Yok öyle “şirin” tatil beldeleri…

Bayramda Kuzey Ege’nin nüfusunun 10'a katlandığı haber oldu. Ben de nüfusu katlamaya katkıda bulunmak üzere orada olanlardandım. Bence 10 filan az... Rahat 50'ye katlanmış olmalı bazı yerlerde.

Kuzey Ege’ye olan talebin nedenleri ayrı bir tartışma konusu.

Bana sorarsanız nedenlerden birisi güneyin pahalılığı… İnsanlar bir şişe suya 5 TL, ortalama bir yemeğe 100 TL ödeyecekleri güney bölgelere gitmekten vazgeçiyorlar haliyle. Kuzey Ege’de yaşamak, insanların geldikleri büyük şehirlerden bile daha ucuz.

İkincisiyse inşaat sektöründeki patlama elbette. Gelişen ekonomi, düşük faizler, gayrimenkul sevdamız sonucunda geçtiğimiz on yılda insanlar her yıl otele gitmek yerine yazlık satın almayı tercih ettiler.

Yaklaşık 20 yıl önce dayım aynı kararı aldığında Akçay (Balıkesir, Edremit) merkezden biraz uzaktı evi. Denize otun, samanın içindeki patikadan yürüyerek gittiğimizi hatırlarım. Şimdi oralar tamamen binayla dolu.

Yaklaşık 10 yıl önce ailem aynı kararı aldığında Akçay’dan daha uzakta, Zeytinli’de ev almıştı. Bulunduğumuz yerde henüz sadece bizim sokak vardı. Şimdi önü, arkası, sağı, solu binayla dolu. Geçtiğimiz yıl bomboş olan yanımızdaki arsada şimdi son derece lüks bir apartman yükseliyor.

Fakat ciddi bir sorun var bu tabloda: Plansız, programsız, “ruhsuz” yapılaşma.

Birincisi, neredeyse tüm apartmanların modeli aynı. Sekiz ön cephede, sekiz arka cephede olmak üzere on altı dairesi var. Bizim dairemizin olduğu apartman da aynı şekilde. Yanındaki ve yanındaki de… 20–30 yıllık evler hariç hepsi söyle. Hemen her dairede en az bir araba var. Bir de genelde yaşlı olan nüfusun çoluğu çocuğu, torunu tombalağı kendi şehirlerinden otomobilleriyle geliyorlar. Bir apartmanın önündeki 5–6 araçlık park alanına karşılık her apartmana 20 araç gelmiş. Sokaklar araba çöplüğü gibi. Manzara rezalet. Trafik de öyle; zira caddeler zaten böyle bir nüfusu kaldıracak gibi değil. Anayollar bile kaldırmıyor. Küçükkuyu-Akçay arası 30 km ve bu mesafeyi trafik ışıklarının da etkisiyle tam bir buçuk saatte kat edebildik.

İkincisiyse şu: O şirin beldeler artık Ankara Yenimahalle ya da İstanbul Bahçelievler’den farklı değil. Yeni yapılan binaların tümü bildiğimiz büyükşehir mimarisi. Yazlık bir beldede görmeyi düşündüğünüz o manzara yok. Şehrinizde ne görüyorsanız orada da aynısı. Gözlerimizi İstanbul’da kapatıp oradaki bir sokakta açsalar, şehir değiştirdiğinizin farkına varmazsınız.

Eski yapılar hâlâ yazlık havasında. Büyük balkonlar ya da teras, ahşap panjurlar ya da doğramalar, balkona açılan bir mutfak, geniş bahçeler, bahçe girişlerinde musluklar (hem sulama amaçlı, hem de insanlar plajdan dönünce ayaklarını yıkarlar bu muslukta)… Yeni apartmanlarda Fransız balkon var yahu… Yazlık ya orası? Fransız balkon nedir arkadaş? Boydan boya pencere yapmışlar odaları. Manzara ne peki? Diğer apartman. Mahremiyet kaygısıyla perdeler de hep kapalı zaten. Bahçe yerine mermer (lüks) ya da taş döşenmiş. Yeşil yok. Ağaç yok. Taştan bir yüzey o kadar.

İşin tuhafı fiyatları da çok farklı değil. Yan tarafımıza yapıldığını söylediğim yeni binanın bir dairesi 350.000 TL’ye satılmış.

Hepsini anladım, kendimce mantıklı nedenlerle açıkladım ama bunu hiç anlayamadım işte.

  1. Kiraya verilerek gelir getirebilecek bir yer değil. İYazları yazlığına gelen biri zaten evini kiraya vermez. Verse dahi ne kadara verecek? Net gelirler yaklaşımıyla, yıllık faizin %10 olduğu kabul edilirse böyle bir evin aylık kirası en az 4000 TL olmalı (masraflar da dahil, kabaca).
  2. İnsanın 350.000 TL’ye ev alarak yerleştiği bir yerde iyi bir iş imkanı olmalı. Sadece bayramlarda dolup taşan, güney gibi sezonu 6–7 ay değil, sadece 2–3 ay olan bir yerde insan ne işi yapabilir? Ne kadar kazanabilir? Ki oraya yerleşmenin, orada mülk edinmenin bu fahiş bedelini ödeyebilsin.

Kalabalığı bir kenara bıraktım. Bayram zamanı… Bu bir çile artık. “Tatilcinin gidiş / dönüş çilesini” kanıksadık, fakat bu beldelerin ruhlarını öldürme olayına katlanamıyorum bir türlü.

350.000 TL ne ya? Hâlâ inanamıyorum.

Şunu da şöyle koyayım:

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Tevfik Uyar’s story.