Yobaz Dindarlar ve Yobaz Dinsizlere

Bu yazıyı yayımlamaktaki amacım aslında iki kitleye hitap etmektir. Bunun birincisi; inandığı din hakkında bilgi sahibi olmayan ve savunanlar, ikincisi ise inanmadığı için dinlere saldırmak ve eleştirmek için bahane arayanlar.

Öncelikle herhangi bir dini inancınız olsun ya da olmasın, İsa gibi, Muhammed gibi tarihte büyük bir iz bırakmış ve bıraktığı izi günümüzde bile derinleşmeye devam eden kişiler hakkında “sahtekar, yalancı” veya “boş beleş adam” diye düşünmek, akıllı bir insanın yapacağı bir şey değildir. Gerçekten ne gibi tecrübeler yaşadılar, veya tamamen kafalarından mı uydurdular bunu hiçbirimiz kesinlikle bilemeyiz. Aynı mantık çerçevesi içinde, bir ideoloji bırakmış bu kişilerin sözlerini ele alıp veya Tanrı’dan gönderildiği söylenen kitapları açıp da, içlerinden 1–2 kelime cımbızlayarak kocaman bir bildiriyi (kitabı) anlamsızlaştırmaya çalışmak asıl yalancılıktır. Sizin inancınıza hitap etsin veya etmesin, bu kişileri ve bıraktıklarını; mantıklı, dürüst ve objektif bir çerçeveden ele almak gerekir.

Eğer Peygamber olduğunu söyleyen bu kişi veya kişilerin sahtekar olduklarını düşünüyorsanız, yaptığı işleri ve söylediği şeyleri incelemek ve tek tek o kişi veya kişilerin karakteri hakkında fikir sahibi olmuş olmanız gerekir ama ne yazık ki günümüzde hem dindarlar, hem de ateistler (küçük bir azınlık hariç) sadece propaganda yapmayı ve sürü psikolojisi ile saldırmayı ya da savunmayı kendilerine amaç edinmişlerdir.. ve ne yazıktır ki, dine en çok zarar veren kişiler de, henüz okumadan fanatikliğini yaptıkları kitabın değerini küçülten ve saygınlığını toplumun gözünde azaltan sözde dindar kişilerdir…

Konuya net bir giriş yapmadan evvel şunu anlamanızı istiyorum; bir konuyu eleştirmek ve hakkında fikir sahibi olmanız için, bilgi sahibi de olmanız gerekir. Hiçbir ideolojinin ve düşüncenin fanatiği olmayınız, araştırınız, okuyunuz, merak ediniz ve gerektiği zaman sorgulamaktan korkmayınız. İnandığınız şeyin ne olduğunu bilmeniz gerektiği gibi, reddettiğiniz şeylerin de ne olduğunu bilmeniz gerekir. Cahil bir dinsizin, cahil bir dindardan farkı yoktur. Olay burada dinler veya inançlar değil, tamamen ahlak ve terbiyeden ibarettir.

Elimizdeki kutsal kitap nüshaları malesef çok kez değiştirilmiş ve yıpranmış, kasıtlı veya kasıtsız tercüme hataları ile günümüze kadar birçok değişim göstererek gelmiştir. Şu anki dilimizle ve şuanki belgelerimizle, 1400 veya 2000 sene öncesinin kayıtlarına ulaşmamız, ulaşabilsek bile tam olarak anlamamız malesef imkansız denecek kadar zayıftır.. kaldı ki, ulaşılabilecek pek bir nüsha olduğunu da söyleyemeyiz. Dolayısı ile zaten elimizdeki bu nüshaların içlerinden ayet veya kelime cımbızlamaktan, hatta anlamını değiştirmeye çalışmaktan çok, bu olguların temel mesajlarını algılamalı ve göstermek istediği güneşi görmeye çalışmalıyız.

Dini kitapların hepsi, (semavi olmayanlar dahil) bize gerçekliği göstermek, bizi hakikate bir nevi daha fazla yaklaştırmak için gerekli olarak ortaya çıkmış fikirler dizisidir. Biz, bilimden veya mantıktan uzaklaşırsak, ya da taraftarca bir bakış açısı ile sadece yargılama yolunda ilerlersek, zaman kaybetmekten başka bir şey yapmış olmayacağız. Din, bilimin atasıdır ve asla tamamen yok sayılmamalıdır ancak ne dine, ne de bilime körü körüne bağlı kalınmamalıdır.

