Aşk üzerine — Aristofanes

Yilmaz Guleryuz
May 5 · 7 min read

Komedya’nın Babası olarak da bilinen , Platon’un Symposium [189–193] adlı eserinde yine kendine özgü bir tarzda bir konuşma yapar. Bu sefer konu, Aşk üzerinedir!
Okumakta olduğunuz bu konuşma, işte bu kitaptan alıntılanarak derlenmiş bir bölümdür. Kaynak olarak da, G. Theodoridis’in ustaca hazırladığı kullandım.

Güle Güle okuyun, okutun…

Aristofanes’in Aşk üzerine konuşması

Bence insanlık, aşkın gücünün farkına varamadı henüz. Öyle diyorum çünkü, bu tanrının ne denli güçlü olduğunun farkında olsalardı eğer, onun için görkemli tapınaklar inşa ederlerdi ve adına büyük törenler düzenleyip nice kurbanlar adarlardı. Şimdiye dek öyle bir şey yapmadılar maalesef. Oysa ki, her şeyden daha öncelikli olarak bunları yapmış olmaları gerekirdi!

Çünkü, bu tanrı, tüm tanrıların en insancıl ve en hayırsever olanıdır! Aşk, insanın yardımcısıdır ve mutlu olmasına engel olabilecek her şeye karşı en iyi çaredir.

Ben yine de bu tanrının gücünün kapsamını anlatmaya çalışayım bari, böylece siz de bunları başkalarıyla paylaşırsınız. Fakat her şeyden önce, insanın doğası ve katlandığı nice acılar hakkında konuşmam gerekiyor.

Çok eski zamanlardaki insanın doğası, bugünkünden çok farklıydı. Başlangıçta, sadece iki değil, üç çeşit cinsiyet var idi. Kadın ve erkek dışında, yani bu ikisinin karışımı olan üçüncü bir çeşit. Hem kadın hem erkek özellikleri taşıyan bir cinsiyet idi bu, fakat maalesef günümüzde yok artık bu tür. Ancak bu türün ismi, ‘hemafrodit’ yani ‘çift cinsiyetli’, günümüzde de kullanılmaktadır halen. Fakat bu isim, daha çok aşağılama ve küçümseme amacında söylenmektedir. Her neyse işte, asıl konuya dönelim biz. Eski zamanlarda insan, kocaman bir çember şeklinde her tarafı yuvarlak halde olan bir yapıya sahipti. Ve hatta, dört adet kolu ve bir o kadar da bacağı var idi. Ve bir adet kafa her biri diğer tarafa bakacak şekilde iki adet surata sahip bir şekilde boynunun üzerine yerleştirilmişti. O halde, dört adet kulağı, set halinde iki adet cinsel organı da var idi. Yani, tam zıt taraflara bakan ve birbirine yapışmış halde olan ve her şeye sahip iki beden görünümündeydi. Ve hatta, dilediği zaman şimdiki insanlar gibi yürüyebilmekteydi, ve bunun ötesinde sadece düz yolda değil fakat hem yukarı-aşağı hem de ileri-geri hareket edebiliyordu. Zira, hızlı koşmak istediği zamanlarda, uzuvlarının sekizini de kullanarak ve yuvarlanarak hareket edebiliyordu, yani perende atanlar gibi işte.

İşte insanlar, başlangıçta böyle bir şekile ve üç farklı cinsiyete sahiplerdi. Ve üç çeşitlerdi çünkü, erkek olan Güneş’in oğlu iken, kadın olan yeryüzünün kızıydı, ve karışık olan cinsiyet ise Ay’ın çocuğuydu. Çünkü Ay, yapısı itibariyle hem yeryüzü hem de güneşi barındırmaktadır.

Yuvarlak bir yapıya sahiplerdi, ve ataları gibi, daha çok yuvarlanarak hareket ederlerdi. Müthiş bir dirence ve güce sahiplerdi, fikirleri de bir o kadar muazzamdı. Öyle güçlüydüler ki, tanrılara saldırmaya bile kalkıştılar. Homer’in anlattığı hikayede bahsedilen Devler olan Ephialtes ve Otus gibi yaptılar, gökyüzüne tırmanarak tanrıların makamını ele geçirmeye çalıştılar.

