Suda Eriyen Yazın

Sophie Taeuber-Arp — Scenes from the marionette play -King Stag- 1918

Poetikhars bir yıl kadar daha ayakta olacak, eğer bir sorun olmaz ise. Parasını ödedim, sağını solunu düzelttim ve okur için ya da ziyaretçi için izlenebilir bir hale getirdim. Yazmak için ise hala aynı imkanlar var sitede. Kaldı ki ben bile yazmıyorsam hiç kimseden yazmasını bekleyemem.

Fetret Devri’nin olması bu işlerin doğasındandır. Bu tür aralarda sakince beklemek, olasıdır ki başka alanlara yönelmek -örneğin benim yaptığım gibi neredeyse 7/24 bilgisayar oyunlarına kendini vermek- gerekir. Yazının çok nankör olması büyük bir sorun teşkil etse de, yazarlığın daha da baskıcı olabilmesi sonucu insan yazmadığı süreyi Yazı’ya uzak durup Yazarlığa kafa yormakla geçirmelidir. Sağda solda artık yazmaması gereken ama yazmaya devam eden şairlerin Yazarlıklarının cilvelerine fazlaca kendilerini kaptırmış ve Yazı’nın arsızlıklarına da hayır diyememiş olması normaldir. Aslında her bir şey normaldir ve bunların anormalliklerini bulmak için o şeylerin uzağında bir yere gitmek gerekir.

Neler normaldir? Yayın dünyamızda normalleştirilen şeyler vardır, şiirde olduğu gibi. Normalleştirilen ve üzerinde uzlaşmamıza gerek olmadığı düşünülen her bir araç, yöntem, yordam bir noktadan sonra aleyhimize kullanılır. Örneğin internet öncesi (İ.Ö.) dünya ile internet sonrası (İ.S.) dünya artık optik düzlemde bile aynı gezegeni işaret etmez, etmiyor. Buna alışmak bir yana, bunu normalleştirmek için çalışan Devasa bir yapı ile de ilişkiliyiz artık. Örneğin sosyal medyada içeriği biz sağlıyoruz. Televizyon dünyasında hala Yapımcı ve buna bağlı bir ton endüstriyel yapı, görev, meslek var iken, sosyal medya için böyle bir şeye ihtiyaç yoktur. İçerik sensindir. Sen derken, senin ürettiğin metin üzerinden kalkınmaktadır ve senin ürettiğin metinden öte bir hayatın da yok gibidir. Aslında bizler, Sosyal Medya isimli uzun metrajlı bir filmde sıradan figüranlardan öte neyiz diye de sormak gerekir, çünkü Sistem seni öyle görmektedir. En büyük İçerik Sağlayıcı İnsan’dır. Ve Repliğini yazmakta özgürdür.

Bu noktada Yazı tarihi’nin türlerden arındırılmış, minimalist ve aynı zamanda çoklu-ortam bir aynası ile karşı karşıyayız. Web’in aldığı hal, içerik sıkışmasından dolayı, ziyaretçi-kullanıcı-okur ötesinde yeni bir kimlik inşa etmesi ile ilginçleşti. Yaşantılarımızın ve kimliğimizin sayısallaştırılabilir bir düzeneğe oturması, ufukta oldukça değişik ve bize yabancı bir Varoluş imkanı yaratır, yaratacaktır da. “İndirilebilir ve Suda Eritilebilir Mevcudiyet” kapımızda.

Tam da bu noktada, yeni Dev Mecra’nın kapısında iken, bugüne kadar yapmadığımız sorgulamaları ve araçları devreye almalıyız. İşimize kısmen yarayan ve 20. yüzyıla kadar izlemek zorunda kaldığımız Batılı Modernleşme’nin kullanım süresini uzatmak için kendimize bahaneler üretmek yerine, bizim de yer almakta olduğumuz Batı Dışı Modernleşme ile hemhal olmalıyız. Hızca Yavaş Sınıflar için Web’i yeniden tanımlamak, onları daha “hızlı” hareket edebilecekleri araçları satın almaya zorlamaktan daha insani görünmekte gözüme. Bu, bizden öncekilerin yaptığı gibi Model arayışı içinde olmayı da gerektirmiyor. Çünkü içine girdiğimiz ve bizi çepeçevre sarma iddiasındaki bu yeni Mecra (Web/ağ) bize göre şekil alabilecek ve bize kendi yordamını dayatmayacak araçlar ve imkanlar ile dolu sayılır.