Bu sefer ki yazımın konusu; günümüzde çokça eleştirilen Hz. Muhammed olacaktır. Ancak, bu sefer ki yaklaşımım, biraz farklı olacak. Benim kişisel görüşüme göre, gerçekten peygamber olmak veya yalandan da olsa peygamberlik ilan etmek için bile, belli bir zeka ve bilgiye ve aynı zamanda ruhani gelişmişliğe gerek vardır. Zaten bahsi geçen bütün bu kişilerin ya toplum liderleri oldukları, ya da sonradan lider haline getirildikleri görülmektedir.

Kuantum dünyasının bize sunduğu bilgiler ışığında anlıyoruz ki insan, içinde bulunduğu bu bedenden ve kişilik olgusunu yaşadığı bu karakterden bağımsız, daha büyük bir varoluşun yansımasıdır. Tecrübe ettiğimiz dünya hangi manasıyla bakılırsa bakılsın gerçeklik dünyası değildir. Bununla alakalı paylaştığım halihazırda birkaç tane yazım var. (Örneğin bu, ve bu.)

Yani demek istediğim, doğru da olsa yalan da olsa bu adamlar belli bir bilgi, zeka ve gerçeği arayış yolunda meydana çıkmış kişilerdir ve tek amaçları insanları, toplumlarını düzeltmek ve farkındalığı yükseltmek, insanların daha iyi bir hayat yaşamasını sağlamak ve onları algılayabildikleri gerçekliğin sınırlarına ulaştırmaktır.

Peygamberliğini ilan etmeden önce Musa birkaç yıl ortadan kaybolmuştur, bu esnada belki bir eğitim almış belki kendi iç dünyasına dönmüş ve meditasyon yapmıştır, bilemeyiz. Ancak bu yalnızbaşına geçen birkaç senelik kaçıştan sonra ortaya çıkıp, Peygamberliğini ilan etmiş ve yeni bir ideoloji ile Firavun’un karşısına çıkmıştır.

İsa, birden bire 30 yaşında Peygamberliğini ilan etmiştir ve hem bundan önce, hem de bu ilandan sonra her gün saatlerce dua etmiş, meditasyon yapmıştır. Mucize olarak adlandırılan bütün hareketlerinden önce saatlerce dua ettiği ve yaptıklarının, her insanın yeterli iman sonucunda yapabileceği şeylerden öte olmadığını söylemiş ve 12 tane öğrenci yetiştirmiştir. (İncil bununla alakalı çok geniş bir kaynaktır)

Muhammed, tüccar olması sebebi ile birçok bölge ve din görmüş ve en sonunda kendi halkının inandığı ve taptığı putlar ve dinler konusunda bir çok düşünce ile boğuşmuştur. Peygamberliğini ilan etmeden önce aylarca Hira Mağarası’na kapanmış ve düşüncelere dalmıştır. Kimi ateist kişiler, Dinini yaymaya başlamadan önce o mağaraya kapanıp bunu aylarca planladığını ileri sürse de, benim şahsi fikrim aylarca gerçeği aramış ve dua/meditasyon ile günlerini sükûnet içinde geçirmiş, gerçeği aramak yolunda kendi içdünyasında bir savaş vermiştir. (Dini belgelerin de işaret ettiği zaten budur.)

İnanmayanlara şu hususta dikkatlerini vermelerini rica ediyorum ve inanan kişiler için de, bu kişilerin sadece birer insan olduğunu (Bunu Okuyunuz) unutmamaları gerektiğini hatırlatma ihtiyacı duyarak, tarihte bu denli iz bırakmış bu fikir lideri muhteşem kişilerin, sadece basit bir insan olarak yaşadıkları tecrübelere, sırtladıkları bu denli ağır olan yüklerine dikkat etmekelerini, ve gerçekten kendi uydurmaları da olsa veya gerçekten ruhani bir varlıktan vahiy almış ya da kendi zihinlerinin derinliklerinde gezintiye çıkmış bu (sözde şizofren) kişilerin daha farklı bir perspektiften anlaşılmasına yardımcı olabilmek için sizlere sunduğum bu yazıya güzel bir eklemede bulunmak istiyorum;

“Muhammed, bilindiği gibi aleyhinde fikirlere sahip olan kişiler tarafından çarpıtılırken, öte yandan bazen de kendini onun savunucusu ilan edenler tarafından da eşit derecede çarpıtılıyor ki tüm bunlar onun gerçekte kim olduğunun bilinmesi gerektiğini gittikçe daha da kaçınılmaz yapıyor ama, onun hakkında yazılmış olan milyonlarca, belki milyarlarca kelime onu açığa vurduğu kadar belirsizleştiriyor da.

