“İlk Vegan Kumaş” ve Protein Mitleri

“Ürettiğimiz 146 farklı kumaş türünde hayvansal bir içerik yani protein bulunmadığını belgelemiş olduk. Üretim süreçlerimizde doğaya ve canlılara zarar vermeden devamlılık sağlıyoruz. Çok sayıda küresel marka ürünlerinde TR ile başlayan sertifikamızı vurgulayacak”

Üreticinin bu beyanı, veganlar arasında coşkuyla kutlanmaya devam ediliyor. Bu beyanla birlikte, şimdiye kadar hemen her veganın çevresine içtenlikle anlattığı, “vegan giyinmek gayet kolay; deri, kürk, yün, ipek gibi hayvan bedeninden elde edilen maddelerin olmadığı kumaşlar vegan” bilgisi anında unutularak, “proteinsiz Türk kumaşı” gibi son derece tuhaf ve problematik bir ifade, dört bir yanda yaygınlaştırılıyor.

Doğruluk payı nedir?

Öncelikle, 1944'ten beri tüm dünyada yaygınlaştırılan ve hayvan bedenleri üzerinden beslenip giyinmeme yaşam pratiğini üstlenen veganlık kavramı, elbette kumaşların da hayvan bedeni parçaları ya da salgıları içermemesini kapsıyor; bu bilinmeyen bir durum değil. Birçok yiyecek, giyecek, ayakkabı ve kozmetik ürünü için vegan sertifikası alınmasına rağmen kumaş için alınmamış olması da tesadüf ya da ihmal değil; çünkü %100 bitkisel kaynaktan üretilen bir kumaş, sonradan geçirildiği birtakım temizlik ve ağartma işlemlerinde hayvansal katkı kullanılmadığı sürece, zaten vegan.

Gelelim bu haberin asıl sıkıntılı kısımlarına.

Üretici haberi her yere “hayvansal olmayan, yani *proteinsiz* kumaş” diye yayıyor. Bu beyan, olabilecek en yanıltıcı beyan. Protein, ökaryotik hücrelerin, yani hayvan, bitki ve mantar hücrelerinin yapı taşlarındandır ve elbette hepsinde bulunur. Kumaşın vegan olduğunu ve vegan sertifikasını vurgulamak isteyen ve muhtemelen veganlığın ne olduğu konusunda hiçbir şey bilmeyen üreticinin, hayvansal herhangi bir şey kullanmadığını iddia ettiği kumaşını “proteinsiz” diye tanıtmaya çalışması anlaşılabilir bir şey. Peki ya veganların, artık duymaktan ve açıklamasını yapmaktan bıktıkları “proteini nereden alıyorsunuz?” sorusuna rağmen, haberi bu problematik dille birlikte yaygınlaştırıp “veganlar proteinsiz kalır” mitini daha da yerleştirmesine ne demeli?

Cemiyetçilik ve milliyetçilik demeli.

Birinci his biraz yakın tarihsel. Gerçekten de yakın zamana kadar veganlık pek bilinmiyordu ve bir yerlerde “vegan” kelimesi geçtiğinde heyecanlanıyor, eleştirel gözü sonraya saklıyorduk. Bu zamanlardan kalan, azınlık olma kaynaklı bir “cemiyeti muhafaza etme” hissi halen mevcut belli ki. Hattâ naveganlar tarafından da seziliyor olsa gerek ki, bir navegan vegan olmaya karar verdiğinde bunu “aranıza ben de katılıyorum” şeklinde ilân ediyor. Tamam, bunlar halen naveganların çoğunlukta olduğu bir dünyada motivasyon unsurları olarak görülebilir. Ama artık vegan kelimesi ana akım medya da dahil birçok platformda anılmaya başladığına göre, bu kelimeyi duymaktan duyduğumuz heyecanı bir kenara bırakıp, nasıl anlaşıldığına ve nasıl tanıtıldığına odaklanmamızın zamanı gelmedi mi? Hayvansal içeriği olmasın diye yıllardır emek verip topladığımız bilgiler ışığında özenle seçtiğimiz giysilerimizin kumaşlarının zaten vegan olduğu gerçeğini bir yana bırakıp, vegan kumaş sadece bir ipek firması tarafından üretiliyormuş gibi davranmayı, “vegan kumaş = proteinsiz kumaş”, yani “veganlık = proteinsiz yaşam” gibi bir safsatanın daha da yaygınlaşmasına göz yummayı istiyor muyuz gerçekten?

Ayrıca, yıllardır ipek böceklerini katlederek salgılarını kendisine hammadde yapmış ve halihazırda yapmaya da devam eden bir firmanın sanki tek vegan kumaşı kendisi üretiyormuş gibi uyguladığı pazarlama taktiği, birçok vegan tarafından “vegan kumaşı Türkler icat etti” düşüncesiyle benimsenip yayılıyor. Ana akım medyada geçen “52 ülkede Türk vegan kumaşı satılacak” haberi, “Türk önde Türk ileri” mottosuyla büyümüş ve yaşam hedefleri arasına ilkokuldan beri “milletini gururlandırma” maddesi işlenmiş, temelinde birçok ayrımcılık yatan bu milliyetçi tuhaflıklara eleştirel bakma fırsatı ya da merakı edinememiş veganların bir hayli koltuklarını kabartmış olacak ki, “ilk vegan kumaş icat edildi” ve “vegan, yani proteinsiz kumaş” gibi yalan yanlış ifadeler duyulmamış bile.

Veganlık bir uluslar mücadelesi değildir. Veganlık bir pazarlama stratejisi de değildir. Veganlık, insan ve insan harici her hayvanın temel hakkı olan, başkalarının malı ve kaynağı olarak görülmeme hakkına saygılı davranmanın yaşam pratiğindeki karşılığıdır. Hayvanları odağımızda tutmaya, eleştirel gözümüzün filtresini temel haklardan ve dürüstlükten oluşturmaya devam edelim ki, hiçbir kişi ya da kurum, hayvanların haklarını elde etmeleri için sarf ettiğimiz emeği, hislerimizi, düşüncelerimizi ve söylemlerimizi, insanları kandırıp paralarını cebe indirme aracı olarak kullanmaya, bunu yaparken de nasıl yaşadığımızı araştırmaya dahi tenezzül etmeyip “vegan = proteinsiz” gibi cehalet dolu bir ifadeyi döndürüp bize satmaya cesaret edemesin.

Vegan bir dünyayı ne devletler, ne kurumlar, ne de şirketler inşa edecek. Vegan bir dünyayı umutla, sabırla, elinden geleni ardına koymadan, durup dinlenmeden veganlığı yaygınlaştıran biz veganlar inşa edeceğiz. Bizden öğrendiğinin özensiz müsveddelerini önümüze getirip ahlâki mücadelemizden kâr elde etmeye çalışanlara karnımız tok.