Bu yüzden, Zeus ve diğer tanrılar acilen bir araya geldiler, ve buna karşı ne yapacaklarına dair düşünmeye başladılar.

Devlere yaptıklarının aynısını, yani hepsini yok ederek bütün ırkı tümden ortadan kaldıramazlardı elbette. Çünkü öyle yaparlarsa, tanrılara ibadet edecek kimse kalmazdı o zaman. Fakat yine de, tanrılar bu insanların küstahlıklarından iyice bezmişlerdi, ve bu soruna bir an önce iyi bir çözüm bulmak gerekiyordu.

Ve uzun uzadıya düşünüp kafa yorduktan sonra, en iyi çözüm fikri tabii ki de Zeus’tan geldi! Ve dedi ki;

“Zannediyorum, ben çözümü buldum! Onların haddini bilmez kibirli hallerini ellerinden alacağım, ve bize karşı daha saygılı bir hale getireceğim. Yaşamalarına izin vereceğim fakat, onları ortadan kesip ikiye ayıracağım! Böylece güçlerini azaltırken, sayılarını da çoğaltmış olacağım. Ve sonuç olarak da, bize ibadet edenlerin ve kurban adayanların sayısı da çoğalmış olacak.

Bu, onları sadece iki ayak üstünde yürümeye mecbur edecek tabii. Fakat buna rağmen, küstahlıklarına devam ederlerse eğer, vay hallerine vay, işte o zaman onları bir kez daha kesip ikiye ayırırım, işte o zaman da tek ayak üstünde sekmek zorunda kalırlar!”

Bunları söyledikten sonra, hemen eyleme geçti ve bütün insanları ortadan ikiye ayıracak şekilde kesiverdi. Hani turşusunu yapmak için elmayı kestiğimiz gibi yani, veya haşlanmış yumurtayı iplikle ikiye ayırdığımız gibi.

Hepsini ortadan kesip ikiye ayırdıktan sonra da, her bir yarımı Apollo’ya verdi. Başlarını kesilmiş tarafa doğru çevirmesini istedi, ve böylece insanlar, yarı kalmış hallerini görerek gelecekte daha iyi davranmayı öğrensinler diye.

Ve sonra da, Apollo’ya, yeni kesilmiş yaraları iyileştirmesini de buyurdu. Apollo da bu emri yerine getirmek için, hemen işe koyuldu tabii. Öncelikle, yarım insanın yüzünü, vücudun kesilen tarafına doğru çevirdi. Sonra da, deriyi çekiştirerek vücudun açık olan tarafını kapattı, hani iplerinden çekiştirilip büzülen cüzdan gibi yaptı işte. Bütün deriyi çekiştirip ortada topladıktan sonra da, bir güzel düğümleyip bağladı. İşte tam ortadaki bu bölgeye, göbek deliği denmektedir halen.

Bundan sonra, oluşan bütün kırışıklıkları düzleştirmeye girişti, ayakkabı tamircisi deriyi nasıl döverse aynen o şekilde işte, vurdukça vurdu. Her tarafı düzleştirdi, fakat sadece göbek etrafında bir miktar kırışıklık bıraktı, ki onları gördükçe küstahlığımızı hatırlayalım diye.

Böylece bu ayrıştırma tamamlandıktan sonra da, birbirinden ayrılan her yarım, ayrılmak zorunda kaldığı diğer yarısını tutkuyla özlemeye başladı. Ve kavuştuklarında ise, birbirlerine sıkıca sarılırlardı, tekrar bir olabilme ümidiyle sımsıkı sarılı halde kalırlardı.

Ve hatta, bu kucaklaşmaları öyle uzun sürerdi ki, yemek gibi temel ihtiyaçları bile unutup açlıktan öldükleri bile olurdu. Birbirlerini bir an bile bırakmadan öylece sarılı halde kalırlardı.

Yarımlardan biri öldüğünde ise, hayatta kalan yarım, hiç beklemeden başka bir yarım aramaya koyulurdu. Günümüzde adlandırdığımız türler olan kadın veya erkek ararlardı, hangi türden olursa olsun uygun bir yarım bulduklarında ise, yine aynı şekilde tekrar bir olma ümidiyle sıkıca sarılırlardı. Kucaklaşmaları devam ettikçe de, açlıktan ölümler arttıkça arttı tabii.

