Allah’a Teslimiyet ve Tefekkürün Zirvesi: İtikaf

Photo by Annie Spratt on Unsplash

Allah Rasulü Ramazan’ın son on gününde nefis muhasebesinin, Allah’a teslimiyetin ve tefekkürün zirvesi olan itikâfa girerdi. İtikâf bir mescitte ibadet niyetiyle ve belirli kurallara uyarak inzivaya çekilmek demektir. Peygamber Efendimiz bizim de manevî bir atmosfer içinde, nefsimizin tahakkümünden sıyrılmamızı istiyordu. Bu bakımdan nefsimizi tezkiye ederek arındırmamız için bizleri de itikâfa teşvik etmiş, ecdadımız da bu itikâf geleneğini sürdürmüştür.

Sünnet-i kifâye olan bu ibadet keşke günümüzde de ifa edilmeye devam etse. Belki hayatın eskiye göre çok daha hızlı oluşundan, belki biraz tembelliğimizden itikâf, günümüzde unutulmaya yüz tutan bir ibadet hâlini almıştır. Hâlbuki, en kuvvetli rehabilitasyon metotlarıyla boy ölçüşebilecek olan itikâf ibadeti, mü’minin, yenilenerek daha güçlü, maneviyatı daha sağlam hâlde hayatın içine karışması için ne kadar önemlidir!

O hâlde dünya meşgalesinden birazcık olsun kendimizi çekerek itikâflarımızla gündüzleri şehâdet alemine, geceleri gayb âlemine bağlanmaya ne dersiniz?

(Soner Gündüzöz, Orucu Anlamak, Ankara-2012, s.103–104)