Yetersiz uzmanlar: Size milyonları kaybettirir ve bundan nasıl korunabilirsiniz?

Bilirsiniz… Uzmanlık derece derecedir. Uzmanların farkındalık seviyeleri, tecrübeleri, bilgi seviyeleri, işi halledebilir olması ya da iş bitirici olması, karakteri, kurum kültürüne uyması, takım çalışmasına uyması, kreatif olması… Bunlar da belirleyici unsurlardır. Örneklerimde; dijital stratejist veya dijital pazarlama uzmanını hayal edebilirsiniz.

Uzmanlığım çatı kaplama (roofing). İngilizce dilindeki roof ile woof kelimelerine işaret ediliyor. Espri yani…

Kendinize bir bakın. Bir alanda uzman, profesyonel olarak çalışıyorsanız uzmanlığınızın aşama aşama gerçekleştiğini fark etmişsinizdir. “Ben şu an bu seviyedeydim, bunları yapabiliyordum.”, derken kendinizi geliştirdikten sonra veya yeterince iş hayatında tecrübe edindikten sonra “Göreceğimiz neler varmış.” ve yahut “Meğer öğrenecek ne çok şey varmış!” dediğiniz olmuştur. Bu durum bile sizin farkındalığınızı kanıtlar, öyle değil mi?


Yöneticilerin, ajans başkanlarının ve girişimcilerin kulakları için iyi bir küpe olacağı kanısındayım bu yazının. Çünkü onlara, kayıplarını nasıl kurtaracağını anlatmaya çalışacağım. Örneklerle, kendi sektörümden uzmanların neden aynı olmadığını ve neden kötülerinin sizlere milyonlar kaybettirdiğini, yalın bir dille açıklamaya çalışacağım.

Üstte yazdıklarım neye değineceğime işaret etmiş oldu. Şimdi sizlere profesyonel iş ilanları, ajanslardaki ve girişimlerdeki yöneticilerin farkına varmadığı, uzmanlarımızın zaten bildiği hezimetleri anlatmaya çalışacağım. Bu sayede nasıl bir uzmanı değerlendirebileceğinizi göreceksiniz. Ve özellikle şunu belirtmeliyim ki anlatacaklarım benim yaşadıklarımdandır. En iyi ders yaşanmış gerçekliklerden çıkar.

Gerçek profesyonel; Leon figürü

Öncelikle; yıllardır bilişim ve medya alanında sosyoloji okurken bile çalıştığımı belirtmeliyim. Ajans elemanı, junior, senior, eğitmen, konuşmacı, marka tarafı, müşteri, iş veren ve iş arayan olarak birçok seviyede yer aldım. Kimi zaman süründüm kimi zaman havalarda uçtum (övdüler yani). Kimi zaman emeğim boşa çıktı kimi zaman emeğimin değerini aldım. Çok nadir olsa da emeğin karşılığını alabildim, ülkemizde çok zor da olsa.


Müşteri ve ajans arasındaki tedirginlik

Yıllar geçti. Şu an 9. Yılıma girdim sektördeki. İş geliştirme hizmeti / ortaklığı ve dijital pazarlama ajansı olarak müşterilerimizle çok farklı diyaloglar yaşıyoruz. Bu diyaloglarda geçen şeylerden birisi de konumuza dair bir durum.

Acaba gerçekten bizim verdiğimiz hizmete değecek mi o kadar para? İstediklerini verebilecek miyiz? Bizim verdiğimiz hizmetler için başka ajanslar daha düşük ücret veriyor, neden onu tercih etmeyelim?

Bu soruların cevaplarının tek bir odak noktası var. Acaba gerçekten değer verebiliyorlar mı projeye bizim gibi? Daha önceki güçlü ve örnek olabilecek referanslarımızı görüyorsunuz öyle değil mi? İstediklerinizi alıp alamadığınızı referanslarımızı beğendikten ve teklifimizi kabul edip sözleşmeyi imzaladıktan sonraki ilk zaman aralıklarında belli eder kendini zaten ajans; ki bu durumda biz oluyoruz muhatap olarak.

Başka ajanslar da; işin belli bir maliyeti varken piyasayı kırmak amacıyla işi daha da ucuza yapacağını söylerken tabi ki ortada bir güvensizlik ortamı oluşacaktır. Burada müşterimiz aslında şunu düşünmesi gerekir: Bu piyasa hizmet ve danışmanlık piyasası, işi sunan ajanslar isimleriyle, referanslarıyla var. Dolayısıyla fiyatlandırma özgün olabilir.

