Öldürmenin İyi Yolu Yoktur

İşte bir fotoğraf, arkada pastel tonlarında maviye boyalı bir bina, lalelerin açtığı bir bahar günü, yüzler gülüyor, hatta gururlu bir gülümseme denebilir. Beyaz önlüklüler de, takım elbiseliler de gülümsüyor. Tabelayı okumazsanız, yaptıkları işin, gurur duydukları işin ne olduğunu bilmezseniz ortada bir sorun göremezsiniz. Fakat tabela orada duruyor “Çorlu Mezbahası”.

Fotoğraftaki kişilerden biri Hürriyet gazetesi yazarı Ayşe Arman. Ne tabela ne de içeride yapılanlar onun için sorun teşkil etmiyor. Buradan ayrıldıktan sonra yazacağı yazıyı “Tüm Türkiye’ye örnek olması ve bu tür mezbahaların artması dileğiyle…” diye sonlandıracak. Sebebi bu mezbahanın “acısız kesim” yöntemini uygulamak üzere “modernize edilmiş” bir mezbaha olması. Bir yandan hayvanları öldürmeye devam ederken, onların canlarını kendi damak zevki uğruna almaya devam ederken, bir yandan da “modernize edilmiş” mezbahalarda öldürüldükleri için kendisini kötü hissetmesine gerek kalmayacak. Ne de olsa, 7 yıl önce, modernize edilmemiş, “acılı kesim” yapan mezbahalardan birine gitmiş ve itiraz etmiş.

30 Nisan 2017, Hürriyet Pazar

Gazetede, mavi arka planda tekrar gördüğümüz kişi ise Prof.Dr.Tamer Dodurga. Daha önce İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı imiş, şimdi ise Tekirdağ Belediyesinde başkan yardımcısı olmuş. Arman’a göre “müthiş bir adam”. Bu müthiş adam aynı zamanda meşhur hayvan örgütü HAYTAP’ın (Hayvan Hakları Federasyonu) onursal üyesiymiş. Bu “müthiş insan” ayrıca acısız kesim yönteminin toplumca benimsenmesi için kurulmuş Canlı Dostları Ağı Derneği’nin de başkanıymış. Adında “Hayvan Hakları” geçen bir derneğin onursal üyesi ve “Canlıların Dostları” derneğinin başkanı olan bu kişi 2009 yılında “Acısız Kesim Çalıştayı” adı altında bir toplantı düzenlemiş. Bu toplantıya yaptığı çağrıda şöyle yazıyor:

Et yemeğe mecbur olabiliriz ama bu amaçla kestiğimiz hayvanlara acı çektirmeye mecbur muyuz? Tabi ki hayır… (İmlasına dokunmadan, Haytap’ın sitesinden)

Bugün 2017 yılında, ne “et yemeye” ne de herhangi başka bir hayvan salgısını ya da çıktısını kullanmaya mecbur olmadığımızı çok iyi biliyoruz. 2009 yılında da bu biliniyordu. Ne yaşamak için, ne de sağlıklı olmak için hayvanları kullanmaya ihtiyacımız yok. Ancak bu korkunç yalan adı sözümona Hayvan Hakları Federasyonu olan bir kurumun sayfasından yayınlanıyor. Bu basit bir yalan değil, bu yalanla ölüme yollanan milyarlarca hayvan var. Ve hayvanları savunduğunu iddia edenler bu yalana platform sağlıyor.

Elbette, bu kurumların hayvanları savunduğu da başka bir yalan. Öyle olmasaydı, “hayvanları kendi keyfimiz için hangi yöntemle öldüreceğiz?” konulu bir toplantı çağrısı nasıl olur da sitelerinde yer alabilirdi? Dahası akademik kariyerini ve ardından da belediyedeki görevini “Acısız Kesimin Topluma Benimsetilmesi” ve “Koyunculuğu Geliştirme Projesi” gibi alanlara ayırmış bir kişi nasıl bir “Hayvan Hakları Federasyonu”nun onursal üyesi olabilirdi?

Çekilişle “damızlık hayvan” dağıtan “Hayvan Hakları Savunucusu”(!)