Bugün fark ediyorum da, ülkede internet yok iken internete bağlanabilen ve sayıları çok az bir kuşağın üyesi sayılırım. Bu, beni elbette önemli ya da özel kılmıyor. Fakat, bu bilgi, yordam açısından insanı zenginleştiriyor. İnternet’in geldiği noktada tamamen ticarileşmesi ve bir tür bağı olmadan insanî içeriği sosyal medya adı altında ticarileştirmeye girişmesi, 20. yüzyılın başında Devlet ve Şirket’in birleşmesinden korkan bir çok ütopyacıyı mezarında ters döndürüyordur. Çünkü insanların bu kadar “erişilebilir” olmaya can attığı bir yapıyı herhalde ne Orwell ne de diğerleri düşünmüştür. Facebook eğer bir hap olsa idi, bunu yutmak istemeyeceklerin sayısı eminim çok fazla olmayacaktı. Ve hiç bir araba Devrim ya da Özgürleştirme getirmemiştir hiç bir halka.

Fakat, konumuz bu değil. Yaşadığımız şey bir Post-Ütopya. İlla başına bir Post getirildiğinde anlamlı olacağını düşündüğümden değil. Ütopya’da aradığımız tüm özelliklere sahip olmasına rağmen zamanımız, sahiplenmeye ve aynı zamanda reddetmeye açık yapısı ile tuhaf kimyasını çözmemize izin vermiyor. Web’in bir paralel evren olarak kalacağını düşünen bir çok kişi yanıldı, yani Ütopya olarak İnternet varlığını ve meşruiyetini sağlamış denilebilir. Öte yandan Web ulaşmadığı Mekanı kendisine göç etmeye zorlamak yerine dönüştürme gücüne sahip. Yani internete girmek için hizmetin ayağınıza gelmesi hepimize doğal geliyor artık.

Web aynı zamanda bir çok alışkanlığı ve Tarihsel sayılabilecek kütle ve bireyi de değiştirdi. Kentli birey için çoğu kez kaçınılamayacak bir olgu olarak “anındalık” reklam panolarını, hareketli resimleri ya da televizyonu da aşacak bir hızla hayatımızda endam ediyor. Tüketim alışkanlığımız kökten değişti ve artık ihtiyaçlar teorisi adı altındaki ilkel çözüme kimse inanmıyor. Okuma yazma bilip bilmemesine bakmaksızın Matbaa Evreni’ni pas geçerek, İnternet’in yazılı-görsel evrenine adım atabiliyoruz. Yani web bütün tarihsel ve toplumsal ve ideolojik hiyerarşileri yıkmıştır. Batılı tarih içinde Bilgi Toplumu olarak adlandırılan bu çağ, bilgiden mahrumlar (Hayatın Tatili’ndekiler) için de imkanlar barındırması ve bunu aynı raflarda tutması açısından, çoğu kez zımnî bir rahatlama getirmekte. Ama bütün bu araçların bu yolda kullanımı dipte yoğun ve pahalı ticari faaliyetlerin gizlenmesine ya da apaçık ortaya çıkmalarına rağmen dikkat edilmemelerine de sebebiyet vermekte. Yine Batılı zaman çizelgesine göre çağları yaşamaya çalışan çoğu toplum için Endüstrileşme’den sonra gelen bu Çağ ucu açık niteliği ile Kapalı Toplumlar’ın Siren’i de olmaktadır.

Peki ya Şair? 20. yüzyılın kaybolmaya yüz tutan yakışıklısı? Yayın ağları ve “piyasa koşulları” tarafından kâh paranın olmadığı bir sisteme ya da dümdüz mistikliğe doğru yol alan Şair ne olacak? Kendisini birdenbire bulduğu bu yüzyılda, özellikle Batı’da numunelik olarak tutulan fakat çoğu kez Sistem karşıtlığını, düpedüz Sistem’i az geçince Sağ’da bir yerler olarak işaretleyen, bahsettiğimiz tüm tarihsel süreçlerin dışında gibi yer alan Şair? Ve onun biricik Metası sayılabilecek Şiir ve Kitap, onlar ne olacak?

Originally published at http://poetikhars.com/webblog/serkanisin/suda-eriyen-yazin.