Ve sonunda, Zeus bu durumlarına acıyarak mevzuya bir kez daha el atmak zorunda kaldı, fakat bu sefer daha değişik bir yöntem uyguladı. Arka tarafta olan cinsel organlarının yerini değiştirerek ön tarafa yerleştirdi. Böylece, kucaklaştıklarında rahat üreyebilsinler diye, yani önceden olduğu gibi tohumlarını çekirgeler gibi sağa sola serpiştirip heba etmesinler.

Cinsel organları ön tarafta olduğu için de, Zeus onlara üreyebilme ve çocuk edinebilme yetisi de vermiş oldu. Bir erkek bir kadınla birleşebiliyor ve böylece insanlar soylarını devam ettirebiliyordu artık. Bir erkek başka bir erkeği arzuladığında ise, benzer bir şekilde birleştikten sonra günlük hayatına devam edebilmektelerdi.

Birleşip tekrar bir olmak için doğuştan gelen bu ihtirasımız, kadim zamanlardaki halimize yani özümüze dönme isteğinden kaynaklanmaktadır. Yani iki cinsiyeti birleştirerek gerçek doğamıza kavuşma arzusudur.

Böylece her birimiz, aslında öncelerde birleşik olan bir yapının yarısı olmaktan ibaretiz, ortadan kesilip ikiye ayrılmış yassı balıklar gibiyiz yani. Her bir işaret, sürekli olarak bir diğerini aramaktadır. Yani diğer yarımızı bulup birleşmek ve tekrar bir bütün olma çabasındayız sürekli.

Velhasıl, karışık olan yapıdan kesilip ayrılanlara “çift cinsiyetli” denmektedir. Ve bu türden gelen erkekler kadınlara, kadınlar da erkeklere karşı müthiş bir arzu duymaktadır. İşte zina yapanlar daha çok bu gruptakilerden çıkar, çünkü sürekli bir şehvet halindedirler.

İki tarafı da kadın olan türden gelen kadınlar ise, sadece kadınları arzulamaktadırlar ve erkeklere karşı hiç bir ilgileri yoktur. İşte bu gruptan olan kadınlara da “lezbiyen” denmektedir.

Fakat, erkek yarımdan gelen kadınlar, kendileri genç yaşta iken olgun erkeklerin peşinde koşarlar. Ve kendileri de kısmen erkek oldukları için, erkeklerle birlikte olmaktan hoşlanırlar. Bu gruptakiler daha çok genç oğlanları kapsamaktadır, çünkü doğaları gereği erkektirler zaten.

Kimilerine göre bu gruptan gelenler edepsiz kişilerdir, fakat bu tamamiyle yanlış bir önyargıdan ibarettir. Çünkü, seçimlerini arsız oldukları için değil ama cesur ve erkeksi oldukları için yapıyorlar. Erkeksi bir bedene sahip oldukları için de, kendilerine benzeyen bedenlerden hoşlanıyorlar.

Ve edepsiz kişiler olmadıklarına dair en iyi kanıt ise şudur:

İşte bu insanlar -ve hatta sadece bunlar- büyüyüp olgunlaştıkları zaman politikacı olurlar, ve olgun erkekler olarak halen gençlerden hoşlanmaya devam ederler. Ve asla evlenmeye veya çocuk sahibi olmaya yeltenmezler.

Böyle bir şeye kalkışsalar bile, bunu yasal mecburiyetten yaparlar ve bu asla doğal bir iradenin sonucu değildir. Yani her halükarda, kendileri genç yaşta iken olgun erkeklerin sevgilisi olurlar, ve kendileri büyüyüp olgunlaştığında ise gençleri kendilerine sevgili edinirler.

Ve bu erkekler, şans eseri bir şekilde gerçekten diğer yarısı olan biriyle tanışırlarsa eğer, seven veya sevilen olarak yani, işte o zaman bu çift mutluluktan havalara uçar. Olabilecek en tutkulu aşkı ve arkadaşlığı bir arada yaşarlar. Ve asla ama asla ayrılmazlar, tek bir an için bile ayrı kalmazlar!