(HAYTAP sadece bu kişinin yazılarına platform sağlamakla kalmıyor. Daha önce bu linkteki yazıda anlatıldığı üzere kurban bayramlarını da “acısız kesim” meselesini gündeme getirmek için kullanıyor. Yani bu “acısız kesim” görüşü HAYTAP’ın aktif olarak savunduğu bir görüş. Bu konuda yalnız da değil, pek çok sözde “hayvan savunucusu” hayvanları kullanmaya devam ediyor ve bu “acısız kesim” ve “mutlu sömürü” propagandasına katılıyor.)

“Siz ne öneriyorsunuz?” diye soruyor Ayşe Arman. Şöyle cevaplıyor Dodurka:

Tabii ki acısız kesimi! Bayıltarak kesmeyi. Hayvanın ölümü yine kesilme neticesi oluşan kan kaybından olacak, yine kanı boşaltılacak ama hayvan acı çekmeyecek […] hayvan, kafasına giren milin farkına bile varamadan bilincini kaybediyor.[…] Bu işlem, hayvanda hayati fonksiyonlarına etki etmeden, yani onu öldürmeden bilinç kaybına neden oluyor. Hemen ardından, bıçakla boğazı kesiliyor ve kanı akıtılıyor.

Arman ise gözlemlerini şöyle aktarıyor:

Çorlu’ya gittiğimde gördüğüm manzara… Hayvan, çok seri halde bayıltıldı.Ayağından asıldı ve gırtlağı kesildi. Elbet ideal bir manzara değil ama en azından hayvanın acı çekmediğini, debelenmediğini görüyorsunuz.Canlı ama baygın.

Kafasına giren milin farkına bile varmıyor.

Hemen ardından, bıçakla boğazı kesiliyor.

Kanı akıtılıyor.

İdeal bir manzara değil ama…

…ama damak zevkimizden, alışkanlıklarımızdan vazgeçmek, hayvanların hayatlarını 5 dk.lık hazzımız için ellerinden almaya son vermek yerine onları bizi daha az rahatsız eden bir yöntemle öldürdüğümüz için kendimizi daha iyi hissedebiliriz.

Yanlış olan bir davranışı, doğru bir şekilde yapamazsınız.
Ve zevk için hayvan öldürmek yanlıştır.

“…en azından…”

Sonra Dodurga şunları söylüyor:

“ İnanır mısınız, bazı hayvan severlerden bile tepki aldık. Onlar da, “Acısız bile olsa, herhangi bir kesim yöntemini savunmak hayvanın kesilmesini/ölümünü onaylamak anlamına geliyor” dediler! Bizim, hayvanların kesimine engel olabilmemiz mümkün değil. Et yiyen bir milletiz.”

İnanır mısınız(!) “Acısız bile olsa, herhangi bir kesim yöntemini savunmak hayvanın kesilmesini/ölümünü onaylamak anlamına geliyor” demişler. Oysa o yıllarca hayvanlar öyle öldürülmesin de şöyle öldürülsün diye emek vermiş, Hayvan Hakları Federasyonu(!) onursal üyesi ve hayvan severler (ne demekse bu) ona hala tepki gösteriyorlar. İnanılmaz çünkü biz “et yiyen bir milletiz.”

Oysa insan hakları söz konusu olsa böyle sözler etmeyiz. Şüphesiz, dünyanın her yerinde olduğu gibi içinde yaşadığımız coğrafyada da korkunç suçlar işleniyor, cinayetler işleniyor, tecavüz olayları yaşanıyor, şiddet had safhada. Fakat bunlara bakıp “cinayetlerin, tecavüzün, şiddetin önüne geçmek mümkün değil, biz de o yüzden bunların daha acısız biçimlerini destekliyoruz” demiyoruz ya da diyen biri olsa şüphesiz bu kişinin saçmaladığını ve aslında bu şiddet biçimlerini toplumun gözünde meşrulaştırmaya çalıştığını düşünürdük.

