Yerel reklamcılık; Pazarlamada “Amcaoğlu Etkisi”

Öyle yaman reklamcı değilim, genelde teknoloji firmalarında çalıştım, ama ajansta büyüdüm diyebilirim, hala da bir ajansta fikirler geliştiriyorum. Şunu biliyorum ki reklamcılık zor meslektir. Şöyle zor böyle zor geyiklerine girmeyeceğim. Ama yerel reklamcılık zordur. Havalı ajans çalışanları, Starbucks sponsorluğunda brain storming’ler, ajansta yapılan bir kuş sütü eksik happy hour’lar yoktur. İşi almak da yapmak da zordur.

Reklamverenler genelde kurumsal değildir, olsa da zaten tanıdık birinin akrabası filan olduğundan, zaten bir yerden tanıyorsunuzdur. Hitap şekli bir noktadan sonra “Amcaoğlu” olur.

İnce belli çay bardağı eşliğinde bölgeye sığmayan hayallerden, nasıl olur da böyle bir il/ilçe gelişmez konularına müteakip, konu ne kadar vizyonlu bir şirket olduğuna, büyük hedeflere, reklama ne kadar önem verdiğine, rakiplerden farklı düşünmenin çok önemli olduğuna gelir. Fikirler havada uçuşur. Ama ruhunun derinliklerinde -Ne yapıyor bunlar, ne fikri, ne hedef kitlesi? Sorularından kendini alamaz. Kafasında döner durur. Çünkü fikir buralarda pek para etmez, müşterinin sizden beklediği neon tabela ya da eşek kadar logolu matbuu işlerdir. Yani beklenen kısaca maldır. Evet “mal”

Mal: Alınıp satılabilen her türlü ticaret eşyası, emtia (Güncel Türkçe Sözlük, TDK)

Vee zurnanın zırt deliğine gelir konu. Evet doğru tahmin ettiniz, bütçe. Bütçe derken mütevazi bir rakamdan bahsediyorum. Büyük kampanyalarda kaybolsa kimsenin farketmeyeceği kadar küçük.

Zaten bu mükemmel bütçeyle yapabileceğiniz en konvansiyonel çalışma açıkhava reklamdır. Onda da zaten çok fazla fikir zorlayamazsın, ortada şirket binası, altta kurumsal bilgiler “farkı farkedin” gibi artık aklına gelmemiş kimsenin kalmadığı bir slogan olan bir iş çıkar. Çünkü hem müşteri hem de hedef kitle için kırmızı çizgiler vardır.

Kurumsallığın kıstasının en büyük neon tabelaya sahip olmak olduğu bir bölgede iyi fikir çıkmaz, çıkamaz.

Aslında bunu insanları küçük görmek için yazmıyorum. Ama en büyük hayali evinde şark köşesi olan yerel girişimciden inovasyon bekleyemeyiz. O yüzden birçok büyük marka da yerel köklere bağlı olduğu için Türkiye’den marka çıkarırken buna toslarız.

Vizyon sahibi girişimci, parasını da mantıklı kullanıp bir türlü bu kısır döngüden, büyükşehire ya da yurtdışına göç edip bu mantıkla kurtuluyor(!) Internet’in ya da sosyal medyanın yarattığı fırsat eşitliği ile de bunu bir nebze olsun başarıyor.

Girişimciliğin, özellikle lokal dinamiklere bağlı yerel girişimciliğin, namı diğer esnaflığın “Amcaoğlu Etkisi”nden kurtulması çok zor. Bunu değiştirmek istesek de bir süre sonra aç kalmamak için bu fenomenin bir parçası oluruz.

Çok karamsar görünüyor olabilirim ama büyük ihtimalle de hepimiz birilerinin amcaoğlu olmaya devam edeceğiz.

Eyvallah…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.