Ucuz her zaman olacaktır. Ama Ogilvy’nin dediği gibi ajansın istediği ücreti vermezseniz şaklabanlarla çalışabilirsiniz. Bir de piyasa işi yapan para hedefli ajanslar var. Bizlerse kalite uğruna ve itibar uğruna aç kalmayı dahi göze aldık açıkçası zamanında.

Fıstıkla ödeme yaparsanız anca maymunlarla çalışırsınız. Ogilvy
Örnek bir dijital ajans fotoğrafı

Çözüm ve süreç nasıl?

Müşterilerin bu tip soruları sorması aslında aşırı derecede cahillikten kaynaklanıyor ne yazık ki. İşi bilmiyoruz (hepimiz, yöntem açısından yani). Müşteri kitlelerine hepimiz dahiliz. Ajanslar bile müşteri konumuna giriyor kimi zaman. Aynı durum bizler için de geçerli yani. Kendimi de eleştirdiğim bu noktada benim çözümüm az buçuk da olsa konuyla ilgili web’ten rehberleri bulmak veya bu işi bilen güvenilir kişilerle beraber çalışmak. Müşteriler ancak bu şekilde kendilerini kurtarabilirler.

Çok değerli bir ajansla çalışıp yüz binlerce lira kazanacakken ellerindeki 3–5 bin veya 30–40 bin TL para da gidecek mikro KOBİ’mizin. Bu da dolandırılma, karşılığını alamama neticesinde herkese kötü gözle bakmalarına neden olacak. Hata piyasada değil, kişilerin veya kurumların kendisinde oluyor bu nedenle.

Bilen bilir. Ülkemizin piyasası tamamen birbirine güvenmeyen insanlarla dolu. Bu durum, üstteki iki paragrafta belirttiğim süreç nedeniyle var. Hiçbir müşteri uzmanlara güvenmiyor. Serbest çalışanlar iş alamıyor. Ajanslara güvenme eğilimi gösteriyorlar. Ama her ajans kalite ve sonuç odaklı olmayabiliyor. Bu nedenle verilen paraların karşılığı alınmıyor. İnsanlar pazarlama ve reklamın hatta ajansların işe yaramadığına inanıyor. Güvensizlik bu şekilde bir döngüye giriyor. Daha da uzatmayayım bu durumu.

Sermaye olsa da araştırsak gerçekten bu durumu…

İş ilanları

İş ilanlarındaki hataları her uzman görüyordur ve yakınıyordur.

Nikahına alacakmış gibi iş ilanı hazırlamak…

İş ilanlarını firmalar farklı amaçlarla verir. Göz önünde durmak, markalarının müşteriye güçlü görünmesi, kitlelerin peşinden koşması, uzman rehberi oluşturma, gerçekten uzman bulma ve birkaç gereksiz nedenle daha.

İlanlarda bir de şu sorunlar var; ik’nın yani insan kaynaklarının konu hakkında bilgi sahibi olmaması, ik’nın uzmanı test edememesi, gereğinden fazla şeyin istenmesi, uzmandan farklı şeyler talep edilmesi gibi.

Php bilen Webmaster’dan tasarım yapmasını veya .net tabanlı yazılım hazırlamasını istemek gibi…

Bu hatalardan arınmak da; ihtiyaç duyulan uzmanın temelde neye sahip olması gerektiği, çizginin alakalı olarak dışına çıkılabileceği, ilanların ihtiyaç doğrultusunda hazırlanması.

Markalar; gereğinden fazla şey isteyince sorunlar olabiliyor. Uzmana değer vermeyen bir marka, uzmanı ezen bir şirket, kalitesiz bir organizasyon, gerçek üstü istekler nedeniyle itibarını zedeleyen hatta zedelemiş bir hale bürünüyor.

Ajansı ya da bir uzmanı kiraladığında, müşterimizden beklenen aslında en fazla alakalı konularda alanının dışında, uçuk olmayan istekler istemesi.

Uzmanından çay isteyen bir patron günümüz start-up’larının, proje bazlı girişimlerin çalışma dünyasının bir unsuru değildir!