Diyelim ki insan hakları ile bir benzetme yapmayı haksız buluyorsunuz. O halde hayvanlarla ilgili bir paralellik kurayım. Örneğin zaman zaman belediyelerin sokakta yaşayan köpekleri öldürdükleri haberlerini alırız. Buna pek çoğumuz tepki gösteririz. Peki ya bir hayvan derneği ya da köşe yazarı çıkıp “Belediyelerin bu tarz uygulamalarını engellemek mümkün değil. Biz sokak hayvanlarını sevmeyen bir milletiz. Ne yaparsak yapalım ya belediyeler ya da mahalleli köpekleri öldürüyor. Biz o yüzden ani ölüm getiren zehirleri savunuyoruz.” yazsa ne düşünürdünüz? “Asıl meselenin belediyelerin sokak hayvanlarını nasıl öldürdüğü ya da hangi zehri kullandığı değil, bu hayvanları öldürmesi” demez miydiniz? Bu derneğin ya da bu köşe yazarının belediyelerin sokakta yaşayan hayvanları öldürmelerini meşrulaştırdıklarını, yeni bir kılıfa sokup kabul ettirmeye çalıştıklarını düşünmez miydiniz?

Arman’ın ve Dodurga’nın yaptığı da başka bir şey değil. “Et yiyen bir milletiz” basitliğine sığınıp kurdukları mezbahaları (insanların damak ve giyim zevklerini tatmin etmek amacıyla hayvan öldürmek için kurulmuş tesisleri) “hayvanlar için iyi” olarak sunuyorlar.

Böylece asıl tartışmayı, hayvanların mal statüsünü, hayvanları insan zevklerini tatmin etmek için kullanmanın ve öldürmenin ahlaken yanlışlığını tartışmanın dışına taşıyıp, tartışmayı “helal kesim — acısız kesim” ikiliğine sıkıştırmak istiyorlar. İstiyorlar ki, hayvan hakları savunucuları oturup onlarla birlikte “kendi zevklerimizi tatmin etmek için hayvanları öldürmenin hangi yolunu seçmeliyiz?” diye tartışsın. İstiyorlar ki, işkenceyi gösterdiler diye, bir başka işkenceye, ölümü gösterdiler diye başka bir ölüme razı olalım.

Masum Kesim Yoktur

Bu fotoğrafı buraya koyduğum için çok çok üzgünüm. Arman ineğin yaşamındaki son anları seyrediyor. Arkasından gülümseyerek fotoğraf çektirecek ve bu mezbahayı öven bir yazı yazacak.

Hayvanlar, hayatlarının farkında olan, acıyı ve hazzı hisseden, yaşamlarının değeri olan varlıklar. Onların canlı ve ölü bedenlerini insan zevklerinin bir aracı haline getirirken bir de bunu “iyi” bir şekilde yaptığımızı iddia edemeyiz. Yanlış olan bir davranışı, doğru bir şekilde yapamazsınız. Ve zevk için hayvan öldürmek yanlıştır.

“Acısız kesim”, “serbest gezen tavuk yumurtası”, “kafessiz yetiştiricilik”, “organik hayvancılık”, “sürdürülebilir hayvancılık” ve daha bir çoğu hayvanları kullananların içlerini rahatlatır, böylece daha rahat biçimde hayvan bedenlerini ve beden salgılarını kullanırlar. İçleri rahatlar. Böylece daha çok hayvansal ürün tüketirler, ya da özellikle “acısız kesim” vs. uyguladığını söyleyen markaları tüketirler. (Sonuçta Ayşe Arman ve Haytap dahi bu ürünleri onaylamıştır!) Bu seçimleriyle hayvanlar için olumlu manada “fark yarattıklarına” bile inanırlar!

Hayvanlar bayıltıldıklarından daha az çırpınırlar, ölü bedenleri hasarsız olarak “elde edilir”, daha az iş kazası yaşanır, ortalık daha az kirlenir, öldürme süresi azalır, böylece daha az çalışanla, daha seri bir biçimde daha fazla hayvan öldürmek mümkün hale gelir. Böylece maliyetler düşer.

Yani hem hayvanları kullananlar bu işten karlı çıkar hem de hayvanları öldürme işini yapanlar. Hayvanlar ise insanların birkaç dakikalık damak zevkleri için tutsak bir hayata getirilip “hayvan hakları federasyonu onur üyeleri” tarafından övülen mezbahalarda öldürülürler. Milyarlarcası.

Çözüm: Veganlık ve Veganlık Savunusu

Arman 7 yıl önce ziyaret ettiği bir başka mezbahadaki gördüklerinin kendisini çok etkilediğini ve hayatı boyunca orada gördüklerini unutamayacağını söylüyor. “Ben orada bir katliam gördüm” diyor. Fakat bir katliamı katliam yapan cinayetlerin nasıl işlendiği değildir ki! Övdüğü bu mezbahada hayvanlar daha sessiz, daha hızlı, daha hesaplı ve en kötüsü de sözde hayvan savunucularının onayıyla öldürülecek. Sessiz katliam, hızlı katliam, temiz katliam.

