

Ancak bizim coğrafyamızda yaratıcılık algısı, disiplinsizlik, istikrarsızlık ve üretken olmayan bir bohemlik üzerine kurgulanıyor.

Yaratıcılığın bu topraklarda neden böyle yanlış yorumlandığını uzun zamandır sorguluyorum. Sanırım, yaratıcılık konseptini tahakküm altına almış ama üretkenlikten uzak, çalışmaktan imtina eden bir grubun varlığından söz edebiliriz.

Bu grup sadece bohem ve aykırı yaşam tarzıyla yaratıcılığın “de facto” elde edildiğini düşünüp çalışma disiplini ve üretkenliği bir kenara atıyor.

Bundan dolayı da sürdürebilir başarıyı yakalayabilen “üretken” ve yaratıcı sanatçılarımız çok az sayıda…

Çevremde gördüğüm bu durumu bir başka aykırı karakterle özetleyeyim. Lise yıllarımız ve sonrasında Charles Bukowski okuyanlarımız iyi bilir.

Kitaplarındaki “Hank” Chinaski karakteri aslında Bukowski’nin gerçek hayat hikayesine dayanan bir alter ego’dan başkası değildir.

O yıllarda kimi arkadaşlarımız arasından Chinaski’nin alkol ve karşı cins merkezli vurdumduymaz, bohem hayatıyla kendilerini özdeşleştirerek “Bukowski” tipi bir yaşamı benimseyenler olmuştu.

Ancak Bukowski’yi kendilerine örnek alıp bu hayatı benimserken bir detayı atlamışlardı. Kadın düşkünü, sosyopat bir alkolik olarak alter ego’suna romanlarında yer veren o kişi, 45 yıllık sanat hayatına onlarca roman, 100'lerce kısa öykü ve belki de binlerce şiir sığdırmış son derece üretken bir yazardı.

Bazılarımızın da hatası işte buradan kaynaklanıyor, kendimize Bukowski’yi örnek alacakken kolay yoldan Chinaski olup en iyi ihtimalle de bir başkasının sanat eserine özne olmaktan öteye gidemiyoruz.

Eğer yaratıcı olmak istiyorsak, fark yaratmak istiyorsak, hayatta sıkıcı rutinlere sahip birer işkolik olmaktan korkmamamız lazım.

Fırat İşbecer

Like what you read? Give Firat Isbecer a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.