POETİKA GÖLGESİNİN KATRAN ARKI

Alışmayış Merkezi / Serkan Işın

Güncelin yağlı tahtasında çatıya doğru tırmanmak için uğraşan kişilerden değilseniz yazının gittiği yer edebî türlerin ışıltılı bulvarları olmuyor. yazmamaya karar verdiğinizde bunun sadece “şiir yazmamak” olabileceğini kendinize tembihlemeye başlıyorsunuz. çünkü yıllarca yazıya bağlı bir yaşantının tatlı koruyuculuğunda, içtimai ve yakın olana karşı gösterdiğiniz ketum ilgisizlik, yazının kendi tarihi içinde -tıpkı açık dünya oyunlarındaki gibi- “yan görev”lerin peşinde şehvetle dolandırıyor sizi. hatta itiyor oraya doğru. hatta bir ana görev olduğunu unutacak kadar kendinden geçebiliyor insan bu tatlı tarihi meyve ile. kendinden geçmenin son noktası ise haritanın dışına doğru gitmek.

Haritanın dışı gerçekten olabilir mi? Haritanın dışı bir hata ya da kaza olmadıkça bulunabilecek bir yer değil. hata ve kaza olasılığı ise şedit şiir tarihinin şaire kapattığı ya da gölgelediği yara izinde türün güncel nefasetini koruyor (birçok kez akımlar ya da bireyseller o tarihi yaralamaya girişmiştir). türlü şekillerde bize gösterilen “öteki tarafa geçme” anlarından bahsediyoruz burada. bu zorunlu göç bazen yaşanılan zamanın habisliğinden kaçmaya çalışmak ile ilgili. habis, çünkü kendisi için ayrılan alan ile yetinmeyenler ile mevcudiyetini ötekinin sırtında tamamlayanlar arasında kalmak, yaşamak değil sadece hayatta kalma biçimlerini keşfetmek için akıl almaz eziyetlere katlanmakla eş değer.

yıllardır belli belirsiz bir çerçeveye sadık kalarak yazdığım yazıları gözden geçirdiğimde ortaya çıkan toplamın okur için ne kadar eziyet verebilecek boyutlara geldiğini keşfettim geçenlerde (belki de çoktan bu keşfedilmişti ve büyük şair kibrimle buna direniyordum, yoksa okunmuyor olmak bir şairin psişesidir). gündeliğin telaşı ve kötülüğü içinde iyisi kötüsü esirgenmeden yazılan şey, şiir düşünmekten yorgun zihnin tedavisine yönelik acılı bir ritüele benziyor. insan yazdığı şeyleri ya yazarken budamalı ya da yazdıktan çok sonra feda edilemeyenlerin zehirli buharını solumalı çok yakından.

meslek olarak yazarlık yapan insanlar olmadığımız için, yazarken bir ya da birkaç çeşit okurun varlığını düşünerek yazmıyoruz genelde. oysa bizden öncekiler için bu eşik önemli, saygıdeğer bir eşikti. bir okurun varlığı, ancak yazılı kültür ile ilgili bir gerçeklik olsa da, aynı okurun bizi dinliyor olduğunu hayal etmek ise yazıyı bir fıkraya ya da köşe yazısı türüne yaklaştırma tehlikesine getiriyor kişiyi.

elemeden yazmak, silmeden yazmak ne kadar tehlikeli ise orada biri bunu okuyor diyerek yazmak da o kadar banal ve sıkıcı. okurumun olmadığı yönünde hem kendi telkinlerim hem de bunları gerçek kılan fiili durum yazdıklarımda velut fakat yığıntı halinde duran bir çok gereksiz parça bırakmış. onları kesip biçtiğinizde ortaya eli yüzü düzgün bir eşkal çıkıyor evet.

fakat yine de aynı yere geliyoruz. yazılı kültürün iletişim için yanıp tutuşan bir tarafı olduğu gibi, haritanın dışındaki gölgeli alan gibi iletişimi tamamen dışlayan bir tarafı da mevcut. edebi türlerin keskin sınırlarının aşındığı bir dönemde, edebiyat tarihinin bu kalın aydınlığını kırınıma uğratacak her türlü fragman ile karşılaşma ümidimiz devam etmeli. aksi takdirde birbirinin varyasyonlu tekrarı olan enerjisi az gürültülü kağıtlardan öte gitmeyiz. kağıt israfı ile dolu yazılı kültür tarihi, keşfedilmeyi bekleyen yan görev haritaları ile doludur. bunun için güncelin yağlı merdivenlerinden inmeli ve karanlığa karışmalı. birkaç yıldır yaptığım budur.

Not: Yazarların, şairlerin, eğlence sektöründeki insanların yazıyı, şiiri bıraktıklarını açıklamaları dadacı bir eylem olarak Marcel Duchamp’ın “satrançla uğraşacağım artık” deyip sanat yapmayı bırakması ile ilintilidir. Fakat Duchamp’ın üzerinde sahici duran bu eylem -ki kendisi kalpazanlıktan ceza yemiştir- diğerlerinde bunun karikatürü bir skandallık ile yaralı. Yazarların yazıyı bırakmaları ve hiç yazmamaya karar vermeleri ya da ara vermeyi tercih edebilmeleri modern zamanın bir işi.


Show your support

Clapping shows how much you appreciated ve de ki’s story.