Ve bunlar tek bir mezbahayla ve sadece mezbahalarla sınırlı değil. Her yıl dünyada en az 56 milyar kara hayvanı ve trilyonlarca deniz hayvanını öldürüyoruz. Bir o kadarını insanlar tarafından kullanıldığı ve ardından da öldürüldüğü bir hayata getiriyoruz. Hayvanları umursuyorsak, onları kullanmayı sürdürmenin daha iyi bir yolunu nasıl buluruz diye sormayız. Hayvanlar biraz olsun umrumuzdaysa soru “onları kullanmaya nasıl son veririz?” olmalı.

Hayatta kalmak ve sağlıklı olmak için hayvanları kullanmaya ihtiyacımız yok.

Tekrarlıyorum: Hayatta kalmak ve sağlıklı olmak için hayvanları kullanmaya ihtiyacımız yok. Bugün saygın tıp kurumları saygın bilimsel araştırmalara dayanarak bunu açıkça beyan ediyorlar. Sapasağlam ayakta milyonlarca vegan da bunun yaşayan kanıtı. Hatta hayvanları kullanmaya devam ederek, hayvanları tutsak edip öldürmemizin yanı sıra kendi sağlığımızı bozduğumuz ve çevreyi hem kendimiz hem de hayvanlar için yaşanamaz hale getirdiğimiz dahi biliniyor.

Hayattan keyif almak için de hayvanları kullanmaya ihtiyacımız yok. Vegan sofralar da vegan bir yaşam da gayet keyifli ve eğlencelidir.

Hayvanları kullanmaya devam etmek için “buna mecburuz” bahanesine sığınmak mümkün değil. Buna mecbur değiliz. Bir yandan hayvanları önemsediğimizi iddia ediyor, bir yandan da onların yaşamlarını hiçbir zorunluluğumuz olmadığı halde, tamamen kendi zevkimiz için ellerinden alıyoruz.

Ve “bir şey değişmez, en azından…” kolaycılığına da kaçamayız. Veganlık tutarlı ve anlamlı bir duruştur. Hayvanları kullanmayı bırakır ve çevrenize bunun sebeplerini anlaşılır bir biçimde anlatırsanız toplum bu yönde değişir. Ve o zaman hayvanlar için gerçek anlamda bir değişim gerçekleştirebiliriz.

Eğer Dodurga yıllarını hayvan öldürmenin bir biçiminin tanıtımına harcamak yerine vegan olsaydı ve veganlığı anlatsaydı artık gazetelerde “Hayvanları nasıl öldürmeliyiz?” yerine “Hayvanları öldürmek mi öldürmemek mi? Hayvanları kullanmak mı kullanmamak mı?” tartışması yapıyor olabilirdik.

Eğer Arman, 7 yıl önce gittiği mezbahadan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek yerine vegan olmaya karar vererek ayrılsaydı ve milyonlarca kişiye ulaşan köşesinden veganlığı anlatsaydı şu an “hayvanları nasıl öldürmeliyiz?” yerine “Hayvanları öldürmek mi öldürmemek mi? Hayvanları kullanmak mı kullanmamak mı?” tartışması yapıyor olabilirdik.

Bunun yerine öldürülen hayvanlarla poz vermeyi, onları öldürmenin bir yolunu övmeyi ve hayvanları kullanmaya devam etmeyi seçtiler. Seçimi onlar yaptılar, ancak bedelini hayvanlar ödüyor.


Şimdi. Siz de hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam ederseniz, bu döngü sürüp gidecek. Oysa hayvan kullanımını hemen bugün hayatınızdan çıkarabilirsiniz. İşte size yardımcı olabilecek gayet yeterli bir kaynak:

www.VeganOluyorum.com

Ve eğer vegansanız, veganlığı aktif bir şekilde savunarak, etrafa anlaşılır ve ikna edici bir biçimde anlatarak, toplumdaki tartışmayı değiştirmek için üstünüze düşeni yapabilirsiniz. Ancak o zaman hayvanlar için “acısız” bir yaşamı önemseyen biri gibi davranmış olursunuz.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.