Neden milyonları kaybediyorsunuz?

Burası bir özet niteliğinde. Daha fazla vaktinizi almamak için de kısa tutuyorum.

Uzmanlar, tecrübelerine göre farklı seviyelerde profesyonelliğe sahipler. Junior adı verilen sektörün yenisi daha fazla vakit harcayarak bir işi bitirirken, Master bunun eğitimini verir ve işi daha çabuk bir şekilde halleder.

Uzmanların bilgileri belirli bir alanda olduğundan dolayı onlara uzman diyoruz. Bir kişi tabi ki 300 çeşit alanda bilgi birikimine sahip olabilir.Ama sadece bir veya en fazla 2, 3 alanda uzman olabilir. Aristotales gibi her alanla uğraşıp siyasa ve mantık üzerine odaklanmak gibi. Benim için de yüzlerce kez aynı yanılgıya düşülmüştür, özellikle verdiğim eğitimler için. Sosyoloji okudum. Ama işini yapamıyorum ülkemizde. Bana kattıkları tabi ki oldu. Ama ben gerçekte araştırmada junior, PHP’de mid, arayüzde mid, dijital pazarlama ve web analizinde master /senior olan birisiyim. Uzmanlıklarım bunlarla sınırlı. Bunun dışında her alana dair bilgim var tabi ki; sosyoloji ve stratejik bilgim için gereken bir enetelektüel birikimden ibaret bu durum.

Not; tabi ki ajans olarak sunduğumuz hizmetlerde bir tek ben çalışmıyorum. Belirtmeliyim ki in-house ve out source yani kurum içi ve dış kaynak olan 15 kişiden oluşan ekibimiz var. Uzmanlığın gerektirdiği şeylerden biris de ekip olmak. Her işi bir kişi yapamaz. Ya hademe olur bir insan çok şey bilince ya da genel müdür, CEO da diyebilirsiniz…

Dolayısıyla müşteri konumundayken yapmamız gerekenler; aradığımız şeyi çok iyi bilmek, bilmiyorsak bilen birisini bulmak ve ona güvenmek, gereklilikleri temel düzeyde araştırıp öğrenmek, işi uygulayanı ilk zamanlarda test etmek ve sonuçlarını görmek olmalı!

Yoksa; işi verdiğiniz ajans veya serbest çalışan (ki serbest çalışanlar size daha ucuza mal olur, ayrıca daha kaliteli iş çıkarma olasılıkları var!) denetlemediğiniz iş veya projelerde parayı harcadıktan sonra kafasına göre hareket edebilir. Paranız gider kısaca.

Ölçümleme gerçekten önemli. Ne kadar değer kazandırıyorlar size? İşin başlangıcında test etmek şart ajansları veya uzmanları… Ölçümleri de okumamız, raporu görmemiz gerekir. Yatırım getiriniz pozitif mi?

Yaşadığım bir olaydan örnek ile de bitirmek istiyorum. Bir müşterim bir keresinde hesaplarını analiz etmemi istedi. Ben de Analytics de dahil olmak üzere geniş kapsamlı bir analiz yaptım ve raporunu çıkardım. Müşterim daha önceki çalışmalarında çok fazla değer kaybetmiş. 2 ya da 3 yıllık süreç içerisindeyse reklam harcamaları da dahil olmak üzere 2–2,5 milyon TL’lik bir reklam, SEO, sosyal medya çalışmasında parasını resmen hiçe atmış. Çalışmaların sonuçlarını istediğimde getirememişti. Talep etmemiş hiç. Ama yapılan çalışmaların karşılığı en fazla 500 bin TL ederdi. Reklam harcamaları da dahil. Ajanslar kısaca değerden çok ceplerini düşünmüşler. Ama sözleşmeleri devam ettiği için ve ceza ödemek istemedikleri için ajanslardan da ayrılamadılar. :)


Eğitim ve danışmanlık çözümlerimiz için dijital pazarlama ajansı HYTürkyılmaz’a buradan ulaşabilirsiniz. Buradan yazamayacağınız yorumlar için de e-posta adresime buradan erişebilirsiniz!


Daha fazla şey araştırmak isterseniz bu konuyla ilgili;

Yatırım getirisi,

ROI: return on investment,

Ölçümleme,

Resmi test süresi,

Çalışan deneme süresi,

…gibi konulara bakabilirsiniz!