Benim istediğim, bu insan için gerçek bir hissedişti. Yaşadığı hayatın tüm karmaşıklığını ve canlılığını istedim. Kısaca, Muhammed’i bir bütün olarak görmek istedim. Yani bu insanı, çeşitli amaçlardan oluşan sanal bir mayın tarlasından uzak tutarak ve dini adanmışlık, duygusallık, basmakalıplık ve peşin hükümlülükten de uzak tutarak.

İslam’ın kritik dönemecini dikkate alalım mesela: 610 yılında bir gece Muhammed’e olan şeyi. Mekkenin hemen dışındaki bir dağda.. oraya gitmişti, ve görünen o ki belki de bir iç sükuneti umuduyla o haleti ruhiye içinde en son umduğu şey vahyin, ilhamın kör edici ağırlığıyla karşılaşmaktı. Yani o gecenin elimizdeki ilk rivayetlerinde beni vuran şey, pek de orada ne olduğu değildi. Asıl merak uyandıran şey, orada ne olmadığıydı.

Ne olmadı; Muhammed, dağdan sevinçten havalara uçarak inmedi veya “Yaşasın, Allah’a sonsuz şükür!” diye bağırarak aşağı koşmadı, nur ve neşe saçmadı ya da kendine eşlik eden melekler korosu, ilahi müzik vs yoktu, coşku yoktu. Zevkten mest olma yoktu ve gelen vahiy, Kur’an’ın hepsi bile değildi. Sadece kısa beş ayet idi. Kısacası, kendisine tepki göstermeyi kolaylaştıracak hiç bir şey yapmadı. Bu vahiy tecrübesini, dünyevi kişisel hırslarını gizlemek için icat etmiş diye eleştirebileceğimiz hiçbir şey yapmadı. (Hatta putperest bir toplumda böyle bir mesaj açmaya çalıştığı için deli denildi, alay edildi, öldürülmeye çalışıldı, sefalet çekti.)

Tam tersi, kendisine atfedilen kelimelerle söylersek ilk başta, başına gelen şeyin gerçek olmadığına ikna olmuştu. En iyi ihtimalle, halüsinasyon olduğunu düşündü (Belki de aylardır o mağara gerçekliği arayışı sonucunda çıldırmaya ve delirmeye başladığını) yani kendi zihninin kendisine oyun oynadığını. En kötü ihtimalle, kötü bir cin veya ruhani bir varlığın saldırısına uğradığını, onu aldattığını. Hatta ilk aklına gelen şeylerden bir tanesi de intihar edip bundan kurtulmaya çalışmak bile olabilir. Tüm bu tecrübeye bir son vermek. O gece işittiği kelimelerin kendi içinden mi yoksa dışardan mı geldiğine, hangisine inanırsanız inanın görünen o ki, Muhammed’in böyle bir tecrübe yaşadığı kesinlikle açık. (Aynı şekilde İsa’nın ve diğerlerinin de.)

Bunu kendisini ve bu dünyadaki kendisini algılayış biçimi değiştirecek bir güçle yaşadığı ve insanları etkilediği de açık. Dolayısıyla bu başlangıçtaki panik halinde yaşadığı kafa karışıklığı, bu aşina olduğu her şeyden kopuş, bu zihnin kavrayabileceği her şeyden daha geniş olan bir güç tarafından kaplanmışlık hissi beni tamamen gerçekmişçesine bir hisle çarpıyor. Bence, tek akla uygun tepki, böyle bir tepkiydi ve bu düşünceler benim Muhammed’i bir sembol olarak değil, bir insan olarak görmemi sağladı.

Sıradışı bir yetimden alkışlanan lidere, ötekileştirilmiş yabancıdan en üst düzeyde benimsenmiş birine, güçsüzükten güce ulaşmış birisi bu. Ama, baştan beri bildiğim bir şey şuydu, bu dikkat çekici hikayeyi adil bir şekilde ele almam gerekiyorsa, onu sayfalarda canlandırmam gerekiyorsa, iyi niyetle/temiz bir inanışla olmalıydı bu. Bunun aslında biraz ironi olduğunun farkındayım: Ben, (Lesley Hazleton) burada Agnostik birisi olarak karşınıza çıkmış ve temiz bir inanıştan bahsediyorum. Ancak şimdiye kadar o kadar çok kötü inanışlar oldu ki.. ve artık biz bunu aşmak zorundayız. Hepimiz. Dindar veya laik olalım, inançlı, ateist ya da ikisinin arasında bir yerde olalım, sonuçta aşırı uçtakilerin söylemlerinden ve yaptıklarından hepimiz etkileniyoruz.