Bu tip çiftler, ömürleri boyunca beraber kalırlar, öncesinde başkalarıyla yaşadıkları ilişkilere geçici hevesler ve sırf tecrübe gözüyle bakarlar. Sırf şehvet için beraber olduklarını söyleyemez hiç kimse, çünkü birbirlerine müthiş bir aşkla ve tutkuyla bağlıdırlar.

Öyleki, ruh ikizi gibi birbirlerine bağlıdırlar, ve bu duygularını sözle ifade etmeleri oldukça zordur. Konuşarak ifade etmeye kalkışsalar da, bu sözleri duygularının yoğunluğu yanında yavan kalır.

Ve hatta diyelim ki, bu çiftler aşk ile yanyana uzanmış haldelerken, birdenbire Hephaestus insan kılığında karşılarında beliriverip, onlara şöyle sordu diyelim;

“siz ikiniz ne istiyorsunuz birbirinizden?”.

Ve onlar cevap veremeyince de, bu sefer şöyle sorar;

“Gece gündüz birbirinden ayrılmayan tek bir beden haline mi dönüşmek istiyorsunuz? Çünkü istediğiniz bu ise eğer, ikinizi eritip birbirinize leğimlerim ve tek bir beden haline sokabilirim. Sonrasında, tek bir beden olarak yaşamaya devam edersiniz, ve hatta ölüp Hades diyarına gittiğinizde bile halen tek bir beden olarak gidersiniz.

İyi düşünün ha, ve gerçekten istediğiniz şey buysa eğer, bana söylemeniz yeterli.”

Çok iyi biliyoruz ki, böylesine bir teklifi hiç kimse geri çevirmeyecektir, ve hatta içten içe bunu arzuladığını da kimse inkar etmeyecektir. Çok eski zamanlardan beridir, içgüdüsel olarak bunu istediklerini, ve tekrar birleşip bir olmayı arzuladıklarını herkes kabul edecektir elbette.

Ve bunun tek sebebi, insanın özünden doğasından gelmektedir. Çünkü, öncelerde zaten tek bir beden olarak bir bütün halde idiler.

Çok eski zamanlardan beridir süregelen bu arayışa da, Eros yani aşk denmektedir.

Yani diyorum ki, öncelerde bütün bir halde olan bireylerdik, fakat günah işledik diye ortadan kesilip ikiye ayrıldık, yani Arkadyalıların Lakedemonyalılardan ayrılması gibi.

Ve özensizce davranıp tanrılara karşı hürmet göstermezsek, hepimizi bir kez daha kesip ortadan ikiye ayırabilirler elbette. Yıkılıp dökülen heykeller gibi yani, burnumuz kollarımız her bir yana dağılıverir, tek ayak üstünde durmak zorunda kalabiliriz.

İşte bu sebepten ötürü sevgili dostlar, bütün insanlığa çağrı yapılmalı ve tanrılara hürmet göstermeleri ve saygılı olmaları gerektiği hatırlatılmalıdır. Böylece, hem tanrıların gazabından korunmuş oluruz, hem de mutluluk elde ederek aşkın tanrısı Eros’un bize yol göstermesini sağlayabiliriz.

Ve hiç kimsenin bu tanrıya karşı gelmesine izin vermemeliyiz. Çünkü, bu tanrıya karşı gelmek bütün tanrılara karşı olmak demektir, ve bunlar hepsinin öfkesine sebep olacaktır.

O zaman, bizler bu tanrı ile dost ve barış içinde olduğumuz sürece, genç aşıklar arayışımızda muradımıza erip mutlu olabiliriz ancak...

~ Eviren & Çeviren: Zeus Baba / 2018 ~

ZeusBaba

Ölümsüz Eserleri ~ Eviren-Çeviren-Paylaşan ~

Yilmaz Guleryuz

Written by

Antifragile developer with #LearnMakeShare philosophy! ⚡️

ZeusBaba

ZeusBaba

Ölümsüz Eserleri ~ Eviren-Çeviren-Paylaşan ~