Yavaşlayın!

Belki bir gün ortasında belki bir gün sonunda…

Tek bir anı.

Sabaha kadar sınava çalışılarak geçen bir gece. Ertesi günü ölü bir şekilde geçirmemek için uyunan 1 saatlik uyku. En hızlısından bir sabah hazırlığı. Hızlı bir duş, hızlı bir makyaj, hızlı bir kıyafet seçimi. Masa üzerindeki notları en acelesinden çantaya atıp kapıyı kilitleyip sokağa fırlamak. Okulda girilen sınav sonrası hızlı bir öğle yemeği. Tekrar bir sınav. Ve bitti. Eve gelip 2 saatlik uyku. Uyanıp hızlı bir yemek. Bu kadar yoğun bir güne sıkıştırılan tiyatro planına anlık bir lanet. Gidip gitmeme konusunda kararsızlıklar. Ve sonra Kadıköy.

Oyuna giriyorum. Şuana kadar izlediklerimin en iyisi. Çıktığımda hafif yağmur başlamış. Vakit akşam. Rıhtıma doğru yürüyorum. Denizin önüne geliyorum. Kollarımı demir korkuluklara yerleştiriyorum, çenemi de ellerimin arasına. Pek kimse yok ama martılar var, ufak çığlıklarla uçuşuyorlar. Denize düşen yağmur damlalarını görmeye çalışıyorum, seslerini duyuyorum fakat biraz karanlık pek iyi göremiyorum. Yağmur damlaları ellerime düşüyor. Başımı gökyüzüne kaldırıyorum incecik damlalar bu kez yüzlerime düşüyor. Öyle güzeller ki. Gözlerim yeniden denize çevriliyor. Önümde uzanan denizin tam karşısındaki Haydarpaşa Garı. Bana hayaller kurduruyor, hayatlar tahmin ettiriyor. Kabataş İskelesi’ ne yaklaşan vapur dikkatimi üzerine çekiyor. Vapurun o kalın halatları iskeleye bağlanıyor. Bu kez sıra vapurdan inen insanların hayatlarında. Bazıları koşturuyor belli ki acelesi var , bazıları durmaksızın bir şeyler anlatıyor yanındakine, bazıları dalgın öylece yürüyor, bir çift el ele mutlu görünüyor, bir adam bastonuyla düşecekmiş gibi ilerliyor, bir kız elinde telefon önüne bakmadan mesajlaşıyor. Şimdi, şuan, insanlar bir yerden gelmiş ve bir yere gidiyor. Bense durmuşum. Öylesine dingin ve sakin. Farkında mıyım değil miyim, bir gülümseme yerleşmiş dudaklarıma. En hayata dokunanından. Çünkü ben yine hayata dokunduğumu hissettiğim anlardan birindeyim. Bir kez daha denize çeviriyorum yüzümü. Güzel Haydarpaşa’ya bakıp bir derin nefes alıyorum. Otobüs duraklarına doğru yürümeye başlıyorum, adımlarım olması gerektiği hızda, her yere basışımı bana hissettirebilecek yeterlilikte.

Gününüz çok yoğun olabilir, aklınız çok karmaşık olabilir, etrafınız çok kalabalık olabilir. Belki ben sizi anlamıyorumdur da gerçekten anca bir şeylere koşturunca her şey yetişiyordur. Fakat siz yine de bir boşluk bulun. Yalnız kendinizin sığabileceği bir boşluk.

Belki bir gün ortasında belki bir gün sonunda… Yavaşlayın.

Ve hayata dokunun.