Yazı yazmayı kolaylaştırma çabaları

Görsel kaynağı: https://www.pexels.com/photo/hands-coffee-cup-apple-5199/

Her yazı yazmam gerektiğinde nedense çok zorlanıyorum ve bir türlü başlayamıyorum. Ertelemek için başka işler bulduğum da çok sık oluyor. Hedefimi aslında başta küçük tuttum, her gün sadece 30 dakika, aklıma gelen herhangi bir konuda yazı yazıp bırakacaktım. Hatta 25 dakika; 5 dakikası ara. Neden mi bu süreler?

Bu sıralar yeniden Pomodoro tekniğini kullanarak çalışmaya başladım. Bu teknikte her 30 dakikalık dilime bir Pomodoro deniyor. Aslında bu uzunluğu istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz ama bana genelde uygulanan 30 dakikalık hali kullanışlı geldi.

Bu zaman dilimlerinin büyük kısmı (%80–%90) çalışma zamanı; 30 dakikanın 25 dakikası oluyor. Geri kalan 5 dakika da ara; çay kahve alma, tolete gitme, arkadaşınla kısa bir goy goy seansı gibi aktivitelerle dolduruluyor. Her 4 dilim sonunda ise uzun bir ara veriliyor. Ben 15 dakika ara veriyorum veya yemek yemeyi bu aralığa denk getiriyorum.

Şu an günlük pomodoro hedefim 8, evdeki sorumluluklarımdan dolayı daha fazlasını yapamıyorum. Zamanla arttıracağım, ama düzenli olarak yapılan 8 pomodoroluk günlük bir çalışma bile inanılmaz verimli oluyor. Hatta pomodorosuz 8 saatlik bir çalışma rutininden bile daha çok iş çıkıyor diyebilirim. Düşünün, 4 saatte 8 saatten daha fazla iş çıkıyor.

Neyse, yazı yazmayı kolaylaştırmadan girdim, nerelerden çıktım. Yazı yazmanın benim için başlıca zorluğu, yazdığım şeylerin sanki değersizmiş gibi gelmesi. Şimdiye kadar Medium’da birkaç tane makale yayınladım ve bana göre güzel okunma oranları aldılar. Yine de yayınlamadığım makale sayısı çok daha fazla. Drafts bölümü her geçen gün bitmiş veya bitmeye yakın makalelerle doluyor. Ama içerikleri beni pek tatmin etmiyor, o yüzden içimden yayınlamak gelmiyor. Dolayısıyla yazmak için yazmış gibi oluyorum.

İronik bir şekilde, bazı ünlü yazarlar aslında tam olarak da bunu yapmayı tavsiye ediyorlar. Düşünmeden, aklınıza ne geliyorsa onları yazın diyorlar. Mesela Ernest Hemingway’in sevdiğim bir sözü var:

Yazı yazmakta birşey yok. Tek yapmanız gereken bir daktilonun başına geçip kanamaya başlamak. -Ernest Hemingway (orjinal İngilizcesi)

Bugün ben de bunu deniyorum, tabi daktiloyla değil. :) Şu ana kadar fena gitmiyor gibi. Yazılan şeyi sonra toparlamak her zaman mümkün, sonuçta ne zaman ne cevher çıkabileceğini bilemeyiz.

Siz de benim gibi yazı yazmakla ilgili zorlanıyorsanız belki bunu deneyebilirsiniz. Yazı yazmaya belki sadece birileriyle bilgilerimizi paylaşmak veya karşılıklı tartışmak değil de, aynı zamanda kendi düşüncelerimizin akışını izlemek ve onları toparlamak olarak bakabiliriz. O zaman yayınlanmasa bile sadece yazar için de olsa her yazının bir değeri oluyor.

Bu arada yazı yazmamı epey kolaylaştıran Medium da ayrı bir konu. Arayüzü o kadar sade, font seçimleri o kadar keyifli ki, hele bir de tarayıcınızda tam ekran yaparsanız yazarken dikkatinizi çok güzel verebiliyorsunuz. Hatta keşke en tepedeki barı da yazı yazarken gizlemenin bir yolu olsa. Bunu Medium’a öneri olarak göndermeyi not aldım, belki arayüzün bir yerinden mümkündür ama ben bulamadım. (Not: web geliştirmeyle ilgiliyseniz, tarayıcınızın geliştirici araçlarından .metabar css classını display: none yapınca mis gibi oluyor. :)

Bir de Medium’daki okuyucu ve yazar kitlesi de oldukça güzel, yazılarımı ilk defa online bir platformda bu kadar isteyerek paylaşıyorum. Tabii zamanla bozulmamasını umuyorum. Özellikle her tarafı bu sıralar bloggingde trend olan “falanca için yapmanız gereken X şey” tarzındaki liste-yazılarla dolmaması. Bunların hangi birini okuyup hatırlayabiliriz ki? Yani düşünün, bu tür yazıların tamamını toplasam herhalde 350,000 tane şeyi yapmadığımı farkedip depresyona girerim, olacak o.

Siz de yazı yazmakta bazen zorlanıyor musunuz? Yazmayı kolaylaştırma yolunda verebileceğiniz başka öneriler varsa mutlaka yorumlarınızı duymak isterim.