Şimdilerde, dünyanın küçücük bir köşesinde olanlar, tüm dünyada yankı buluyor ama ister Tahran’da, ister New York’da yaşayalım; yine de bir seçeneğimiz var: reddedebiliriz. Öfke ve şüphe tarafından yönlendirilmemize izin vermeyi reddedebiliriz. Her türlü aşırı uç tarafından manipüle edilmemize izin vermeyi reddedebiliriz. Onların dar bakış açılarını, çaprıklıklarını ve onların küçük zavallı akıllarını da (kendi aklımızı geliştirerek) reddedebiliriz. Muhammed’i bir bütün olarak görmeye başlamamız (İslamofobik olmadan) ve birbirimizi de bir bütün olarak görmeye başlamamız gerekiyor.. iyi bir niyet ve iyi bir inanış ile.”

Lesley Hazleton — TEDx Konferansları

Az önce konuşmasını yazı şeklinde okuduğunuz bu bayan, Agnostik bir Yahudidir. İsmi üzerinden daha fazla araştırma yapabilirsiniz. (Ayrıca “İlk Müslüman” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.) Bu tip tarafsız, objektif bir Agnostik, Deist veya Ateist iseniz tebrik ederim. Ancak sakın ola ki sadece 5 10 sayfasını okuyup da inandığı dinden bir anda vazgeçen heyecanlı veya özenti kişilerden olmayınız. Aynı şekilde, sadece dini kitap veya kitaplar ile de kendinizi sınırlandırmayınız.

Unutmayın, din ve bilim bizim bu dünyada yaşarken daha çok bilgi edinmemiz ve kendimizi daha çok bilmemize fayda sağlayan yardımcı araçlardır sadece. Bilim, Felsefe, Tarih ve Din gibi olguların derinlemesine araştırılması ve zihnin eğitilmesi gerekir. Kişinin geçmişini iyi bilmesi gerekir ki geleceğine yön verebilsin. Kişi, önce kendinden başlar gelişmeye ve sonra çevresini geliştirir ve bu gelişim asla durmamalıdır.

Gerçeklik, çok büyük bir sandaldır ve bu sandal sadece Din veya sadece Bilim gibi küçük bir kürek ile çekilemez. Ancak, bu kürekler sizin o sandala giriş biletiniz olabilir. Gelmiş geçmiş ve peygamberliğini ilan etmiş bütün kişiler o dönemde büyük bir devrim yapmayı başarmış ve insanları oldukları yüzyıldan daha ileri taşımış kişilerdir. Gerçekten Allah tarafından vahiy almış olsun veya olmasın, bu kişilerin bir tecrübe yaşadığı ve bunu kendilerinin bile tam anlayamadığı, ancak insanlara ulaştırmaya çalıştığı çok açıktır. Kaldı ki, 3 boyutlu bir evrende yaşayan bir insanın, 4 boyutlu veya daha üstün bir ortamı ve varlığı, 3 boyutlu zekası ile algılayabilmesi olanaksızdır. Büyük bir reform gerçekleştirmiş ve hayatını bu uğurda riske atmış kişiler için konuşurken daha dikkatli ve daha bilgili olmalıyız. (Okuyunuz)

Çevremizi ve dünyamızı, ve özellikle kafamızı çok kurcalayan yaratılıştan öncesi, ve ölümden sonrası gibi konular üzerine bize mesajlar vermeye çalışmış Kuran ve bunun gibi kitapları tarafsızca okumalıyız ve size şahsi önerim, bu tip ciddi kitapları kafanıza yerleştirmek istiyorsanız, kafanızdaki boşlukları hadis veya benzeri çarpıtılmış düşünceler ile doldurmamalısınız ve en önemlisi de, kendi aklını kullanabilen birisi olmalısınız. Aklınızı başkalarının kullanmasına ve sizi yönetmesine izin vermemelisiniz. Sevdiğiniz ya da saydığınız kişilerden, büyüklerinizden öğrendiklerinizi doğru kabul etmemeli ve sorgulamalısınız. Gelenekçi değil, araştırmacı olmalısınız..

BAKARA-170: Onlara (müşriklere); “Allahın indirdiğine uyun” denildiği zaman onlar: “Hayır, biz atalarımızın üzerine inandığı şey’e uyarız” derler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?